Trump’ın uyumsuz kabinesi ve Bercam üzerine anlaşmazlık - 1
https://parstoday.ir/tr/radio/world-i82740-trump’ın_uyumsuz_kabinesi_ve_bercam_üzerine_anlaşmazlık_1
Amerika’nın yeni Başkanı Donald Trump’ın beyaz saraya girdiği ilk günün üzerinden yaklaşık altı ay geçtiği bir sırada, kabinesindeki perişanlık durumu ve karmaşanın günden güne arttığı gözleniyor.
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Eylül 01, 2017 13:07 Europe/Istanbul

Amerika’nın yeni Başkanı Donald Trump’ın beyaz saraya girdiği ilk günün üzerinden yaklaşık altı ay geçtiği bir sırada, kabinesindeki perişanlık durumu ve karmaşanın günden güne arttığı gözleniyor.

Bu süre içerisinde ise Bercam nükleer anlaşmasının uygulanması ve anlaşmaya bağlı kalıp kalmama tartışması, Trump ve kabinesinde Dışişleri Bakanı gibi şahsiyetlerin arasında en ciddi anlaşmazlık ve tartışma konusu olduğu anlaşılıyor.

Gerçi Amerika’da son aylarda beyaz sarayda yaşanan gelişmelerin medya ve gazetecilerin gözünden kaçırılması için büyük çaba sarf ediliyor, ancak ne var ki tüm bu çabalara karşın Amerikalı devlet adamları arasındaki anlaşmazlıklar iyice açığa vurmuş bulunuyor. Bu anlaşmazlıklar bazen de bedel ödemelerle beraber oldu ve Amerika’nın cumhuriyetçi yönetiminin üzerinden henüz bir kaç ay geçtiği bir sırada bazı yetkililer görevlerinde istifa etti, bazıları da görevden alındı.

Bu arada Trump kabinesinde en önemli çatlaklardan biri, Trump ve Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’un İran ile sağlanan nükleer anlaşmaya yönelik farklı bakışlarından kaynaklanıyor. Gerçi hem Trump ve hem Tillerson, Amerika Bercam nükleer anlaşmasını ihlal etmekte ilk adımı atan taraf olmayacaklarını söylüyor, fakat bu uluslararası anlaşmaya bakışları farklı olduğu anlaşılıyor.

Aslında Amerika Başkanı Trump ve Dışişleri Bakanı Tillerson arasında Bercam anlaşması üzerindeki anlaşmazlık, Reuters haber ajansı bir süre önce Tillerson’dan naklen bu anlaşmazlığın ciddi boyutlara ulaştığını yazmasından sonra gün ışığına çıktı. Amerika Dışişleri Bakanı Tillersen 5+1 grubunun diğer üyeleri ile aynı görüşü paylaşarak Bercam nükleer anlaşmasının uygulanmasını istiyor, ancak Donald Trump her ne pahasına olursa olsun bu anlaşmayı engellemeye çalışıyor, zira Trump bu anlaşmanın Amerika için hiç bir getirisi olmadığını, bilakis İran’ı daha da güçlendirdiğini savunuyor.

Amerika Başkanı Trump ve Dışişleri Bakanı Tillerson arasında uzun süren tartışmaların ve bu bağlamda ortak bir görüşe ulaşamamanın ardından Trump Dışişleri Bakanı’ndan hoşnutsuzluğunu dile getirerek başka bir yol seçti. Bu konuda Foreign Policy dergisinin yazdığına göre, Amerika Başkanı Trump yaklaşık üç ay önce açıkça Tillerson’dan İran’ın Bercam nükleer anlaşmasını ihlal ettiği yönünde bir rapor hazırlamasını istedi, ancak Tillerson böyle bir raporu hazırlayamadı, çünkü İran bu anlaşmayı ihlal etmemişti. Bu yüzden Trump bu konuyu beyaz sarayda güvendiği bir kaç adamına havale etti.

Gözlemcilere göre Amerika Başkanı Trump iç ve dış arenalardan gelen baskıların yüzünden slogan düzeyinde de olsa kendisini nükleer anlaşmaya bağlı göstermek ve İran’ı anlaşmayı ihlal eden taraf gibi göstermek zorunda kalıyor, fakat aynı zamanda da Bercam anlaşmasından en ucuz bedelle çekilmek istiyor.

İran ve 5+1 grubu arasında imzalanan nükleer anlaşmaya göre Amerika Başkanı her üç aylık bir sürenin sonunda yaptırımların askıya alınmasını uzatması gerekiyor. Ancak Trump İran’ı Bercam nükleer anlaşmasına bağlı kalmadığını bahane ederek anlaşmadan çekilmeye çalışıyor.

Amerika Başkanı Trump ve Dışişleri Bakanı Tillerson arasında bu konuda devam eden anlaşmazlık ise, bazı medya ve siyaset çevreleri Tillerson’un Trump kabinesinden çekilebileceğini söyleyecek kadar ciddi olduğu anlaşılıyor. Gerçi bu gerginlik, beyaz sarayda son altı ayda yaşanan gerginliklerden sadece biri sayılıyor ve bunun gibi bir çok gerginliğin söz konusu olduğu ifade ediliyor.

Şimdiye kadar Amerika Başkanı Trump’ın kurduğu kabinede bir çok değişiklik yaşandı. Beyaz sarayda ilk siyasi günah keçisi milli güvenlik eski danışmanı Michael Felin oldu ve ardından FBI Başkanı James Komi de Trump’ın direk talimatı ile görevden alındı. Bu gelişmeleri beyaz saray çalışanlarının şefi ve Amerika yönetimi ahlaki mülahazalar bürosu Başkanı ve iletişim bürosu Başkanı da ya işten atıldı ya da istifa etti.

Bir kaç gün önce de Sean Spicer  beyaz saray sözcülüğünden istifa etti ve hemen ardından beyaz saray iletişim Başkanı Antony Oscaramoçi henüz on gün bu görevin başına geldiği bir sırada görevden alındı ve şu ana kadar beyaz sarayın son kurbanı oldu. Şimdi ise Trump ve Tillerson’un kavgasının nereye varacağı ve acaba bir sonraki kurbanın Tillerson mu olacağı merakla bekleniyor.

Gerçi Donald Trump’ın beyaz saraya girmesi ve milli ve uluslararası boyutlarda bazı sakıncaları anlamaya başlaması ilk günkü eğilimlerinden biraz geri adım atmasına vesile oldu, ama yine de seçim kampanyaları sırasında attığı sloganları üzerinde ısrarla durması başını ağrıttığı anlaşılıyor.

Bazı gözlemciler Trump’ın siyasi bilinçsizliği ve küresel karmaşık şartları bilmemesi kabinesinde çatlakların oluşmasına yol açtığını belirtiyor. Kuşkusuz Amerika’nın bir numaralı adamında bu kusurlar bu ülkenin iç ve dış politikalarını da olumsuz yönde etkileyerek kabinede hoşnutsuzluklara yol açıyor. Nitekim aynı durum Bercam nükleer anlaşması için de geçerli olduğu ve Başkan Trump ile Dışişleri Bakanı Tillerson arasındaki ilişkileri bozduğu ifade ediliyor.

Amerika’nın Salon internet sitesi bir raporunda Amerika Başkanı Donald Trump’ın dış politika alanındaki bazı kişisel özelliklerine işaret ederek şu satırlara yer verdi: Amerikalı güvenilir kaynakları Reuters haber ajansına yaptıkları açıklamada, Amerika Dışişleri Bakanlığında bazı üst düzey yetkililerin Trump’tan hoşnut olmadığını ve Trump’ın onlara bağımsız bir şekilde uzmanlık alanları olan görevlerini yapmalarına izin vermediğini söylemişler. Bu hoşnutsuzluk karşılıklı olarak Trump’ın Tillerson’a karşı duygularına da yansıyor. Gerçi Trump ve Tillerson arasında oluşan anlaşmazlıkta başka bir etkeni de göz önünde bulundurmalıyız ki o da Trump’ın aşırı derecede beyaz sarayda üst düzey danışmanları olan Banon ve Gorka’dan etkilenmesidir. Bu danışmanların İran ve 5+1 arasında imzalanan nükleer anlaşmaya karşı çıkmalarının şiddetti Trump’tan daha az değildir.

Bundan başka, Amerika Başkanı Trump’ın hükümetin ana yapısında aile fertlerine geniş yer vermesi ve ayrıca Trump’ın Amerika’nın hatta en üst düzey yetkililerine köle gibi muamele etmesi beyaz saray ve kabinede gerginliklerin artmasına yol açtığı gözleniyor, öyle ki son günlerde hatta Trump hakkında gensoru verilmesi ile ilgili tartışmaların iyice kızıştığı ifade ediliyor. Bu çerçevede Amerika’nın Newyork Times gazetesi de bir rapor yayımlayarak cumhuriyetçi temsilcilerin Trump’ın siyasetlerinden hoşnut olmadığını ve partinin liderlik kadrosu şimdiden 2020 seçimlerine Trump’sız katılmak için hazırlık yaptıklarını yazdı.

Washington Post gazetesi ise en yeni raporunda beyaz saraydaki ihtilaf hakkında şöyle yazıyor: görünen o ki Trump’ın beyaz sarayı içten çökmek üzere. İhtilaf üstüne ihtilaflar birikiyor ve Trump yönetimini en sorunlu yönetime çevirmiş bulunuyor.

Gazete şöyle devam ediyor: Trump’ın beyaz sarayı içten çöküyor, nitekim son günlerde yaşanan gelişmelerin de gösterdiği gibi siyasette hiç bir hadise anlık mesele değil, bir süreçtir. Yıkım devam ediyor. Yıkım üzerine yıkım yaşanıyor.

Raporu hazırlayan Amerikalı yazar Routh Markus ise şöyle diyor: bu patlamaların başlangıç noktası beyaz saray iletişim bürosu Başkanı Antony Oscaramaçi’nin Trump’ın özel kalem müdürü ve yüksek stratejisini suçlamaları ile şekillendi. Ancak bu patlamanın ve tesirlerinin en güçlüsü ve en şom olanını kongrenin son yedi ayda sarf ettiği çabalarının heba olmasında görmek mümkün. Bu çaba cumhuriyetçi partinin en büyük düşmanına karşı yürütülen çabaydı: Obamacare kanunu.

Washington Post gazetesi raporunu şöyle sürdürüyor: Belki neden senatonun Obamacare kanununu feshetmekte başarısızlığı Başkan Trump’ın zafiyetinin işareti sayıldığı sorulabilir. Gerçekte Donald Trump’ın seçildiği günlerde ve hatta cumhuriyetçi parti onu kendi adayı olarak açıklamaya hazırlandığı sıralarda bu durum bir hayal gibiydi. Cumhuriyetçi partili temsilciler Trump’ın başkanlığından olumlu imaj sunuyordu. Onlar siyasetlerin üzerindeki ihtilafları aşarak siyasi çatlakları doldurdular ve böylece deneyimsiz ve itaatkar Trump’ın onların çıkardığı yasaları imzalamasına zemin hazırlamak istediler. Kongredeki cumhuriyetçiler obamacare yasası, vergi kanunu reform yasası feshedileceğini ve her şey çok iyi ve onların istediği gibi ilerleyeceğini zannediyordu.

Raporu hazırlayan Amerikalı yazar Routh Markus şöyle devam ediyor: ancak şimdi işler onların istediği gibi ilerlemediği anlaşılıyor, zira cumhuriyetçi parti içinde sağlık sigortası kanununun karmaşıklılığı yüzünden anlaşmazlıklar yaşanıyor. 

Washington Post gazetesi raporunu şöyle sürdürüyor: şimdi sağlık sigortası kanunu reformu başarısız olunca Trump patlama noktasına geldi. Trump öfkesi zayıf ve kuşatma ve baskı altında olan başsavcısının üzerine boşalttı. Acaba başkanın beyaz saray çalışanlarının başkanlığı için seçtiği yeni adayı John F. Kelly daha iyi biri midir? Böyle gözükmüyor.  Görünen o ki Başkan Trump’ın sınırsız öfkesi her gün yeni bir hedef seçiyor. Yani her zaman Trump’ın serzeniş edeceği biri bulunuyor, ama Trump asla kendisini serzineş etmiyor. Beyaz saraya giren her yönetimi yetkilileri değiştirmekte kendine özel zor anları vardır. Her yönetim bir nebze olsun iç nifaktan ve ihtilaflardan acı çeker. Ancak Washington ve Amerika şimdiye kadar asla böyle bir durumla karşılaşmadı. Öyle ki Oscaramoçi Trump yönetimi aleyhinde yaptığı ifşaatta CNN’e şöyle dedi: hükümet içinde Amerika’yı bu başkandan kurtarmak onların görevi olduğunu düşünen insanlar var.

Washington Post gazetesi raporunu şöyle sürdürüyor: görünen o ki Trump kendi başkanlığına kurtaramıyor ve bunun sebebi de değişim yönünde güçsüzlüğü ve iradesizliğidir. Trump kendini kontrol edemiyor. Sorunların çözümü imkansız değil, ama bunu hayal etmek bile zor görünüyor. Geçen altı ay, aslında ileride daha fazla sorun ve perişanlığın işaretidir. Şu anda esas bilmece şimdiki başkanlık musibetinin ne zaman ve ne kadar kötü son bulacağıdır. Nitekim Trump’ın işbaşına geldiği 8 aydı hala en önemli bakanlıklardan biri olan Dışişleri Bakanlığı kadrosunu tamamlama krizi ile karşı karşıya bulunuyor ve üst düzey mevkilerin üçte biri hala boş duruyor.

Amerika’nın Newyork Times gazetesi ise Dışişleri Bakanlığında önemli mevkilerin boş kalması ve bakanlığın icraatı hakkında yayımladığı raporunda şu ifadelere yer verdi:

Amerika Dışişleri Bakanlığında Bakan yardımcıları, danışmanları, sekreterler ve diğer üst düzey mevkilerden oluşan 113 mevkiden sadece 36 mevkiye atanma yapılmış ve 29 mevki de eski Başkanı Obama hükümetinde yer alan yetkililerce yönetilmektedir. Yine 48 mevki halen boştur ve hiç kimse bu mevkiler için gözetilmemiştir. Emekli diplomat Nikolas Burns şöyle demiş: Dışişleri Bakanı tek başına bakanlığın tüm mevkilerini yürüterek yönetemez. Bakanın bir heyeti olması gerekiyor ki bu da tam kaybolan halkadır.

Amerika Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’un sözcüsü Hamond ise, Tillerson bakanlığın yapısında reform yapmak için söz konusu boş mekvilere atama yapmadığını belirtiyor. Hamond, şöyle diyor: bizim peşinde olduğumuz mesele, umursanmayan bir takım sorunlardır. Bu sorunlar daha büyük sorunlara yol açıyor ve bu yüzden halledilmeleri gerekiyor. Bazıları ise bu bakanlıkta durumun sadeleştirilmesi gerektiğini belirtiyor. Bazıları da bakanlıkta reformun üzerinde odaklanmak, asıl mesele yani diplomasi yapmanın unutulmasına yol açacağını savunuyor.

Amerika Dışişleri Bakanı sözcüsü Hamond şöyle devam ediyor:

Hali hazırda Amerika Dışişleri Bakanlığının dört temel bürosunun hiç bir yetkilisi veya yöneticisi yoktur ki insan hakları bürosu için sekreteri de içeriyor. Öte yandan personelin başka bürolara geçmeleri veya yerlerini değiştirmeleri de yasaktır. Politika üretmek ise danışmanlardan oluşan küçük güvenilir gruplara devredilmiştir. Yetkililer bu danışmanların harıl harıl çalıştığını söylüyor.

Newyork Timse gazetesi raporunu şöyle sürdürüyor:

Başka ülkeler de Amerika Dışişleri Bakanlığındaki bu duruma tepkili ve bu ülkelerin Dışişleri Bakanları atanan büyükelçilerin yerine doğrudan Tillerson veya danışmanları ile temasa geçmeyi tercih ediyor. Bu arada Amerika’nın 71 ülkeye yeni büyükelçileri hala atanmış değil.  Demokrat senatör Jack Read bakanlıktaki bu boşluğun Amerika’nın dış politikası üzerinde olumsuz etki yaptığını belirtiyor. Read, Amerika dışında dışişleri ve savunma bakanlıkları ve diğer kurumların arasında bir ittifak söz konusu olduğunu, bu tür bir boşluk ise düşmanlar tarafından bir fırsat sayıldığını vurguluyor.