Almanya seçimler ve sığınmacı sorunu
Almanya’da yeni parlamento seçimleri 24 Eylül 2017’de düzenleniyor.
Bu seçimler AB genelinde Britanya’nın birlikten çekilmesi, AB’nin Almanya’dan sonra ikinci ağır topu Fransa’da cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri ve ayrıca ABD ile AB arasında yaşanan gerginlik gibi önemli gelişmelerin gölgesinde yapıldığı için büyük önem arz ediyor
Almanya genel seçimlerinde esas rekabet Almanya’nın şimdiki Başbakanı Angela Merkel liderliğindeki Hristiyan demokrat parti ile Martin Schultz liderliğindeki sosyal demokrat parti arasında yaşanıyor. Bu iki büyük parti genel seçimlerden önce eyaletler düzeyindeki yerel seçimlerde birbiriyle rekabet etti ve bu rekabetleri kazanan taraf Hristiyan demokrat parti oldu.
İki rakip parti arasında bu seçimlerde çeşitli ihtilaf konuları göze çarpıyor. Ancak buna karşın Almanya’nın iki büyük parti liderinin tutumuna da yansıdığı gibi, hali hazırda Almanya’nın iç siyaset arenasında sığınmacı sorunu büyük önem arz ettiği anlaşılıyor. Doğal olarak iki partinin liderleri göçmenler ve sığınmacıların yarattığı sorun hakkında tutumlarını beyan ediyor ve bu tutumların Almanya halkı ve bu ülkede oy hakkına sahip olan göçmenlerin oylarında önemli rol ifa edeceği anlaşılıyor. Bu çerçevede Merkel ve Schultz’un sığınmacı sorununa yönelik tutumu, AB’nin en ağır topu olan Almanya’da siyasi tablonun ufkuna ışık tuttuğu söylenebilir.
Almanya’nın ılımlı sağ kanadının başını çeken Başbakan Angela Merkel sığınmacı krizinde en etkili siyasi şahsiyetlerden biri olmuş ve şimdi de Merkel’in bu konuya yönelik tutumu AB’nin göçmenlere ve sığınmacılara karşı izlediği çizgide ve politikalarda önemli rol ifa ediyor.
Almanya Başbakanı Merkel, göçmenlerin ve sığınmacıların AB ülkelerine doğru akın etmeye başlamasının ardından açık kapı politikasını savunmaya başladı. Bu politikanın anlamı, göçmenlere ve sığınmacılara Avrupa’ya girişine izin vermek ve onları AB ülkelerine yerleştirmekti.
Almanya Başbakanı Merkel 2015 yılında ve sığınmacıların Almanya’ya akını doruk noktasına ulaştığı bir sırada düzenlediği basın toplantısında şöyle dedi: Ben rahatlıkla Almanya’nın güçlü bir devlet olduğunu söyleyebilirim ve bizi ileri götürecek ve şimdiye kadar bir çok işi yapmamıza yardımcı olacak saik de budur ve bence biz sonunda bu krizin üstesinden de gelebiliriz. Gerçekte biz sonunda bu krizi aşabilecek bir yol bulabileceğimize inanıyorum.
Almanya Başbakanı Merkel’e göre sığınmacılar, AB’nin en büyük ekonomisi olan Almanya için özellikle yaşlı nüfusuna bakıldığında, sığınmacılar değerli bir sermaye sayılır ve bu kesimin bir çoğunu eğiterek onlardan Almanya sanayiinde vasıflı işçi şeklinde yararlanmak mümkün.
Gerçekte Merkel 2016 yılının başlarına kadar sığınmacıların Avrupa ve özellikle Almanya’ya kabul edilmesinin sıkı savunucularından biriydi. Ancak buna rağmen Merkel’in bu hayalleri gerçeklerle pek örtüşmüyordu.
Avrupa’da sığınmacı akını şiddetlenmesi ve özellikle Almanya’da radikal sağ partilerin ve grupların ve Pegida gibi İslam karşıtı teşekküllerin sığınmacıların kabul edilmesine karşı çıkmasının ardından Başbakan Merkel pratikte sığınmacı krizi ve sonuçları karşısında pasif tutum sergilemeye başladı. Zira bir yandan 2015 yılında yaklaşık bir milyon sığınmacı Avrupa topraklarına girdi ve bu sayının önemli bir bölümü, yani 800 bini Almanya’nın yolunu tuttu ve doğal olarak Almanya yönetimi bunca sığınmacıyı kabul edebilmek için hazırlıklı değildi. Öbür yandan sığınmacı akını Almanya için sosyal ve güvenlik sorunlara neden oldu ki bunun en bariz örnekleri Köln ve Hamburg kentlerinde yaşanan son hadiseler oldu. Almanya polisi bu hadiselere sebebiyet verenler göçmenler olduğunu açıkladı. Bu hadiselerden birinde Alman kadınlara tacizde bulunulmuştu.
Almanya’nın Pegida gibi göçmen karşıtı olan ve Berlin yönetiminin sığınmacıları kabul etme politikasına şiddetle karşı çıkan akımlar bu olayları fırsat bilerek sığınmacıların Almanya’dan sınırdışı edilmeleri yönündeki taleplerini daha fazla dile getirmeye başladı ve bazı Alman radikal sağ örgütler de sığınmacılara karşı şiddet uygulamak üzere harekete geçti ve sonuçta sığınmacıların kaldığı yerlere bir dizi saldırı düzenlendi.
Ne zaman sonu geleceği bilinmeyen sığınmacı krizinin devam etmesinin ardından Almanya Başbakanı Angela Merkel, karşılaştığı en büyük kriz nitelediği sığınmacı krizini çözmekten aciz olduğunu itiraf etti ve bu kez Türkiye ve Libya gibi ülkelerle anlaşmalar imzalayarak sığınmacı akınını bu ülkelerde önleme yoluna gitti.
Gerçi Almanya Başbakanı Merkel göçmenler ve sığınmacılarla ilgili Eylül 2017’nin başlarında yaptığı son açıklamasında 2015 yılında gündeme getirdiği sığınmacılara karşı açık kapı politikası doğru olduğunu savundu. Ancak buna karşın görünen o ki Alman Başbakan nihai değerlendirmesinde bu politikayı sürdürmenin mümkün olmadığı kanaatine vardi. Nitekim Merkel, ailesi Almanya’dan sınırdışı edilmesini Almanya Başbakanına şikayet eden Filistinli göçmen bir kızla kısa sohbetinde, eğer tüm sığınmacılar Almanya’ya gelmeye karar verecek olursa, artık durumu yönetemeyeceklerini belirtti.
Her halükarda Almanya Başbakanı Merkel şimdi kendi partisinin taraftarlarının oylarını Eylül 2017 seçimlerinde kazanabilmek için sığınmacı krizinde etkili ve önemli adımlar atması ve böylece Almanya’nın siyaset arenasında kendisi ve partisinin makbuliyet seviyesini arttırması gerekir. Almanya parlamentosunun Mayıs 2017’de göçmenlere karşı yeni yasa paketini onaylamasını ve paketin Almanya içişleri Bakanı tarafından açıkça desteklenmesini de bu çerçevede değerlendirmek gerekir.
Almanya’nın Derseden üniversitesi göçmen işleri uzmanı Oliver Angli ise Berlin yönetiminin göçmenlere karşı politikalarını sertleşmesini hükümetin seçmenlerden korkusu çerçevesinde değerlendiriyor.
Öte yandan Almanya’nın sosyal demokrat parti lideri ve Başbakan Merkel’in koltuğuna rakip olan Martin Schultz’un de göçmen ve sığınmacı politikasının değerlendirilmesi, Schultz ve partisinin Alman camiasında makbuliyet seviyesini ölçme bakımından önem arz ediyor.
Martin Schultz sol eğilimli sosyal demokrat partinin genel tutumu çerçevesinde sığınmacıların kabul edilmesini ve sığınmacı akımının yönetilmesini savunuyor. Schultz’a göre sığınmacı krizi sadece Almanya’nın değil tüm AB üyelerinin sorunudur. Buna karşın Schultz AB komisyonunun 2015 yılında üye ülkeler için belirlediği sığınmacı kontenjanının kabul edilmesine ve Macaristan, Slovakya ve Polonya gibi bu kontenjana karşı direnen ve sığınmacıları kabul etmeyi reddeden AB’nin Doğu Avrupalı üyelerine baskı uygulanmasına vurgu yapıyor.
Almanya’nın sosyal demokrat parti lideri Martin Schultz seçim kampanyaları çerçevesinde Avrupa adalet divanının AB üyeleri arasında sığınmacıların adil bir şekilde dağıtılması yönündeki kararına işaretle şöyle dedi: Avrupa adalet divanı sonunda bu kararı vererek sığınmacıların AB ülkeleri arasında uyumlu bir şekilde dağıtılması yasal bir uygulama olduğunu ortaya koydu. Sığınmacı krizi ortak bir sorundur ve tüm AB üyelerinin yerine getirmesi gereken bir görev sayılır.
Merkel’le Schultz’un göçmen ve sığınmacı krizi ile ilgili en önemli yüzleşmeleri, 12 Eylül’de ve genel seçimlerin arifesinde çıktıkları bir TV münazarası oldu. Nitekim beklendiği gibi bu sorun Merkel’le Schultz’un münazarasının ana eksenlerinden biri oldu ve neredeyse iki taraf arasındaki tartışmaların üçte ikisi bu konu üzerinde odaklandı.
Martin Schultz seçim kampanyaları sırasında bir kez daha Başbakan Merkel’in göçmen ve sığınmacı politikasını eleştirerek, Merkel’in sığınmacı akınını durdurma politikası başarısızlıkla sonuçlandığını belirtti. Schultz hatta Merkel’in izlediği politikaları ile Almanya’nın geleceğini tehdit ettiği iddiasında bulundu. Schultz’a göre Almanya göçmen meselesinin çözümü için AB genelinde bir çözüme yönelmeli ve Berlin bu işin bedelini tek başında ödememelidir. Merkel’in açık kapı politikasını eleştiren Schultz, Merkel’in bu politikayı benimsemeden önce Avrupalı ortakları ile istişarede bulunması gerekirdi, dedi.
Sosyal demokrat parti lideri Martin Schultz’ın eleştirilerine cevap veren Almanya Başbakanı Merkel, aslında sığınmacıları ülkelerini terk etmeye zorlayan etkenleri ortadan kaldırmak gerektiği ve bu doğrultuda söz konusu ülkelerde kalkınmaya ve münakaşaların çözümüne yardımcı olacak alanlara yatırımdan söz etti.
Merkel Almanya’ya gelen göçmen ve sığınmacı sayısının fazlalığını Almanya için bir tehdit olarak telakki etmediğini, fakat bu mesele büyük bir sorun olduğunu kabul ettiğini ifade etti.
Merkel, Almanya’da kalma hakkı bulunmayanların bu ülkeyi terk etmeleri gerektiğini, nitekim şimdiye kadar da çok sayıda illegal sığınmacı bu ülkeden sınırdışı edildiğini vurguladı.
Avrupa sınırlarının sıkı denetlenmesi konusuna da değinen Almanya Başbakanı Merkel, bunun için AB’nin diğer üyelerinin uygun katılımı şart olduğunu vurguladı.
Ancak Martin Schultz Akdeniz güzergahından duyduğu kaygıyı dile getirerek bu güzergahı kapatmanın imkansız olduğunu belirtti. Schultz AB uygun bir göç politikası geliştirmesi gerektiğini oysa şimdiki vaziyet hayal kırıklığına yol açtığını vurguladı.
Schultz’un üzerinde durduğu bir başka önemli konu, sığınmacıların AB üyeleri arasında dağıtılmasıydı. Schultz, hali hazırda Polonya ve Macaristan ve Slovakya gibi ülkelerin bu yükü Almanya ve İtalya tek başlarına kaldırmaları gerektiğini düşündüğünü ifade etti.
Göçmenler Almanya’nın 81 milyonluk nüfusunda 16 milyonluk gibi önemli bir payı bulunuyor. bu yüzden göçmenlerin oyları Almanya’da genel seçimlerin sonuçları üzerinde belirleyici etkisi bulunuyor. hatta bazı değerlendirmelere göre Almanya’da göçmen sayısı bu rakamdan daha fazladır ve Almanya nüfusunun %35 kadarı göçmenlerden oluştuğu tahmin edilmektedir.
2016 yılının sonlarına doğru Berlin yönetiminin siparişi üzerine yapılan bir anketin sonuçlarına göre Almanya’da göçmenlerin çoğunluğu bu ülkenin sol partilerine eğilimlidir ve bu partinin adaylarına oy vermeyi tercih etmektedir.
Bu anketin sonuçlarına göre sosyal demokrat parti %40.1, yeşiller partisi %13.2, Sol parti %11.3 ve hristiyan demokrat ve hristiyan sosyalist partiler de toplam %27.6 oranında göçmen oylarına sahiptir.
Bu arada Türk asıllı göçmenlerin seçimi bellidir ve %70 kadarı sosyal demokrat partiye oy vermektedir. Buna göre görünen o ki sosyal demokrat parti lideri Schultz rakibi Merkel’in karşısında önemli oranda göçmen oyuna sahiptir. Fakat Schultz için önemli olan şey, Alman asıllı seçmenlerin oylarını toplamaktır ve bu yüzden seçim kampanyaları sırasında göçmen ve sığınmacı krizinden bir koz olarak yararlanmak istediği anlaşılmaktadır.
Doğal olarak Schultz’un Merkel’in göçmen ve sığınmacı politikalarını eleştirmesi bazı Alman seçmenlerin ilgisini çekecektir. Ancak unutmamak gerekir ki şimdi Merkel de göçmen ve sığınmacı krizine karşı Schultz’un tutumuna benzer bir tutum sergilemekte ve bu yüzden Schultz’un bu konudan seçim rekabetlerinde pek faydalanamayacağı düşünülmektedir.