Radikalizm ve katliam; Myanmar Müslümanları kurban oluyor - 1
Myanmar'da petrol ve doğalgaz kaynakları bulunmuyor ve Batılı devletler için özel maddi değer arz etmiyor.
Bu durum neden insan haklarını savunduklarını iddia eden bu ülkeleri Myanmar’da yaşanan soykırım karşısında hiç bir ciddi girişimde bulunmak istemediklerine açıklık getiriyor.
İranlı uzman Muhammed Mehdi Mezahiri şöyle diyor: son günlerde tekfirci IŞİD terör örgütünün Irak topraklarında art arda hezimeti ve Musul ve Tel Afer’in kurtuluşu dünya meydasının iyi haberi ve Taliban örgütünün Afganistan’ın çeşitli ketlerinde saldırıya geçmesi ve halkı ve askerleri öldürmesi de kötü haberine dönüştüğü bir sırada, dünyanın bir başka köşesinde ve Ortadoğu gibi kargaşa odağından fersahlarca ötede İslamî olmayan bir radikalizm cinayetler işliyor ve bu cinayetlerin esas kurbanlarını da Müslümanlar oluşturuyor. Bu cinayetler Müslümanların evlerinin yakılması, kadınlarına halkın gözü önünde tecavüz edilmesi, Müslüman erkeklerin çarmıha gerilmesi ve diri diri yakılması gibi cinayetlerden oluşuyor. Gerçi bu cinayetler IŞİD’in işlediği cinayetlerden farksızdır, ancak özel nedenlerden dolayı medyaya yansıtılmıyor. Bu arada hiç bir uluslararası kurum ve kuruluş da bu cinayetleri kınamaktan başka bir şeyler yapmayı kendi görevi görmüyor ve hiç bir Batılı devlet bu cinayetlerle mücadele için bir ittifak kurmayı kendisinin insani yükümlülüğü ve sorumluluğu olarak telakki etmiyor.
Peki ama, Myanmar faciası nereden kaynaklanıyor ve neden uluslararası camia tarafından bu denli soğuk bir şekilde karşılanıyor?
Eski adı Birmanya olan Myanmar çeşitli etnik grupların bir araya geldiği güneydoğu Asya ülkelerinden biridir. Myanmar halkının %68 kadarı Birmanyalı ve diğerleri başka etnik gruplara mensuptur. Yine dini açıdan Myanmar nüfusunun %89’u budist, %4’ü Hristiyan, %4’ü Müslüman ve %1’i de Hindu inancına mensuptur.
Myanmar bu bölgede yer alan diğer bazı komşuları gibi Britanya sömürgelerinden biriydi ve 1948 yılında bağımsızlığına kavuştu. Ancak Myanmar bağımsızlığına kavuştuğu günden beri sürekli bu ülkede yaşayan etnik grupların çatışmalarına sahne oldu ve dünyanın en uzun iç savaşlarından birini yaşadı.
1982 yılında hazırlanan vatandaşlık hakları kanununa göre Myanmar’da yaşayan 144 azınlıkların arasından 135 azınlık vatandaşlık hakkına kavuşurken, 9 azınlık vatandaşlık hakkından mahrum edildi, ki bu azınlıkların arasında en büyük azınlık, Rohingya Müslümanlarıydı. Buna göre ne Myanmar Cumhurbaşkanı Tin Sin ve ne de Myanmar diyarında demokrasi mücadelesinin simgesi olan bayan Ang Sun Suchi bu bölgede yaşayan Müsülmanları Myanmar vatandaşı olarak kabul ediyor ve hepsinin Myanmar’dan göç etmesini veya sınırdışı edilmesini savunuyor.
Öte yandan Myanmar’da hakim olan şiddet olayları yüzünden şimdiye kadar on binlerce Rohingyalı Müslüman radikal Budistlerin ve Myanmar ordusunun şiddet uygulamasından çekinerek kaçmaya başladığı ve Bangladeş gibi Myanmar’ın komşu ülkelerine doğru gittikleri anlaşılıyor. Ancak Bangladeş yönetimi de bundan daha fazla sığınmacı kabul edemeyeceğini belirterek şimdi mültecileri sınırların ötesinde bekletiyor. Bu durum Rohingyalı sığınmacıları mağdur ediyor, nitekim hali hazırda Bangladeş sınırında çok kötü şartlar altında barınmaya ve ayakta kalmaya çalışıyor, üstelik muson yağmurları ve epidemik hastalıklar da bu insanların hayatını tehdit ediyor
Myanmar dünyanın ekonomik açıdan en az gelişen ülkelerinden biridir ve yaklaşık 1 milyon Rohingya Müslümanının barındığı Rahin eyaleti de bu ülkenin içinde en fakir bölge sayılır. Myanmar petrol ve doğalgaz kaynakları bulunmuyor ve Batılı devletler için özel maddi değer arz etmiyor. Bu durum neden insan haklarını savunduklarını iddia eden bu ülkeleri Myanmar’da yaşanan soykırım karşısında hiç bir ciddi girişimde bulunmak istemediklerine açıklık getiriyor. Öte yandan son yıllarda Müslümanları radikalizm ve terörle suçlamak Batılı devletlerde ve bu devletlere bağlı medya organlarında sabit bir süreç haline geldiğinden şimdi bu zümre için Myanmar’da asıl budistlerin radikalizmi ve terörü körüklediğini itiraf etmek ağır geldiği anlaşılıyor. Gerçekte Batı, muhalifleri katletmek sabit bir süreç haline geldiği bir dünyada terör ve radikalizmin sınır tanımadığını ve Müslümanlar da bu afetlerin kurbanı olduğunu itiraf etmek istemiyor
Gerçekte Myanmar’da radikal budistlerin katlettiği Müslümanlar, dünya borsaları ve ticareti ve piyasaları üzerinde etki sahibi değildir ki bu konumdan doğan güçle uluslararası destekleri üzerine çekebilsin ve yine medya devleri üzerinde hiç bir sultası da yoktur ki başlarına gelen faciaları anlatabilsin veya kamuoyunun dikkatini çekerek kendileri için yeni bir dünya bulsun. Rohingya Müslümanlarının tek dayanağı İslam dünyasıdır, ancak ne var ki bu dünya da kendi içinde kargaşalar, fitneler, ihtilaflar ve savaşlarla uğraşmaktadır. Gerçi hala İslam dünyasının Müslümanların durumu ile ilgilenebileceği ramağı kaldığı düşünülmektedir. Gerçekte İslam dünyası İslam işbirliği teşkilatı İİT ve uluslararası insan hakları örgütleri harekete geçirerek Rohingyalı Müslümanların bu haline bir çare bulabilir.
Bu arada Lübnan ulema konseyi Başkanı Şeyh Ahmet Zeyn uluslararası camianın Myanmarlı Müslümanlara karşı acımasızca uygulanan cinayetlere karşı sessizliğini eleştirerek Rohingya Müslümanlarına yönelik katliama İsrail rejimi de dolaylı olarak karıştığını açıkladı.
Myanmar’da radikal budistler Myanmar ordusunun himayeleri altında Rohingyalı olarak ün yapan Myanmarlı Müslüman azınlığa karşı korkunç cinayetler başlattı kendilerini savunabilecek hiç bir imkanı bulunmayan Rohingya Müslümanlarına yönelik işlenen korkunç cinayetlerin haberi son günlerde dünya medyasında geniş yankı uyandırdı. Myanmar devleti ve ordusu gözünde dokunulmazlıkları bulunan budistler şimdiye kadar Rohingya Müslümanlarına karşı hiç bir cinayeti işlemekten çekinmedi ve Müslümanları diri diri yakmak ve derilerin soymaktan kadınlarına ve kızlarına toplu tecavüzde bulunmaya kadar her türlü cinayeti işledi. Üstelik tüm bu cinayetler Rohingyalı Müslümanların tek suçu inançları ve İslam dinini benimsemiş olduğundan onlara karşı işleniyor.
Aslında Rohingya Müslümanlarının sadece son bir kaç haftada veya bir kaç ayda radikal budistler, Myanmar ordusu ve Myanmar devletinin saldırılarına maruz kaldığını düşünmek tamamen yanlış olur. Zira Myanmar’da Müslümanlara karşı baskı ve husumet yıllardır devam ediyor ve Amerika ve korsan İsrail’in beslediği malum medya çevreleri şimdiye kadar bu cinayetleri örtbas ettiği anlaşılıyor.
Rohingya azınlığı Myanmar’ın Rahin eyaletinde yaşayan Müslümanlardır ve Myanmar nüfusunun %4’ünü oluşturur. Mazlum ve mağdur olan bu azınlık uzun yıllardır Myanmar devleti tarafından uygulanan türlü mağduriyetlere ve mahrumeyetlere maruz kalıyor ve ses çıkaramıyor.
Lübnan ulema konseyi Başkanı Şeyh Ahmet Zeyn Myanmar’da hükümet ve radikal budistlerce Rohingyalı müslümanlara yönelik işlenen cinayetlerin esas sebebi hakında şöyle diyor:
Myanmar’da Rohingyalı Müslüman azınlığa karşı işlenen cinayetler için hiç bir haklı ve akılcı gerekçe gösterilemez. Myanmar’ın mazlum Müslümanları sırf Müslüman oldukları için her gün katlediliyor. Gerçi Myanmar’dan başka İslam ülkelerinde ve özellikle Suriye, Irak, Yemen ve Libya gibi ülkelerde de Müslümanlara karşı benzer cinayetlerin işlendiğine şahit olmaktayız. Gerçek şu ki Amerika ve korsan İsrail Müslümanlar dünyanın neresinde olursa olsun rahat bir nefes almalarını istemiyor. Amerikalılar ve siyonistler ve Batılı devletler Müslümanların sürekli geride kalmasını istiyor ve hiç bir alanda ilerlemesini istemiyor. Myanmar’da Rohingyalı Müslümanlara yönelik işlenen korkunç cinayetler veya İslam ülkelerinde geniş çaplı cinayetler Müslümanları geride tutmak için uygulanan komplolardan bazılarıdır. Bu arada İran İslam Cumhuriyeti dünya genelinde Müslümanların saflarını birleştirmekte önemli rol ifa edebilir.
Lübnan ulema konseyi Başkanı Şeyh Ahmet Zeyn uluslararası camianın ve özellikle BM’nin Myanmar’da Rohingya Müslümanlarına karşı korkunç cinayetlere sessiz kalmasını da şöyle değerlendiriyor:
Maalesef uluslararası camianın dünyanın çeşitli ülkelerinde insan hakları karşıtı uygulamaları engellemekte pek parlak karnesi bulunmuyor. Myanmar’da da durum aynı şekildedir ve uluslararası camia mazlum Müslümanları kurtarmak için hiç bir kurtarma çabası harcamamıştır. Kuşkusuz eğer dünyadan ortak bir ses yükselerek Myanmar’ın mazlum Müslüman azınlığına destek verseydi bu insanlara karşı uygulanan barbarca cinayetler şimdiye kadar çoktan durmuş olacaktı. Ancak esas sorun şu ki uluslararası camia diye bir şey pratikte yoktur artık çünkü bu camia sadece ABD politikalarının uygulayıcısıdır. Amerika’nın hali ise bellidir. Amerika Müslümanların kendi ayakları üzerinde durmasını ve Washington’un politikalarına karşı çıkmasını istemiyor. BM de uluslararası camia gibi Amerika ve küresel siyonizmin sultası altındadır ve bu yüzden bu teşkilattan da Rohingyalı Müslümanlara yardım ulaştırmasını beklememek gerekir.
Lübnan ulema konseyi Başkanı Şeyh Ahmet Zeyn, siyonist rejimin Myanmar’da mazlum müslümanların katliam edilmesinde dolaylı bir şekilde rol ifa ettiği hakkında da şöyle diyor:
Siyonist rejim dünyanın her yerinde Müslümanların bastırılmasında rol ifa ediyor. Bu yeni bir konu değil ve bunu bilmek için büyük bir zeka da gerekmiyor. Siyonistlerin çıkarı, Müslümanları dünyanın neresinde olursa olsun yok etmeyi gerektirir. Bunun sebebi de Müslümanların ideolojisidir ki küresel siyonizme tam karşıdır. Bakın hatta siyonist medya bile Tel Aviv’in Rohingya Müslümanlarının katliamına karıştığını örtbas edemiyor ve İsrail ile Myanmar askeri yetkililerinin görüşmelerini ifşa ediyor. Bu yüzden siyonistlerin Myanmar’da Müslümanlara yönelik uygulanan soykırımda siyonistlerin bu cinayetleri destekliği konusunda hiç şüphe yoktur. Siyonist rejim Müslümanların zenginliklerini nerede olursa olsun, yağmalamak istiyor. Bu yüzden siyonistlerle mücadele için küresel düzeyde irade gelişmediği takdirde dünya daha çok mazlum Müslümanların kırılmasına şahit olacaktır.
Lübnan ulema konseyi Başkanı Şeyh Ahmet Zeyn Myanmar’ın sözde Nobel barış ödülü sahibi Ang Sun Suchi’nin Myanmar gerçekleri bilinmediği yönündeki iddiasını da şöyle değerlendiriyor:
Tarih, nobel barış ödülü dünyada en çok küresel siyonizmin hedeflerine hizmet eden şahsiyetlere verildiğini ispat etmiştir. Suchi de bu şahsiyetlerden biridir, zira Rohingyalı azınlığı bastırmakla siyonistlerin hedeflerine büyük hizmet sunmuştur. Aslında nobel barış ödülünü kazananların arasında siyonist rejimin eski Cumhurbaşkanı Şimon Perez gibilerinin adını görünce artık bu ödülün gerçek mahiyeti hakkında hiç bir kuşku geride kalmıyor ve kim daha çok ABD sömürüsüne hizmet edecek olursa, bu tür ödüllerle ödüllendirildiği anlaşılıyor. Perez ve Suchi de bu zümreden sayılır.