Radikalizm ve katliam; Myanmar müslümanları kurban oluyor - 2
https://parstoday.ir/tr/radio/world-i84767-radikalizm_ve_katliam_myanmar_müslümanları_kurban_oluyor_2
Myanmar’da Budistlerin Rohingya Müslüman azınlığına karşı Myanmar yönetimi ve ordusunun yeşil ışık yakması ve destek vermesi ile işledikleri ortaçağ cinayetleri bugün uluslararası camianın alnına konan yeni bir ayıp lekesi gibi duruyor.
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Eylül 22, 2017 13:11 Europe/Istanbul

Myanmar’da Budistlerin Rohingya Müslüman azınlığına karşı Myanmar yönetimi ve ordusunun yeşil ışık yakması ve destek vermesi ile işledikleri ortaçağ cinayetleri bugün uluslararası camianın alnına konan yeni bir ayıp lekesi gibi duruyor.

Myanmarlı radikal budistler son haftalar Myanmar yönetimi ve ordusunun destekleri ile Müslüman azınlığa karşı işledikleri korkunç cinayetler, söz konusu Müslümanların kendilerini savunabilecek hiç bir imkanları bulunmadığı halde yaşanıyor. Bu cinayetler ise uluslararası medya organlarında da geniş yankı buldu.

Myanmar’da ordu ve hükümet tarafından özel dokunulmazlıkları bulunan radikal budistler şimdiye kadar Rohingyalı Müslüman azınlığa karşı hiç bir cinayetten çekinmedi ve bu insanları diri diri yakmak veya diri diri derilerini yüzmekten kadınlarına ve kızlarına halkın gözü önünde tecavüz etmeye kadar her türlü cinayeti işledi. Rohingyalı Müslümanların tek suçu ise dini inançları ve Müslüman olmaktı. Bu arada Rohingya Müslümanları sadece son haftalarda veya son aylarda Myanmar ordusu tarafından hasmane uygulamalara maruz kaldığını düşünmek yanlış olur, zira bu insanlar yıllardır Myanmar’da devletin uygulamalarından acı çekiyor.

Rohingya azınlığı, Myanmar’ın batısında yer alan Rahin eyaletinde yaşayan Müslümanlardır ve Myanmar nüfusunun %4 kadarını oluşturur. Bu savunmasız ve mazlum azınlık uzun yıllardan beri Myanmar yönetiminin uyguladığı kısıtlamalara ve mahrumiyetlere maruz kalıyor. Myanmar devletinin Rohingya Müslümanlarına uyguladığı kısıtlamalardan biri, son yıllarda bu insanların devlet dairelerinde işe alınmalarına yasak getirmektir. Bu arada Rohingya Müslümanları Myanmar’da sağlık hizmetlerinden de diğer Myanmarlı vatandaşlar gibi yararlanamıyor. Rohingya azınlığı hatta evlenmek için Myanmar hükümetinden izin alması gerekiyor ve bunun için de oldukça zor aşamaları geride bırakması ve hükümete yüklü para ödemesi gerekiyor. Aslında Rohingyalı Müslümanlara karşı uygulanan bu mağduriyetler ve mahrumiyetler ve ayrıca işlenen cinayetler, Myanmar devletinin Rohingyalı Müslümanlara Myanmar vatandaşı gibi bakmadığını ve onları illegal göçmen saydığını ortaya koyuyor.

BM insan hakları yüksek komiserliğinin resmi açıklamasına göre Myanmar’da Rohingya Müslümanlarına yönelik yeni tur baskı ve katliam süreci başladıktan sonra şimdiye kadar 140 bin Müslüman evini yurdunu terk ederek Bangladeş topraklarına doğru kaçmak zorunda kaldı. BM aynı zamanda bu süreçte Rohingya Müslümanlarına ait çok sayıda evin de alevler için yanıp kül olduğunu belirtti.

Kuşkusuz Myanmar devleti, ordusu ve desteklediği radikal Budistler, Rohingya Müslümanlarına ait olan evleri yakarak bu insanların evini yurdunu bırakıp kaçmalarına sebebiyet veriyor. Rohingyalı Müslümanların evlerinden başka onlara ait camiler ve okullar da geniş çapta yakılıyor ve bu yüzden Myanmar’da büyük bir insani facia yaşanıyor.

Gerçekte Myanmar’da son yıllarda kim iktidarın başına geçtiyse, Rohingyalı Müslümanlar bu yönetimlerin zulümlerine maruz kalmıştır. Myanmar’da eski Cumhurbaşkanı Tin Sin döneminde de Rohingya azınlığına karşı baskıcı ve hasmane politikalar devam etmişti. Nitekim Myanmar devletinin Rohingya Müslümanlarına karşı işlediği cinayetler, Cumhurbaşkanı Tin Sin bu konuda sorulara maruz kalacak derecede ilerleyince Tin Sin büyük bir utanmazlık örneği sergileyerek Rohingyalı Müslümanlar Myanmar vatandaşı olmadıklarını ileri sürdü. Tin Sin Rohingya Müslümanlarını yabancı bir etnik grup olarak tanıttı ve Müslümanların ya mülteci kamplarda toplanmaları ya da Myanmar topraklarından sınırdışı edilmeleri gerektiğini ifade etti.

Aslında bu insan hakları karşıtı açıklama açıkça Myanmar’ın dönem hükümeti ile cani radikal budistlerin el ele vererek Rohingya Müslümanlarına karşı cinayet işlediklerini gözler önüne serdi.

Bir süre önce BM insan hakları komiseri Raad Hüseyin, Rohingya Müslümanlarına yönelik işlenen korkunç cinayetlere gösterdiği tepkide, Rohingya Müslümanlarının başına gelenler savaş suçu boyutunda cinayetler olduğunu ve hakkında uluslararası araştırma yapılması gerektiğini belirtti.

BM insan hakları yüksek komiserliği bürosu da ayrı bir rapor yayımlayarak Myanmar ordusu Rohingyalı Müslümanlara karşı düzenledikleri askeri operasyonlarda geniş çapta ve sistematik bir şekilde bebekleri, çocukları, kadınları ve yaşlı insanları katlettiklerini ve cinsel şiddet uyguladıklarını belirtti. Myanmar ordusu tüm bu cinayetleri işlerken bu ülkenin nobel barış ödüllü lideri Ang San Su Chi ise kamuoyunu kandırmak için Rohingya Müslümanlarına karşı işlenen ve gün gibi ortada duran cinayetleri utanmadan inkar ediyor.

Myanmar’ın sözde nobel barış ödüllü lideri Ang San Su Chi ülkesinde Rohingyalı Müslümanların vahim durumuna son vermek üzere herhangi bir adım atmak yerine yanlış adres göstererek dünya kamuoyunu saptırmaya ve dünya genelinde milyonlarca Müslümanın Rohingya Müslümanlarına karşı işlenen bunca korkunç cinayet yüzünden incitilen duygularını kontrol etmeye çalışıyor. Ang San Su Chi dünya Myanmar’da yaşanan gerçeklerden haberdar olmadığını ileri sürüyor. Aslında Ang San Su Chi’nin Müslümanlara karşı işlenen cinayetlere bir nobel barış ödüllü lider olarak destek vermesi insan hakları aktivistlerini asla şaşırtmıyor, zira Su Chi’den önce de korsan İsrail eski Cumhurbaşkanı Şimon Perez gibi İslam ve Müslümanların düşmanı olan bir çok şahsiyet de nobel barış ödülüne layık görülmüştü.

Myanmar lideri Ang San Su Chi’nin Rohingyalı Müslümanlara karşı işlenen cinayetlere destek vermesi yüzünden nobel barış ödülünü kazanan en genç insan 20 yaşındaki Melale Yusufzay, Myanmar lideri Ang San Su Chi’ye bir mektup yazdı ve yeteneklerinden Rohingyalı Müslümanlara dayatılan acıları ve cinayetleri ve şiddeti durdurmak için yararlanmasını istedi. Genç Yusufzay mektubunda Myanmar’da Müslümanlara karşı şiddetin durdurulmasını istedi ve başta doğduğu ülke Pakistan olmak üzere başka ülkelerden de Rohingya Müslümanlarına kucak açmalarını ve onları bağrına basmalarını istedi. Yusufzay, her defasında Rohingya Müslümanlarının çektiği acılarla ilgili haberi duyacak olursa kalbi acıdan kırılacak gibi olduğunu vurguladı.

Bu arada dünyada yüz binlerce insan hakları aktivisti ve Myanmar’da mazlum Müslüman azınlığa uygulanan soykırıma itiraz edenler uluslararası bir kampanya başlatarak Myanmar lideri Ang San Su Chi’den nobel barış ödülünün geri alınmasını istedi. Yine Güney Afrika’nın Apartaid rejimine karşı mücadele veren haraketin liderlerinden ve 1984 yılında nobel barış ödülünü kazanan Dezmond Toto da bir kampanya başlatarak Myanmar liderine karşı uluslararası itirazların başlatılmasını istedi. Hali hazırda 85 yaşında olan Toto, Myanmar’dan tüm dünyaya yayımlanan görüntüler kalbini kırdığını belirtiyor. Toto, Myanmar lideri Su Chi’nin bu ülkede Müslümanlara karşı şiddet ve acımasızlığı durdurmaya çalışması gerektiğini vurguluyor.

Bu arada Myanmar’da Rohingya Müslüman azınlığına karşı işlenen ortaçağ cinayetlerinde siyonist rejimin ayak izleri göze çarpıyor ve bazı medya organları da buna işaret ediyor. Bu çerçevede İsrail’de yayımlanan Haaretz gazetesi bir rapor yayımlayarak, insan hakları aktivistleri Myanmar’a silah satışının durdurulmasını istemesine karşın Tel aviv elebaşıları güneydoğu Asya bölgesinde yer alan bu ülkeye silah satışını sürdürme konusunda ısrar ettiğini belirtti. Söz konusu siyonist gazete daha önce de Myanmar ordusu başkomutanı General Min Ung Hling de İsrail’den silah satın almak amacıyla Eylül 2015’te işgal altındaki toprakları ziyaret ettiğini ve İsrail genel kurmay Başkanı ile görüştüğünü yazmıştı.

Amerikalı teorisyen Stephan Landman ise nobel barış ödüllü Ang San Su Chi’nin bir sahtekar olduğunu belirtiyor ve zaten Filistin meselesine duyarsız olan BM’den Myanmar Müslümanlarının durumu ile ilgilenmesini beklememek gerektiğini belirtiyor.

Amerikalı uzman Landman uluslararası kurum ve kuruluşların Myanmar’da Rohingya Müslümanlarının facia boyutundaki durumuna karşı duyarsızlığını eleştirerek, Washington ve diğer Batılı başkentlerde büyük ölçüde gözardı edilen kaygı verici bir gelişme yaşanmakta olduğunu, o da son yıllarda Rohingya Müslümanlarına karşı yürütülen yavaşça soykırımın maalesef son haftalarda ivme kazanmasından ibaret olduğunu vurguluyor.

Amerikalı uzman Landman, kendisi yıllarca Myanmar ordusunun zulmüne kurban olan ve bu ordu tarafından işkence edilen Myanmar lideri Ang San Su Chi’nin şimdi Myanmar ordusunun Rohingyalı Müslümanlara karşı cinayetleri konusunda sessiz kalması ve hatta Myanmar ordusuna eşlik etmesini de eleştirerek, Su Chi’nin Amerikalıların sevdiği bir sahtekar olduğunu ve şimdi Rohangya Müslümanlarına karşı işlenen cinayetlere ortak olmakla suçlandığını kaydediyor.

Amerikalı uzman Landman ayrıca BM de Amerika’nın politikalarının nüfuzu altında hareket eden bir kurum olduğunu, bu kurum geçmiş yıllarda zaten Filistin milleti için bir şey yapmadığını ve bu yüzden şimdi de tecavüze maruz kalan Rohingyalı Müslümanlar başta olmak üzere başkaları için bir şey yapabileceğini beklememek gerektiğini vurguluyor.

Amerikalı uzman Landman, hali hazırda Rohingya Müslümanlarının başına gelenler Batılı bir ülkenin vatandaşlarının başına gelmiş olsaydı tüm uluslararası kurum ve kuruluşların derhal harekete geçerek bir takım önlemler almaya ve uygulamaya başlayacağını, fakat Rohingya Müslümanlarının başına gelenlere karşı duyarsız kaldıklarını, ki bu da Batı’nın çifte standart tutumunu ve yüzü karalığını ve zalimane ayrımcılığını ortaya koyduğunu kaydedediyor. Landman bu bağlamda Batılılarlın İran İslam Cumhuriyeti karşısında çifte standart tutumuna işaret ediyor ve Donald Trump yönetimi Ortadoğu bölgesinde İran adında askeri nükleer bir gücün varlığı gibi sahte iddiaları tekrarladığını, oysa gerçekte İsrail adında bir rejimin bölgede nükleer silahları bulunan tek rejim olduğunu, fakat hiç kimse bu rejimin üzerine gitmediğini ve İsrail’in nükleer silahları yok gibi sayıldığını ve herkes İran’ın zaten yok olan nükleer silahlarından kaygı duyduğunu dillendirdiğini belirtiyor.

Amerikalı uzman Landman Batılı ülkeler ve onların bölgedeki sahtekar ve asi müttefikleri aslında insanların çektiği acılara karşı duyarsız olduklarını ve Rohingyadan Filistin’e ve diğer bir çok bölgeye kadar uzanan alanda yaşayan insanların çektiği acıları sömürdüklerini ve bu insanların çektiği acıların zaten Batılı devletlerin yanlış politikaları yüzünden olduğunu ifade ediyor. Landman, buna göre de Su Chi Rohingyalı Müslümanlardan ziyade Myanmar’da kendi geleceğini düşündüğünü vurguluyor.

Amerika’nın Mine Suta üniversitesi hocalarından prof. William Urman Bimnastad da Rohingya Müslümanlarının facia boyutundaki durumu ve BM gibi uluslararası kurum ve kuruluşların bu insanların durumuna yönelik duyarsızlığı ve pasif tutumuna gösterdiği tepkide şöyle diyor:

Evvela Myanmar’ın dünyanın önemli iktisadi güçleri için hiç bir faydası veya stratejik çıkarı bulunmuyor. Gerçi ilk petrol aramaları Birmanya topraklarında yapıldı, ama iktisadi çıkarı çok azdı veya hiç denecek düzeydeydi. şimdi Myanmar askerlerinin barbarca davranışı insan hakları aktivistlerini kaygılandırıyor, ama bu davranışları dünyanın süper güçlerini kaygılandırmıyor. Bu yüzden medya da bu konunun üzerine pek fazla gitmiyor. Şimdi 150 bin Rohingyalı Müslüman Bangladeş’e sığındı. Öte yandan Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan Rohingya'da soykırım uyarısı yapınca biraz daha fazla dikkatler bu bölgeye çekildi.

Amerika’nın Mine Suta üniversitesi hocalarından prof. William Urman Bimnastad BM ve alt kurumlarının Müslümanlara yönelik tutumunu rahatsız edici buluyor ve bu teşkilatı Rohingya Müslümanlarına yönelik sorumluluklarını yerine getirmediği için eleştiriyor. Prof. Bimnastad BM mülteciler yüksek komiserliği Rohingya Müslümanları hakkında kaygı duyduklarını açıkladığını, fakat bunun yeterli olmadığını, BM bir zirve noktası olarak hareket edebileceğini ve Sudan’ın Darfur bölgesinde yaptığı gibi askeri güç gönderebileceğini, bunun için BM’de kararname gerekli olduğunu, ancak şimdiye kadar hiç kimse böyle bir kararname için ön ayak olmadığını ifade ediyor.