ABD’de ayrımcı milliyetçilikle çok ırkçı anlayışın yüz yüze gelmesi
https://parstoday.ir/tr/radio/world-i87443-abd’de_ayrımcı_milliyetçilikle_çok_ırkçı_anlayışın_yüz_yüze_gelmesi
Amerika’da bazı Amerikalı sporcuların bu ülkenin milli marşı yayımlandığı sırada ayakta durmak yerine diz çökmeleri bu ülkede büyük yankı uyandıran bir skandala dönüştüğü gözleniyor.
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Ekim 15, 2017 16:15 Europe/Istanbul

Amerika’da bazı Amerikalı sporcuların bu ülkenin milli marşı yayımlandığı sırada ayakta durmak yerine diz çökmeleri bu ülkede büyük yankı uyandıran bir skandala dönüştüğü gözleniyor.

Amerikalı sporcuların protesto mahiyetinde yaptıkları bu hareketin en sonuncusu, Amerika Başkanı birinci yardımcısı Mike Pens’in de hazır bulunduğu bir maç sırasında İndiana Kults takımının futbolcuları tarafından yaşandı. Takımın bazı futbolcuları Amerika’da sosyal adaletsizliği itiraz etmek için milli marş çalındığı sırada diz çöktü. Bu hareketin ardından milli marşın yayımlanması biter bitmez, Başkan yardımcısı Pens’in sporcuların bu hareketine tepki olarak stadyumu terk etti. Stadyumu terk eden Pens daha sonra twiter hesabında şöyle yazdı: ben bu maçı terk ettim, zira ben ve ABD Başkanı askerlerimize, bayrağımıza ve milli marşımıza hakarete tahammül edemeyiz.  Gerçi herkes özgür bir şekilde düşüncesini beyan edebilir, fakat bence bizim ABD futbol ligi oyuncularından milli marşımıza ve bayrağımıza saygı göstermelerini beklememiz fazla bir beklenti sayılamaz.

Gerçi Amerika’da milli marş çalındığı sırada bazı spor sahalarında diz çöken sporcular şimdiye kadar bir çok kez amaçları bu ülkenin milli marşı ve bayrağına saygısızlık etmek olmadığını ve bu hareketleri ile sırf sosyal adaletsizlikleri itiraz ettiklerini dile getiriyor. Ancak buna karşın ilk günlerde pek önemsenmeyen bu hareketin son günlerde çok ırkçı kültürü savunanlarla Amerikan milliyetçiliğini savunanların arasında bir sürtüşmeye dönüştüğü  anlaşılıyor.

Gerçi Amerikalı sporcuların milli marş çalındığı sırada diz çökmeleri ABD’nin şimdiki Başkanı Donald Trump döneminde sansasyonel bir tartışmaya dönüşmüş bulunuyor, fakat bu tepkinin mazisi bundan bir kaç yıl öncesine ve önceki yönetimin dönemine uzanıyor.

Amerika’da ilk kez San Francisco 49ers futbol takımının siyahi oyuncusu Colin Kepernick geçen sene ve ABD polisinin Afrika kökenli siyahi vatandaşlara  ve renkli derililere karşı ırkçı ve şiddet içerikli tutumunu protesto etmek için NFL ligi maçları sırasında Amerika’nın milli marşı çalındığı sıralarda diz çöktü. Kepernick, Amerika’nın “siyahileri canı değerlidir” adlı adalettalep bir hareketin tanınmış simalarından biridir ve ABD polisi ve yargı kurumundan siyahilerin canını ve hayatını korurken sorumlu davranmalarını ve siyahi gençlerin ortada hiç bir haklı gerekçe yokken beyaz polislerce katledilmelerini engellemelerini istiyor.

“siyahileri canı değerlidir” adlı adalettalep hareket, Amerika’da Michael Brown adlı siyasi genç Ferguson kentinde sebepsiz yere beyaz polis tarafından vurularak hayatını kaybetmesi  olayı gibi olaylar yaşandıktan sonra başladı. Bu cinayetlerin ardından Amerika’da yüz binlerce insan sokaklara dökülerek bu ülkede eşitsizlikleri ve ırkçılığı protesto etti. Kepernick de bu itirazların doğrultusunda ABD bayrağı karşısında ve milli marş çaldığı sırada diz çökerek Amerika’da çok ırklılık anlayışı yönündeki çabalara yeni bir boyut kazandırdı.

Bugün ABD camiasında halk kitlelerinin elit kesimle, yoksullar zenginlerle, beyazlar renkli derililer ve eskiler yenilerle mücadeleleri gibi eskiden beri devam eden sürtüşmelere bir yenisi eklendiği gözleniyor. Bu yeni sürtüşme şimdi Amerika’da çok ırkçılığı savunanlarla son dönemde hızla büyüyen ayrımcı milliyetçilerin arasında başladığı anlaşılıyor. Çok ırkçılık kültürünü savunan kesimler Amerika’yı çeşitli dini ve etnik grupların inşa ettiğini ve bu ülkenin iksidasi, sosyal ve kültürel kabiliyetlerini korumak için çok ırkçılık anlayışının devam etmesini savunuyor. Bu kesime göre Amerika’da tüm etnik gruplar, ırklar ve dinler eşittir ve insanların arasında derinin rengi, ırk veya inanç temelinde ayrım yapmamak gerekir.

Amerika’da tüm ırkların ve inançların arasında eşitlik isteyen bu kesim ayrıca bu ülkede ırkçılığın hala devam ediyor olması ve renkli derililerin ve başta dinlere ve mezheplere mensup olan vatandaşların toplumda yaşamak için bazı sıkıntılarla karşılaşıyor olmasından  öfke duyuyor. Bu kesim cinsiyet, din ve ırk temelinde ayrımcılıkarı ve eşitsizlikleri reddediyor ve başta uzman ve eğitimli insanların dünyanın başka bölgelerinden Amerika’ya göç etmeleri bu ülkenin milli gücüne katkı sağlayacağını ve Amerika’yı en zirvede tutmaya yardımcı olacağını savunuyor.

Ancak buna karşın çok ırkçılığı savunan bu kesim son yıllarda ve özellikle 2007 ve 2008 yıllarında patlak veren iktisadi krizlerin ardından ulusalcılar tarafından ağır baskı altında tutuluyor, öyle ki bazen bazı tutumlarından geri adım atmak zorunda kaldıkları gözleniyor.

Ayrımcı milliyetçiler, çok ırkçılığı savunan kesimin aksine ırk ve kültür temelinde insanların arasında ayrım yapılmasını savunuyor ve Amerikalı tüm vatandaşların yerine sadece belli bir kesim için özel imtiyazlar tanıyor. Bu kesim kimlik tartışmalarında bir nevi sosyal farklılık olmaını istiyor. Bu kesime göre gerçek Amerikalı, protestan anglo sakson kökünden olmalı ve doğal olarak beyaz ırktan olması gerekir. Gerçi bu kesim bu bakışlarında bazı istisna durumlarını da kabul ediyor ve örneğin başka ırk veya kültüre mensup olan zenginler ve mali açıdan elit kesimin arasında yer alanlar da gerçek bir Amerikalı vatandaşın yararlandığı imtiyazlardan yararlanabileceğini belirtiyor. Bu dar çerçevenin dışında bu kesim diğer insanlara ikinci sınıf vatandaş gözüylü bakıyor ve ancak liyakatlarını ispat ederek veya kabul edilebilir düzeyde servet kazanarak sosyal sınıflarını değiştirebiliyor.

Ayrımcı milliyetçilere göre Amerika toplumunun  yoksulluk, cahillik, işsizlik, suç ve cinayet ve yasaların ihlal edilmesi gibi bir çok sosyal ve kültürel sorunun kökleri onların öteki veya uyumsuz tabir ettiği insanların davranışlarına uzanıyor. Bu yüzden ayrımcı milliyetçiler ırkların ayırt edilmesi, yasal göçmen sayısının kısıtlanması, illegal göçmenlerin Amerika’ya girmesi engellenmesi ve milli marş ve bayrak ve benzeri simgelere saygı gösterilmesi gibi konulara vurgu yapıyor. Bu kesime göre Amerika’nın konfederasyon dönemi ve iç savaş yıllarında Güney eyaletlerinin komutanları gibi simgelerin korunması da ulusalcı ve vatanseverlik yönünde uygulamalar sayılıyor.

Amerika’da 2016 başkanlık seçimleri ise Amerikan milliyetçiliği alanında bir dönüm noktasıydı. Bir yandan son yıllarda Amerika’da ırkçı ve milliyetçi akımların büyük ilerleme kaydetmesi Donald Trump gibi popülist birinin ulusalcıların hoşuna giden sloganları ileri sürerek başkanlık seçimlerini kazanmasına yol açtı ve öbür yandan Trump’ın seçilmesi de ırkların farklı olduğuna vurgu yapan ayrımcı milliyetçilerin daha güçlendiklerini hissetmelerine sebebiyet verdi.

Donald Trump başkanlık seçimlerine Amerika’nın eski ihtişamını yeniden inşa etme sloganı ile girdi ve Başkan seçildikten sonra da yemin töreninde “önce Amerika” sloganını attı.

Amerika Başkanı Donald Trump ayrıca illegal göçmenleri birer parazit ve Meksikalıları da bir avuç ruh hastası caniler ve müslümanları da terörist niteledi ve Amerika ile Meksika’nın ortak sınırında duvar inşa etme sözü verdi. Amerika Başkanı Trump beyaz saraya girer girmez de bir kaç müslüman ülkenin vatandaşlarının Amerika’ya girişine yasak getirdi ve böylece Amerika vatandaşlığını hayal edenlerin bu hayalini yıktı ve en son da BM genel kurul zirvesinde açıkça sırf Amerika’nın çıkarları doğrultusunda adım atacağını dile getirdi.

Amerika’da oluşan bu atmosferde beyaz ırkı üstün sanan radikal sağ akımları, radikal milliyetçiler ve neo naziler de iç savaş döneminde güneyli kölelik düzenini savunan eyaletlerin kurduğu ordunun komutanı General Robert Lee’nin heykelini koruma bahanesi ile gövde gösterisi yapmak istedi. Ancak bu gövde gösterisi ayrımcı milliyetçilerle çok ırkçılığı savunan kesimler arasında çatışmalara yol açtı ve sonuçta bir kişi hayatını kaybetti. Gerçi ABD Başkanı Donald Trump radikal sağ akımları bu olayların yüzünden dolaylı bir şekilde kınamak zorunda kaldı, fakat hemen ardından da ABD milli marşı çaldığı sırada diz çöken sporculara saldırarak ulusalcılara onların yanında yer aldığı sinyalini verdi. Oysa bu tutum bile Amerika’da ihtilafları daha da alevlendirmeye yetti.

Şimdi ise Amerika’da ayrımcı milliyetçilerin ve radikal akımların artan gücünden kaygı duyan çok ırkçılık yanlıları da eylemlerini arttırmaya başladığı gözleniyor. Nitekim eğer geçen sene sadece bir sporcu ırkçılığı protesto etmek için milli marş sırasında diz çöktüyse, bu yıl bu sayı artmaya başladı ve bir çok spor sahasına yayıldı. Bu arada “siyahilerin canı değerlidir” hareketinin bazı protesto eylemleri sırasında ABD bayrağı da yakıldı. Amerika’nın bayrağını yakan protetocular bunu sırf mevcut düzene itiraz etmek için yaptıklarını ve Amerika’nın milli simgelerine saygısızlık olarak algılanmaması gerektiğini belirtiyor.

Öte yandan son aylarda Amerika Başkanı Donald Trump’ın göçmen karşıtı kararlarını yargıya taşımak için de geniş çapta girişimlerde bulunulduğu gözleniyor. Bu yönde açılan davalar Trump’ın getirdiği yasaklara yönelik protesto eylemleri ile yan yana getirildiğinde, Amerika’da ayrımcı milliyetçilerin eğilimlerinin tırmanmasına paralel olarak çok ırkçı söylemlerin de güçlendiğini ve hukuk yoluyla son onyıllarda elde ettiği haklarını korumak istediğini gösteriyor.

Gerçekte bu çatlak barışçıl yollardan doldurulmazsa, Amerika’nın gelecekte siyasi istikrarını tehlikeye atabileceği anlaşılıyor.