Trump’ın İran’ı suçlaması ve yanıtları
https://parstoday.ir/tr/radio/world-i87668-trump’ın_İran’ı_suçlaması_ve_yanıtları
Amerika başkanı Donald Trump, İran ve uluslararası Bercam nükleer anlaşması ile ilgili Amerika stratejisini açıkladığı son konuşmasında, İran halkına hakaretlere ilaveten İran’a yönelik bazı suçlamalarda da bulundu.
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Ekim 18, 2017 07:14 Europe/Istanbul

Amerika başkanı Donald Trump, İran ve uluslararası Bercam nükleer anlaşması ile ilgili Amerika stratejisini açıkladığı son konuşmasında, İran halkına hakaretlere ilaveten İran’a yönelik bazı suçlamalarda da bulundu.

Tabi bu konuların bazıları eski suçlamaların tekrarıydı ve onlara yanıt verilmiştir; buna rağmen dünya kamuoyunun bu konuşmaya olan ilgilisi nedeni ile Trump’ın İran hükümeti ve halkına yönelik suçlamalarına tekrar cevap vermek gerekir.

Amerika başkanı Cuma günü yaptığı konuşmada, İran’ın Washington’da bir lokantada bombalı eylem hazırlığında olduğunu iddia etti. Acaba bu suçlama doğru mudur?

Amerika başkentinde bir restoranda İran’ın bombalı eylem suçlaması ise bazı Amerikalı güvenlik yetkilileri ve hatta medya çevrelerinin, İslam inkılabı muhafızlar ordusu-Sepah’a bağlı Kudüs tugaylarından bir askerin dönemin Suudi Arabistan büyükelçisi Adil Cubeyr’e suikast düzenleme suçlamasına dayanıyor.

Dönemin Amerika başsavcısı Eric Holder 2011 yılında, İran asıllı Amerikalı Mansur Erbab Seyyar adlı şahsın uyuşturucu kartele para karşılığında Cubeyr’i öldürmesini istediğini iddia etti. Holder ayrıca yine Kudüs tugaylarından Ali Gulam Şekuri adlı şahsın bu komploda parmağı olduğunu da iddia etti.

Erbab Seyyar bir süre sonra yakalandı fakat Amerikalı yetkililer Şekuri’nin Amerika’dan kaçtığını iddia ettiler. Erbab Seyyar’ın savunmasız karakteri ve onun uyuşturucu şebekeleri ile şüpheli çalışmaları, Amerikalı güvenlik ve istihbarat yetkililerine, Tahran’ın batı ile barışçıl nükleer faaliyetleri nedeni ile yaşadığı gerginliklerin zirvesinde yeni bir komplo ile Tahran’a baskı uygulamak için uygun ortam hazırladı.

Sözde Sepah üyesi olan birinin kaçak olduğu ve ikinci el araba satıcısının yakalanması, bu komplo ile ilgili olarak bazı ciddi şüpheler uyandırdı fakat bir süre sonra da unutuldu. Şimdi Trump, uluslararası Bercam nükleer anlaşmasındaki sabotajları ve sorumluluklarından kaçmayı haklı çıkartmak ve dünyada İranofobi ateşini alevlendirmek için, İran’a karşı ispatlanmayan suçlama dosyalarını tekrar açmaya çalışıyor.

Amerika başkanı Trump'ın İran’a yönelik suçlamalarından bir diğeri ise İran’ın 130 tondan fazla ağır su ürettiğini, bunun da Bercam nükleer anlaşmasının ihlali olduğunu iddia etti. Acaba bu suçlama doğru mu?

İran BMGK 5 daimi üyesi olan İngiltere, Fransa, Rusya, Amerika ve Çin ile Almanya’dan oluşan 5+1 grubu ile vardığı anlaşma uyarınca santrifüjlerini azaltmanın yanısıra, zenginleştirilmiş uranyumun yüzdesi ve oranını düşürerek, ağır su rezervi miktarını 130 tona kadar azalttı. İran’ın Bercam’a bağlılığını denetleyen tek resmi merci olan UAEA’nın çeşitli raporlarına göre İran’ın Bercam nükleer anlaşmasına bağlılığı defalarca vurgulanarak ispatlanmıştır. Tahran ayrıca uluslararası Bercam nükleer anlaşmasına bağlılığı doğrultusunda 130 tondan fazla üretilen ağır suyu alıcılara satıyor ve bir kısmı da uluslararası piyasalara sunulmak üzere Umman’da depolanıyor.

Bu arada UAEA’nın raporlarına göre bazen ağır su hattının üretimi ve bu stratejik ürünün satışı veya başka ülkede depolanma süreci arasında dengenin olmaması nedeni ile bazen İran ağır su rezervleri 130 tonu biraz aşmıştır; fakat bu konu UAEA’ya hemen rapor edilerek belirlenen miktarın altına indirilmiştir. Başka bir ifade ile ağır su üretim miktarının belirlenen orandan biraz aşması ise bazı teknik sorunların yaşanmasından kaynaklandığı belirtilirken İran’ın anlaşmayı ihlal etmesi anlamında olmadığı ispatlanmıştır.

Bu sebeplerden dolayı UAEA her zaman İran’ın işbirliğini takdir etmiş ve Bercam nükleer anlaşmasından sonra yayınladığı 8 raporda İran’ın taahhütlerine bu cümleden ağır su üretim miktarına bağlı olduğunu onaylamıştır. Buna rağmen Amerika başkanı Trump tamamen teknik bir mesele olan bu konuyu, uluslararası bir anlaşmayı feshetmek için bahane olarak kullanıyor.

Bu arada Amerika başkanı İran’ın Bercam nükleer anlaşmada belirlenen sürenin ardından nükleer silah yapımı için ilerleyeceğini iddia ediyor. Bu iddia ne kadar doğru?

İran İslam cumhuriyeti defalarca yaptığı resmi açıklamalarda nükleer silahın ülkenin askeri stratejisinde yeri olmadığını duyurmuşlar. İslam inkılabı rehberi Ayetullah Seyid Ali Hamenei, dini fetva veren taklit mercii olarak, nükleer silah kullanımından her türlü çalışmayı ve nükleer silah kullanmayı şeri olarak haram kılmıştır.

İran’ın Bercam nükleer anlaşması yükümlülükleri çerçevesi ve belirlenen süre de bu hedefin gerçekleşmesi bağlamındadır.

Bu arada eğer uluslararası Bercam nükleer anlaşmasının diğer tarafları da anlaşma çerçevesinde yükümlülüklerini yerine getirirse, 8.yılın sonunda İran İslam cumhuriyeti de onaylanmak üzere ek protokolü islami şura meclisine gönderecektir; tabi Amerika hükümetinin de İran nükleer yaptırımlarının tümünü feshetme tasarısını kongreye sunması şartı ile. Bu durumda ve ek protokolün islami şura meclisi tarafından onaylanması ile İran nükleer çalışmalarının bazı denetimleri ise sürekli hale gelecektir. Fakat İran halkının meşru hakları uyarınca 5-8-10-15 ve 25 yılın bitiminde bazı yaptırımların kalkması gerekir. Buna rağmen Amerika başkanı Trump bu süreci gözardı ederek, İran’ın barışçıl nükleer çalışmaları hakkında korku oluşturmaya ve uluslararası Bercam nükleer anlaşmasının işlevini sabotaj etmeye çalışıyor.

Amerika hükümeti “Bercam’ın batışı” tabirini üretmekle İran’ın bu anlaşmada belirlenen sürenin sonunda nükleer silah üretmeye çalışacağını iddia ediyor. Hal buki bu anlaşmanın hiçbir zaman “batışı” olmayacak ve İran’ın nükleer silahları nefyetme taahhütleri her zaman ve ebedi olarak devam edecektir.

Amerika başkanı el-Kaide lideri Usame bin Ladin oğlunun İran’da yaşadığını, bu yüzden Tahran’ın 11 eylül 2001 terör olaylarında terör destekçisi sayıldığını iddia ediyor. Bu iddia acaba ne kadar doğru?!

Amerika’nın istihbarat ve güvenlik teşkilatlarında yayınlanan ve inkar edilemeyen belgelere göre Usame bin Ladin gibi kişiler 80’li yıllarda CIA’nin mali ve silah destekleri ile Afganistan’da eski Sovyetler Birliği’nin Kızıl Ordusu ile savaşmak için türediler. Bu kişiler daha sonra el-Kaide terör örgütünü kurup kendi müttefikleri olan Taleban grubuna İran topraklarının bazı bölgelerine saldırmak için yardım ettiler. Tabi ki el-Kaide ve Taleban terör gruplarının eylemleri nihayet Amerika’ya kadar uzandı ve 11 eylül 2001 olayların yaşanmasına sebep oldu. 11 eylül terör olaylarının ardından İran halkı sokaklar ve caddelerde hayatlarını kaybedenlerin anısına mumlar yaktılar. Ardından Afganistan’da İran tarafından desteklenen gruplar el-Kaide ve Taleban gruplarına karşı saldırıya geçtiler, öyle ki bu grupların kara harekatı olmadan Amerika’nın Afganistan’daki hava saldırıları işe yaramıyordu.

Bu arada İran’ın Bon konferansındaki çalışmaları, Afganistan’da Taleban’ın yenilgisi ve Hamit Karzai’nin zaferi ile sonuçlanan ilk cumhurbaşkanlık seçimlerinin serbestçe yapılmasına sebep oldu. Tabi ki Taleban’ın devrilmesi ardından yaşanan gergin aylarda bazı Taleban veya el-Kaide üyelerinin İran’ın Afganistan ve Pakistan ile olan uzun sınırdan kaçması ve muhtemelen İran topraklarına girmeleri ise doğaldır. Buna rağmen İran güvenlik güçleri bu duruma hemen müdahale ederek teröristlerden bazılarını yakalamayı başardılar.

Hiç şüphesiz eğer İran’ın Taleban ve el-Kaide ile mücadeledeki titiz çalışmaları olmasaydı Afganistan’ın durumu çok daha vahim olur, batı ülkeleri de daha fazla terör saldırılarına maruz kalırdı. Buna rağmen Amerika’nın dönem başkanı George Bush İran’ın terör karşıtı çalışmalarını takdir etmek yerine, İran’ı şer güçleri ekseni ülkeler arasına aldı. Şimdi Amerika’nın bir diğer cumhuriyetçi başkanı, el-Kaide elebaşının oğlunun kapanmış dosyasını tekrar açmakla İran karşıtı eylemlerine gerekçe üretmeye çalışıyor.

Ve Amerika başkanı Trump İran ve K. Kore’nin nükleer çalışmalarda işbirliği yaptıklarını iddia etti. Bu konu ne kadar doğru olabilir?!

İran ve K. Kore arasındaki dostane işbirliği kimseden gizli değil. Buna rağmen İran İslam cumhuriyeti K. Kore gibi ülkelerle işbirliği, nükleer silah üretme hedefi ile değildir. İran nükleer silah deneyen tüm ülkeler ve bu cümleden K. Kore’nin çalışmalarını her zaman kınamış ve dünyada nükleer silahların tamamen yok olmasına vurgu yapmıştır.

Ayrıca İran’ın barışçıl nükleer faaliyetleri, özellikle de zenginleştirme sirkülasyonu ise yerli imkanlar ve her hangi bir ülkenin yardımı olmadan gerçekleşti, üstelik İran ve K. Kore’nin nükleer silah üretme veya deneylerde işbirliğine dair en ufak bir iz bulunmuyor.

Amerika yetkililerinin İran halkı ile eski düşmanlıkları dikkate alınırsa, bu bağlamda en ufak bir iz veya kanıt bulunsaydı şimdiye kadar İran için çeşitli uluslararası krizlere start verilmişti. Bu yüzden benzer boş iddiaların, Trump gibi hali hazırda işbaşında olan ve eski yetkililerinin ağzından çıkması, artık dünya toplumu tarafından fazla dikkate alınmıyor.

Şimdi Amerika başkanı tarafından İran’a yöneltilen suçlamların hiç birinin gerçek dayanağı olmadığı, sırf dünyada İranofobi dalgasını yaymak ve Amerika’nın gerçekleştirdiği sabotajları haklı çıkartmak için yapıldığı anlaşılıyor. Trump’ın sansasyonel sözlerinin dünya çapında da kınanması, bu suçlamaların inanılır olmadığını, dünyanın İran İslam cumhuriyetine bakışını etkilemediğini gösteriyor./