Batının, ayrılıkçılığa karşı çifte standardı
https://parstoday.ir/tr/radio/world-i88066-batının_ayrılıkçılığa_karşı_çifte_standardı
Dünyanın çeşitli bölgelerinde ayrılıkçı hareketler, birçok ülkenin büyük sorunu haline gelmiştir
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Ekim 24, 2017 16:04 Europe/Istanbul

Dünyanın çeşitli bölgelerinde ayrılıkçı hareketler, birçok ülkenin büyük sorunu haline gelmiştir

Aslında soğuk savaşın ardından yapılan tahminlerin aksine bu dönemin en bariz özelliklerinden biri, özellikle Ortadoğu, Afrika ve Avrupa’da sayısız iç savaşlardır ki bu savaşlardan bazıları, ayrılıkçı savaşlardır.

Bu savaşlardan G. Sudan’ın Sudan’dan, Eritre’nin Etiyopya’dan ayrılması, 90’lı yılların başında Balkan savaşlarında Yugoslavya’nın 5 küçük ülkeye bölünmesi ve birçok örneğe daha değinebiliriz.

Bu konuun en son örneğine ise Irak kürdisatan’ında şahit oldu. Irak Kürdistan'ı Bölgesel Yönetim başkanı Mesut Barzani düzenlediği referandum ile katılanların çoğunluğunun referandumda evet oyu kullandığını iddia ediyor. Aynı zamanda çeşitli bölgelerde de ayrılıkçı hareketlere şahit oluyoruz. Fakat bir ülkede vahdeti sağlayan en temel ve önemli konu ise toprak bütünlüğünün korunması olduğundan, ayrılıkçı hareketler veya isteklere yönelik olarak merkezi hükümetler muhalefet ediyorlar.

Ayrılıkçı hareketler bazen iç savaşlara veya silahlı milis güçlerin şekillenmesine sebep oluyor, fakat bazen de batı Avrupa’da İskoçya’nın Britanya’dan veya İspanya’dan Katalonya’nın ayrılması ise siyasi çalışmalar çerçevesinde gerçekleşiyor.

Ayrılıkçı hareketler alanında her zaman dikkat çeken konulardan biri, batının bu konu ile ilgili çifte tutumudur. Batılılar bu konuda her zaman çifte politika izliyorlar; bu konu, merkezi yönetimin rızası ve onayı olmadan, Kosova bölgesinin Sırbistan’ın tüm itirazlarına rağmen ayrılıkçı hareketine, batının verdiği tam destekte yaşandı. Aslında AB bir kaç yıl önce Kosova’nın bağımsızlığını “özel bir durum” olarak desteklerken, şimdi Katalonya bağımsızlık referandumunun yasadışı olduğunu belirtmesi, Sırbistan’ın öfkesine sebep oldu. Bu yüzden Belgrad yönetimi, AB’yi “çifte standart” izlemekle suçladı.

Bu bağlamda Sırbistan cumhurbaşkanı Aleksandr Vujiç (Alexander Vujic) ekim 2017’nin başlarında AB’yi iki yüzlülük ve ikili standartlar kullanmakla suçladı. Zira Birlik, Kosova’nın bağımsızlığını resmiyete tanıdı fakat Katalonya’nın referandumunu kınayarak yasa dışı olduğunu belirtti. Vujiç günümüzde her Sırp’ın AB’ye sorması gerekenin, “neden Katalonya referandumunun geçersiz olduğuna karar verirken, Kosova'nın referandum yapılmadan bile ayrılmasına karar verdiniz?” Vujiç yaptığı konuşmada “ Nasıl olur da Kosova’nın ayrılmasının yasal oluğunu iddia ediyorsunuz?  Üye tüm 22 ülke bu ayrılığı resmiyete tanıyor, Avrupa yasaları ve Avrupa hukuk kurumlarını yerle bir ediyorlar.”dedi.

Bu önemli sorular, AB’nin İspanya’dan Katalonya’nın ayrılma referandumuna karşı tutumu nedeni ile gündeme geliyor. Avrupa Komisyonu Katalonya’nın 1 Ekim 2017’de düzenlenmesi ardından İspanya hükümetinin tutumunu onaylayarak, katalonya referandumunun illegal olduğunu vurguladı; üstelik AB, referandum gününde özel güvenlik güçlerinin halka saldırarak şiddet kullanmasını “ bir iç mesele” olarak değerlendirdi. Buna karşı Avrupa Parlamentosu 2010 yılında onayladığı bildiri ile tüm üyelerden, Sırbistan hüküemtinin yoğun muhalefetine rağmen Kosova’nın bağımsızlığını resmiyete tanımasını istedi. Bu yüzden Sırbistan cumhurbaşkanı AB’nin benzer tutumlarına işaretle, bunun dünya siyaset alanında AB’nin çelişkili tutumu ve hilekarlığının göstergesi olduğunu belirtiyor.

Kosova Ağustos 2008 tarihinde referandum düzenlenmeden Sırbistan’dan bağımsızlığını ilan etti. Arnavutların çoğunlukta olduğu ülkenin cumhurbaşkanı Haşim Taçi, Kosova’nın Sırbistan’dan bağımsızlığının tek yanlı olmadığını, uluslararası ortaklarla koordinasyon içinde gerçekleştiğini iddia ediyor. Gerçi Kosova Sırbistan’dan bağımsızlığını ilan etmiştir, fakat Belgrad hiçbir zaman bu konuyu kabul etmedi ve illegal olarak değerlendirdi. Şimdiye kadar en az 113 ülke Kosova’nın bağımsızlığını resmiyete tanımıştır. Buna rağmen bazı önemli ve büyük hükümetler, kosova’yı bağımsız bir ülke tanımadılar. Amerika, Britanya ve Fransa, Kosova’nın bağımsızlığını resmiyete tanırken, Rusya ve Çin bu konuya karşı çıkıyorlar.

Gerçi Avrupa düzeyinde de benzer görüş ayrılıkları ve ihtilaflar hala yaşanıyor. Bazı ülkeler Kosova’nın bağımsızlığını resmiyete tanırken, İspanya, Slovakya, Romanya, Yunanistan ve Kıbrıs hala Kosova’yı Sırbistan’ın bir parçası olarak tanıyor ve bağımsız bir ülke olarak kabul etmiyorlar. Bu ülkeler de İspanya gibi, kendileri bizzat ayrılıkçı sorunu ile karşı karşıyalar, nitekim Katalonya eyaleti ciddi bir şekilde İspanya’dan ayrılma çalışmaları yürütüyor; ya da Sırbistan’ın eski müttefiki sayılan Rusya , Belgrad ile ortak çıkarları nedeni ile Kosova’nın bağımsızlığını reddediyor.

Bu arada BM’nin resmen tanımadığı fakat Amerika ve bazı Avrupalı ülkelerin desteği ile gerçekleşen Kosova’nın bağımsızlık meselesi, uluslararası yasalar ve kurumlara, meydan okumaktır. Gerçi en sonda  Uluslararası Adalet Divanı 2010 yılında verdiği kararla, Sırbistan merkezi yönetiminin onayı olmadan 2008 yılında ilan edilen bağımsızlığına oy verdi. AB, Amerika ve batı bloğundaki ülkeler, Kosova’nın bağımsızlığını, kendi çıkarları doğrultusunda olduğu için onayladılar, üstelik bu karar, Rusya’nın ortaklarından olan Sırbistan’ı zayıflatırken, nihayet Balkanlarda Moskova’nın zayıflamasına sebep oldu. 

Avrupa konuları uzmanlarından Dr. Seyid Alirıza Musevi’nin belirttiğine göre hali hazırda küçük bir ülke olan Belçika’nın çok kültürlü olması, İtalya’da G. Tirol bölgesi veya Britanya’da İskoçya veya Galler böglesinin varlığı nedeni ile söz konusu bölgeler İspanya’daki bağımsızlık referandumu sonucuna göre bağımsızlıkları doğrultusunda adım atabilirler. Fakat AB, üye ülkelerin tüm alanlarda vahdet ve yakınsamasına vurgu yaparken, bazı ülkelerde bağımsızlık hareketleri bu sürecin tersi bir harekete ve dolayısı ile AB’nin dağılmasına sebep olabilir. Bu yüzden AB kendi çıkarlarına yönelik bu Birliğin çıkarları doğrultusunda ayrılıkçı hareketlere destek vermiyor. Madrid hükümeti Katalonya’nın bağımsızlık hareketi karşısında pasif bir tutum izlerse, ekonomik açıdan çok önemli olan bu bölgenin yanısıra kendi milli hakimiyetinin yok olmasına da sebep olabilir. Üstelik onlarca yıl bağımsızlığı için “Eta” adı ile silahlı mücadele eden Bask gibi diğer bölgelerde de bağımsızlık hareketleri baş gösterecektir.

Avrupalı yetkililerin daha ciddi endişeleri de vardır, o da Avrupa’da bağımsızlık yanlısı bölgelerin ana vatanlardan ayrılmak için daha fazla faaliyette bulunmalarıdır. Bunların başında ise İskoçya yer alıyor; özellikle de Britanya’nın AB’den ayrılma referandumu Brexit’ten sonra, ciddi bir şekilde Britanya’dan ayrılarak AB’ye bağımsız bir ülke olarak katılmak istiyor. Katalonya’nın İspanya’dan ayrılması halinde, İskoçya yerel yetkilileri bu olaya dayanarak Britanya’dan bir an önce ve hızla ayrılabilirler. Bu arada Belçika ve italya’nın kuzeyindeki ayrılıkçı bölgeler de daha aktifleşmiştir, bu da AB’nin en temel varlık gerekçesi olan yakınsamanın tam tersidir.

Bu yüzden katalonya bölgesi başkanı, AB’den katalonya’nın mevcut durumunu dikkatle gözetleyerek yapılan referandum sonucunu dikkate alması gereken bir kurum olduğunu belirtiyor. Fakat AB asla Katalonya’nın bağımsızlığından yana tavır sergilemiyor ve Katalonya ile Madrid arasındaki siyasi krizin barışçıl yollardan çözümlenmesini istiyor. AB bu konuya vurgu yaparken krizin bir an önce sonlanmasını istiyorlar.

Ayrılıkçı konuda ikili kıstasların uygulanması ise batının bazı konularda izlediği politikadır. Nitekim terörizm alanında da batı yine açıkça çelişkili tutum izliyor. Aslında terörizmin yayılma sebeplerinden en önemlisi ise bu konuda, özellikle ortadoğu’da radikal terörizme karşı batı tarafından izlenen çelişkili tutumdur. Batılılar ve Arap müttefikleri, kendi çıkarlarını sağlamak ve hedeflerine ulaşmak için radikal teröristlere karşı mücadele etmek yerine onları destekliyorlar. Siyasi uzmanlardan Ivan Ipolitov, Amerika’nın son yıllarda terörizm ve radikalizmi, kendi dış siyasetini ilerletmek için bir araç olarak kullandığını, bunun sonucu Ortadoğu ülkelerinin zayfladığı ve terörizm ile radikalizmin yayılmasına sebep olduğunu belirtiyor.

Şimdi batılıların aşırıcı terörizmi desteklemenin sonucu, batılı tekfirci teröristler kendi ülkelerine dönerek, Avrupa veya Amerika’da terör saldırıları gerçekleştiriyorlar. Alman uzman Peter Meumann, IŞİD’in şekillenme sürecine işaretle, Suriye’de yaşananların neticesi, uzun yıllar bizlerle beraber olacaktır. Aslında batılılar, onların Ortadoğu’da terörist grupların oluşması ve yayılmasında yaptığı yardımların nihayet bir gün kendilerine döneceğini asla tahmin edemiyorlardı. Fakat şimdi güvenlik yetkilileri IŞİD tehditlerinin daha da ciddileştiğinden söz ediyorlar ve bu da batı ülkelerinde güvenlik oranının düştüğü anlamındadır.

Genel olarak, batı tarafından terörizm ve ayrılıkçılık gibi önemli ve hassas konulara karşı izlenen çifte standart ve çelişkili tutum ve siyasetler, benzer konuların çözümlenmesine yardımcı olmazken, bir çok bölgede yayılmasına ve hatta kendileri için bir sorun haline gelmesine sebep olmuştur.