AB’de reform üzerine anlaşmazlık
Avrupa’nın en büyük ve en önemli kurumu olan Avrupa Birliği AB son yıllarda ciddi sorunlarla karşı karşıya bulunuyor, öyle ki bu sorunlar AB liderleri ve birliğe üye bazı ülkelerin liderlerine göre bu kurumu zor bir durumla karşı karşıya bırakmıştır.
AB genelinde yaşanan bu sorunlardan biri, birliğe üye bazı ülkelerde mali ve iktisadi krizlerin devam etmesi ve yine sığınmacı krizidir. Bu arada Britanya gibi AB’nin ağır toplarından birinin birlikten çekilme kararı üye ülkelerin arasında üniter ve birlik içinde bir Avrupa ile bağdaşmayan ulusalcılığı körüklediği gözleniyor.
AB’nin karşı karşıya bulunduğu bir başka önemli sorun, birliğin güçlü ve zayıf üyeleri arasındaki çatlağın daha da derinleşmesidir. Bundan başka terör tehditleri ve düzenlenen terör eylemleri ve yine iklim değişikliğinden kaynaklanan çevre sorunları da AB’nin ciddi sorunları arasında yer alan sıkıntılardır.
Bu şartlarda Avrupa halkının AB’ye yönelik bakışı birliğin uygunsuz icraatı ve üye ülkeleri saran mali ve iktisadi krizlerin çözümlenmesinde sergilediği aciz tavır ve yine sığınmacı krizine doğru bir çözüm getirememesi yüzünden her geçen gün biraz daha olumsuz hale geldiği gözleniyor. Gerçekte tüm bu sorunlar AB üyesi olan ülkelerde halkın birliğe karşı çıkmaya başlamalarına yol açtığı anlaşılıyor.
Avrupa birliği halihazırda ciddi krizlerle karşı karşıya bulunuyor ve AB yetkilileri bu krizlerin üstesinden gelmenin ancak AB genelinde sağlanacak bir konsensüsle acil ve geniş çaplı reformların yapılması ile mümkün olduğunu savunuyor.
Bu sorunların çözümüne yönelik şimdiye kadar AB yapısında bazı reformların yapılması yönünde bir takım planların ve önerilerin gündeme getirildiği ifade ediliyor. Bu bağlamda en son gündeme getirilen önerilerden biri, Fransa’nın yeni Cumhurbaşkanı Emanuel Macron’un ileri sürdüğü reform paketiydi, ancak bu öneri pek sıcak karşılanmadı.
Fransa Cumhurbaşkanı Macron geçen Eylül ayında Surbon üniversitesinde yaptığı konuşmada AB genelinde en az on yıllık bir süre içinde yapılacak reformlardan uzun bir listeden oluşan bir dizi idealist planlardan söz etti. Örneğin Macron çift hızlı Avrupa tezini gündeme getirdi ki pek fazla olumlu karşılanmadı. Macron’un bir başka reform önerisi avro bölgesinde reformla ilgiliydi ve bu bölgeye daha fazla bütçe tahsis edilmesini istedi. Macron ayrıca “Avrupa ortak askeri gücü”nün kurulması, illegal sığınmacı ve göçmenlerin durumu ile ilgilenmek üzere“Avrupa sığınmacı idaresi”nin kurulması ve terörle mücadele doğrultusunda “Avrupa savcılığı”nın açılması gibi önerileri de gündeme getirdi
Fransa Cumhurbaşkanı Macron’a göre ancak güçlü bir Avrupa küresel sorunlarla baş edebilir. Buna karşın Macron’un önerdiği reformların bazı üyelerin karşı çıkmasından tutun AB içinde süreçleri karmaşık ve kronik hale getireceği yönündeki eleştirilere kadar bir çok engelle karşı karşıya bulunduğu anlaşılıyor. Üstelik bu reformların gerçekleşmesi ve AB’nin yeniden ihya edilmesi için belli bir siyasi gündemin hazırlanması ve ayrıca Macron’un Avrupalı mevkidaşlarının ona eşlik etmesi gerekir. Oysa bazı Avrupa liderleri iç sorunları ile uğraşıyor. Örneğin İtalya Başbakanı Paolo Centiloni bu ülkede düzenlenecek genel seçimlerle uğraşıyor. İspanya ise Katalonların bağımsızlık referandumundan kaynaklanan krizin çözümü ile meşgul, AB’nin ağır topu Almanya da genel seçimler ve koalisyon hükümetini kurma derdinde, üstelik koalisyon hükümetinin 2017’nin sonuna kadar kurulamayacağı anlaşılıyor.
Bu şartlarda Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un ilk fırsatta AB genelinde ve özellikle para ve mali alanlarda reformların hakkında geniş kapsamlı müzakereleri başlatma yönündeki arzı ve isteği pek gerçekçi gözükmüyor.
Gerçi Avrupa konseyi Başkanı Donald Tusk Fransız lider Macron’un reform önerilerini ve planlarını incelemeyi başlattığını belirterek başta Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Polonya ve Slovakya olmak üzere Macron’un reform önerilerine ve özellikle çift hızlı Avrupa önerisine iyimser bakmayan AB’nin bazı üye ülkelerini sakinleştirmeye çalışıyor.
Bundan başka bazı AB liderlerine göre bu reform önerileri sadece birer öneri düzeyinde gündemdedir. Bu kesime göre Macron bu önerileri Fransa’ya AB’nin kararlarında ve eğilimlerinde daha ciddi rol ifa ettirebilmek ve bir nevi durumun kontrolünü ele geçirmesine zemin hazırlamak için gündeme getirmiştir. Bazı AB diplomatları da şöyle diyor: Emanuel Macron’un yüksek enerjisi ve idealist yaklaşımı bazı Avrupa ülkelerini kaygılandırıyor. Bu planlar ve önerilerin sınıflandırılması ve Avrupalı bir çerçevede yönlendirilmesi gerekiyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un reform paketinde yer alan en temel maddelerden biri çift hızlı Avrupa’nın kurulmasıdır. Ancak AB’nin doğusu ve merkezinde yer alan daha yoksul ülkeleri bu öneriye sıcak bakmıyor, zira AB’nin daha zengin ve sanayileşmiş ülkelerine kıyasla konum ve imkanlarını kaybetmekten korkuyor. Nitekim halihazırda AB’nin zengin ve yoksul üyeleri arasında giderek derinleşen uçurum birlik içinde ihtilaflara yol açan en önemli etkenlerden biri sayılıyor. AB’nin zengin üyeleri daha çok kıtanın batısı ve kuzeyinde yer alırken, yoksul üyeleri daha çok doğusu ve güneyinde bulunuyor. AB’nin başta Almanya ve Fransa olmak üzere daha büyük devletleri üye ülkelerin kapasiteleri arasında söz konusu olan ve Almanya gibi güçlü bir ekonomiden Bulgaristan gibi yoksul bir üyeyi kapsayan farklılıkları gözeterek, üye ülkeleri oluşturan bu iki kesimin aynı hızla hareket etmeleri beklentisi yersiz ve gerçekçi olmayan bir beklenti olduğunu düşünüyor.
Ekonomi uzmanlarından Said Nizamlu, AB üyesi olan ülkelerin ekonomilerinin birbiriyle uyumlu ve dengeli olmadığı gerçeğine işaret ederek, birlikten ideal sonuç çıkmamasının önemli bir nedeni bu uyumsuzluktan kaynaklandığını belirtiyor. Buna göre AB’nin ağır topları şimdi tüm üye ülkelerin birliğin gözetlediği projelere katılımı üzerine ısrarı yerine birliğin daha güçlü üyeleri Avrupa ordusunun kurulması, sığınmacı krizi ile mücadele edilmesi, avro bölgesinin takviye edilmesi, uluslararası meselelere ve krizlere karşı ortak politika üretilmesi gibi askeri, güvenlik, iktisadi ve siyasi konularla ilgili projeleri yürütmeleri üzerinde duruyor. Nitekim şimdiye kadar da AB’nin karşılaştığı sorun ve krizlerde pratikte bu Avrupalı kurumun Kuzey ve Güney ülkeleri tabir edilen üyeleri arasında ciddi anlaşmazlık yaşadığı gözleniyor ki bunu da zenginlerle yoksullar arasında anlaşmazlık adlandırmak mümkün.
Gerçekte Avrupa’da 2008 yılında baş gösteren iktisadi krizin ardından Avrupa’nın kuzeyinde yer alan zengin ülkelerce kıtanın güneyinde yer alan yoksul ülkelere dayatılan kemerleri sıkma politikaları veya ekonomik kurtarma paketleri üzerinde anlaşmazlık ve ayrıca üye ülkelerin milli egemenlik ve yetkilerinin AB gözetimindeki kurumlara devredilmesi ve en son sığınmacı krizi AB’nin resmen ikiye bölünmesine yol açtığı gözleniyor. Buna göre de şimdi çift hızlı Avrupa düşüncesi de birlik içinde ciddi muhalefetler karşılaştığı anlaşılıyor.
Avrupa meseleleri uzmanı Macid Yeganegi’ye göre birliğe yeni üyelerin katılması, yeni üyelerin zayıf ekonomileri yüzünden AB bütçesine baskı yapması ve hassas ve önemli konularda karar alınması gibi durumlara yol açtığını belirtiyor.
AB içinde reformlarla ilgili bir başka sorun, birliğin mali ve iktisadi politikaları hakkında farklı görüşlerin bulunması ve avro bölgesinin iktisadi sorunlardan kurtuluş biçimi üzerindeki anlaşmazlıklardan ibarettir.
Fransa Cumhurbaşkanı Macron, AB içinde yürütülen işbirliğinde büyük değişim yapılmasını ve avro bölgesi için maliye Bakanı ve avro parlamentosu kurulmasını ve bu kurumların bu bölgenin bağımsız bütçesini gözetlemesini istiyor.
Aslında Macron AB ve Avrupa içinde uyumun taraftarlarından biridir ve bu çerçevede Avrupa’nın vahdetine ve üye ülkelerin eşgüdümlü politikalar üretmelerine vurgu yapıyor. Güçlü hakimiyet, avrodan başka dövizlere karşı güçlü desteği olan bir para birimi olarak yararlanmak, üye ülkelerin arasında seyahat ve ticaretin serbestliği, Macron’un AB’nin bekası için zaruri gördüğü konulardır.
Gerçi Almanya ve Fransa AB genelinde reform zarureti konusunda hemfikirdir, fakat önceliklerin ve çözüm yolları üzerinde görüş ayrılığı yaşadıkları gözleniyor. Almanya Başbakanı Angela Merkel’e göre gerekli ve temel şartlar hazırlandığı takdirde Avrupa’nın ortak maliye bakanlığının kurulması avro bölgesinin gündemine alınabilir. Macron ise avro bölgesinde reform yapılması popülizmle mücadele için zaruri olduğunu savunuyor ve avro bölgesi üye ülkelerin ortak maliye bakanlığına ve ortak bütçeye kavuşmaları gerektiğini vurguluyor. Buna karşın Almanya ve ayrıca Avrupa birliği komisyonu Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un başta avro bölgesi olmak üzere AB genelinde mali reformla ilgili planı hakkında bazı kaygıları bulunuyor. Bu plana karşı en çok muhalefet, Almanya Başbakanı Merkel’in potansiyel koalisyon ortağı özgür demokrat parti tarafından geliyor. Almanya’nın Paris büyükelçisi Nicolas Mayer Landroot, Almanya yönetimi hali hazırda Macron’un sunduğu önerinin detaylarına cevap verebilecek konumda olmadığını, çünkü bunun için bir çoğunluğun ve bir hükümetin varlığı zaruri olduğunu belirtiyor.
Gerçekte avro bölgesinde hakim olan olumsuz şartlar, ortak mali, iktisadi, savunma ve sosyal politikaların üzerinde konsensüs sağlanmaması ve özellikle Avrupa genelinde radikal sağ parti ve hareketlerin yayılması yüzünden, AB’nin iki ağır topunun liderleri yani Macron ve Merkel AB ve avro yapılarında bir an önce yapısal reform yapılması gerektiğine inanıyor. Bilindiği üzere avro bölgesi bir süredir üye ülkelerde işsizlik, bütçe açığı, ekonomik durgunluk ve düşük oranda ekonomik büyüme gibi sorunlarla mücadelede etkili politika üretememekten acı çekiyor. Bu durum başlı başına Fransa’da milli cephe ve Almanya’da Almanya için alternatif parti gibi radikal sağ partilerin bu iki ülkenin avro bölgesinden çekilmesi yönünde propaganda malzemesi oluşturuyor.
Almanya ve Fransa’nın AB’nin iki büyük ekonomisi olarak mali uyum, ortak ekonomik politikalar ve ortak yatırım gibi alanlarda gözetledikleri reformlar ortaktır. Avrupa dış ilişkiler konseyi uzmanı Joseph Janning, Almanya yeni Avrupa’nın liderliğinde daha fazla rol ifa edeceğini belirtiyor. Bu arada Berlin ve Paris arasında en temel sorun, ister fırsatlardan yararlanma ister tehditlerle mücadele alanında olsun, AB’nin gelişmesi ve avro bölgesinin daha fazla uyumuna yardım olacağı anlaşılıyor.
Buna karşın bu alanda en önemli düşünce, yani çift hızlı Avrupa planı, hali hazırda AB’nin iki zengin ve yoksul kesimi arasında en önemli anlaşmazlık konusuna dönüştüğü anlaşılıyor. Üstelik AB ve avro bölgesinin yapısında yapılacak reformların mahiyeti ve biçimi hakkında Fransa ile Almanya arasında görüş birliği hakim olmadığı ve bu ülkelerden her biri kendi çıkarları ve hedefleri doğrultusunda olan reformların yapılmasını istediği ifade ediliyor.