Savaşın çevreye bıraktığı yaralar
https://parstoday.ir/tr/radio/world-i89174-savaşın_çevreye_bıraktığı_yaralar
6 Kasım, “Savaş ve Silahlı Çatışmalarda Çevre İstismarının Önlenmesi Günü".
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Kasım 13, 2017 14:33 Europe/Istanbul

6 Kasım, “Savaş ve Silahlı Çatışmalarda Çevre İstismarının Önlenmesi Günü".

İnsanoğlu yaşamının ilk gününden itibaren, savaşlar her zaman sosyal ve siyasi gelişmeler üzerine birçok tahrip ve yok edici etkileri olmuştur, öyle ki birçok araştırmacı, savaşların insan hayatı üzerindeki olumsuz etkilerini inceliyor. Günümüzde endişeye sebep olan konu ise savaşların çevre üzerinde bıraktığı olumsuz etkileri ve savaş sırasında çevrenin istismar edilmesidir. Savaşlar bir çok doğal yaşam alanı ve biyolojik çeşitliliğin tahrip edilmesine sebep olurken, hava kalitesi, su ve toprağın kirlenmesine sebep oluyor. Bu endişeler nedeni ile BM 2001 yılından itibaren 6 Kasım tarihini, “Savaş ve Silahlı Çatışmalarda Çevrenin İstismarının Önlenmesi Günü" olarak adlandırdı. Hedef ise halkı savaş ve silahlı çatışmaların çevreye verdiği zararlar hakkında bilinçlendirmektir. Bugün 6 kasım, bu bağlamda sizler için hazırladığımız özel programımızı dinliyorsunuz.

Mağara insanları ilk kez kendilerini savunmak için taş atmaya ve düşmana karşı ağaçları kesmeye başladıkları zaman, çevre, savaşın stratejik unsurlarından biri olarak gündeme geldi. Asırlar sonra Roma imparatorluğu ve Asur orduları da düşmanın teslim olmasından emin olmak için onların buğday tarlalarına tuz serperek tarlaları verimsiz ve kurak haline getiriyorlardı. Teknolojinin ilerlemesi ile savaşlarda çevreyi istismar etme yöntemleri de değişti ve yabancı otları öldürmede veya normal gelişimini önlemede kullanılan kimyasal maddelerin olan herbisitler askeri amaçla, çevreye en çok tahribat ve zayiatı veren madde olarak kullanılmaya başlandı.

Bu saldırının en bariz örneği Vietnam savaşında yaşandı ve hala en büyük çevre faciası olarak biliniyor. Bu savaşta Amerika ordu askerleri Vietnam’ın yoğun bitki örtüsünü yok ederek bölge halkının ve Kuzey Vietnamlı savaşçıların hem gıdaya ulaşımını engellemek hem de sık ormanlık alanlarda insanların yerlerini tespit etmek için Agent Orange, adlı bir herbisit kullandılar. 1961–1971 yılları arasında tam 10 yıl süren ve “Ranch Hand” olarak isimlendirilen bu operasyon esnasında 80 milyon litre herbisit (ot öldürücüler) ve yaprak dökücü, 7,4 milyon hektarlık bir arazi üzerinde kullanıldı. Dioxin içeren bu madde insan yapımı en zehirli kimyasal olarak nitelendiriliyor. O günkü yıkım ve bugüne uzanan etkileriyle agent orange’in gözle görülür hasarları ise tam üç kuşaktır Vietnam'lıların kâbusu olmaya devam ederken kemik bozuklukları, doğumsal anomaliler gibi etkilerini göstermektedir. Bu gazın rengi sarı ya da turuncu değildir, Vietnam Savaşı sırasında gazların saklandıkları tankların üzeri turuncu çizgiyle işaretlendiği için agent orange ismini almıştır.

"Yanmış Toprak" stratejisi ise savaşlarda kullanılan bir diğer taktiktir. Burada düşman güçlerin ulaşmasını engellemek için tüm kaynaklar yok ediliyor, böylece çevreye büyük zararlar veriliyor.

Düşman ordusuna karşı geri çekilen ordu tarafından kullanılan ve düşmana faydalı olabilecek her şeyin tahrip edilip kullanılamaz hale getirilmesine dayanan bu taktikte, ilk başlarda işgalci düşman ordularına hasadın bırakılmaması için yakılırdı. Fakat daha sonradan tüm altyapı, ulaşım, iletişim ve sanayi tesislerinin imha edilmesini içerecek şekilde genişlemiştir.

Bu taktiğin bariz örneklerinden biri, Irak Baas rejiminin İran'a dayattığı savaşta yaşandı. Irak diktatörü Saddam'ın emri ile Irak'ta Mezopotamya'nın güneyi ve merkezi bölgelerinin önemli bir kısmında yanmış toprak taktiği uygulandı.

Saddam'ın emri ile büyük bir bölümü Irak'ta ve gerisi İran'da olan bölgenin en büyük sulak alanlarından biri olan  Hur-ul Azim veya başka adı ile Hur-ul Hoveyze ateşe verilerek kurutuldu, öyle ki kamışlık bölgeler bile yok oldu. Saddam bölgenin ekosistemini yok ederek, Irak'ın güney ve orta sulaklarında olan göçmen kuşları da tamamen yok etti, İran'a karşı savunma engelleri oluşturmak bahanesi ile Irak'ın güney bölgesinde en az 15 milyon hurma ağacını yakarak kuruttu ve bölgeye mayın döşedi. Bu olay Irak halkının yaşamını direkt etkiledi ve hava kirliliği, ve hala bölge ülkelerini bile etkileyerek zor durumda bırakan toz bulutların oluşması gibi uzun vadeli etkileri, bölgede yaşayanların zor günler geçirmesine ve hastalıklara yakalanmasına sebep oluyor

Son on yıllarda Irak'ta yaşanan başka olaylar da uzmanlara göre savaşta çevreyi istismar alanına giriyor. Bu olaylardan en fazla tanınan biri de 1991 yılına ait. O yılda Amerika ve koalisyon güçleri Saddam rejimini kuveyt'te yenmeyi başardılar. Bu ağır ve utanç verici yenilginin ardından Saddam ordu komutanlarına kuveyt'ten çekilmeden önce bölge petrol kuyularını patlatarak ateşe verme emri verdi. Amerika ve müttefik güçlerinin bölgeyi ele geçirdiklerinde kuveyt'in 940 petrol kuyusundan 640'ı yanmaktaydı. Bu olayda en az bir milyar varil petrolün yanması sonucu yaklaşık 300 milyon ton karbondioksit gazı atmosfere karıştı.

Iraklı güçler ayrıca 130 petrol kuyusunu da tahrip ettiler. Bu yüzden toprak üzerine sızan ve yayılan ham petrol bir çok evcil ve yaban hayvanın telef olmasına sebep oldu. Olayda Fars Körfezi'ne yayılan ham petrol dünyanın en büyük çevre faciasına sebep oldu. Petrol ve ziftin kalın tabakası, Fars Körfezi sahillerinin uzun bir mesafesini kaplarken, en az 30 bin deniz kuşunun ölümüne sebep oldu.

Bu olayın üzerinden çeyrek asır geçmişken IŞİD teröristleri bir kez daha Irak çevresine başka bir darbe indirdiler. Iraklı güçler Dicle nehrinin (Tigris nehri) yakınında olan Musul'un güneyinde küçük bir kent olan el-Kiyare'ye yaklaştıklarında IŞİD bölgeden geri çekilirken bölgedeki petrol kuyularından 19'unu ateşe verdiler. IŞİD kentten çekilmesi sırasında yanan petrol kuyularından yükselen yoğun duman bölgeyi tamamen kapladı. Teröristler aynı zamanda el-Kiyare kenti petrol boru vanalarını da açarak, kentin caddelerinde petrol seli oluşturdular. Böylece kentteki ham petrol, bölge halkının içme suyu kaynağı olan Dicle sularına karıştı.

Dicle'nin kirlenmesi, nehirde yaşayan canlıların telef olması, havaya karışan yoğun ve boğucu duman, bu facianın sonu değildir, zira olaydan 4 ay sonra bile petrol kuyularındaki yangın hala kontrol altına alınmamış, yanmaktaydı. Üstelik IŞİD Irak'taki varlığını sürdürdüğü müddetçe her gün bu ülkeye ölümcül bir darbe daha indirdi. BM Çevre Programı Başkanı Erik Solheim, birkaç on yılda Irak çevre yaşamının tahrip olmasına şahit olmaktan çok üzgün olduğunu belirterek, sürekli devam eden bu çevre katliamının uzun süren bir facia olduğunu, bu facianın yaşam şartlarını imkansız kılmasa da tehlikeli hale getirdiğini söyledi.

2011 yılından beri yoğun bir savaşın içinde olan Suriye'de IŞİD ve diğer terör gruplarının varlığı, bu ülkede büyük bir çevre faciasının yaşanmasına sebep oldu. Çevre uzmanı ve aktivisti Hollandalı  Wim Zuyinen Burg, Suriye çevresinin büyük bölümünün yok olduğunu, bölgede kullanılan silahlardaki zehirli maddeler, evlerin tahrip olması ve de çöp ve atıkların toprağın derinliklerine katıldığını ve yer altı suları inanılmaz ölçüde kirlettiğini belirtti. Burg'a göre Suriye çevresinin bir nebze onarılması için en az 25 yıl süre gerekiyor ve o zamana kadar bu ülkenin toprak ve suyu kullanılmaz halde olacaktır. Zira bu zehirli maddeler inan sağlığını önemli ölçüde tehdit ediyor.

Tabii ki Ortadoğu bölgesinin çevre sağlığı, savaşlar boyunca bir çok hasara uğramıştır. Bunlardan biri de Lübnan'ın başkenti Beyrut'un güneyinde elektrik santrali Siyonist rejim tarafından bombalanması sırasında yaşandı. Zira saldırıda yakıt depoları hasar gördü ve 20 bin ton petrol Akdeniz sularına karıştı. Akdeniz'e karışan petrol, kısa sürede geniş bir alana yayıldı ve sahilin kilometrelercesini kaplayarak çeşitli balıkların telef olması ve nesli tükenmekte olan Yeşil Kaplumbağaların yaşam alanının yok olmasına sebep oldu.

Savaş nedeniyle çevrenin tahrip edilmesine Afganistan'da da şahit olduk. Ekim 2001 tarihinde Amerika sözde terörizm ile mücadele bahanesi ile yeni bir savaş türüne başladı. Bu savaşta çevreye geniş çapta verilen hasarın sonuçları hala ülke halkına çile çektiriyor. Savaş sırasında on bin köyün yok olduğu tahmin ediliyor. Su alt yapılarının tahrip olması ve bakteriyel kirlilik nedeni ile içme suyu kaynakları azaldı, yer altı su kaynakları da çöplerin defnedilen merkeze yakın olması nedeni ile kirlendi. Bundan önce Afganistan göçmen kuşların en önemli geçit sahasıydı; fakat dağlar askeri güçlerin sığınağı olduğu tarihten itibaren, göçmen kuşların buradan geçişi %85 oranında azaldı. Siklonit (Cyclonite) gibi patlayıcı maddelerin kullanılması sonucu yaşanan çevre kirliliği hava, toprak ve suya karışarak kansere yol açmakta, ülke topraklarına döşenen mayınlar hala insanlar ve hayvanlardan canlar alıyor.

Ortadoğu'ya ilaveten savaşın çevre üzerindeki tehlikeli etkileri Roanda, Somali, Sierra Leon, Angola ve Sudan gibi Afrika'nın bazı bölgeleri, Asya'nın güney doğusu ve Avrupa'nın bazı bölgelerini de etkilemekte. Örneğin Ruanda savaşında bu ülkenin Akagra milli parkının büyük bir bölümü mülteci kampına dönüştü ve kontrolsüz avlanma nedeni ile bazı hayvanların nesli tükendi. Sudan savaşında da askerler ve mültecilere et sağlamak isteyen avcılar da milli parkın hayvan nüfusunu azalttılar. Sadece bir bölgede fillerin sayısı 22 binden 5 bine kadar azaldı ve sadece 15 adet beyaz gergedan hayatta kaldı.

Sohbetimizde anlattıklarımız, bazı savaşlarda çevreye verilen zararlardan sadece küçük bir bölümüydü. Gerçek şu ki dünyada güvenlik, adalet ve barış adı ile başlatılan savaşların tümünde, çevre ve doğal kaynaklar, sessiz kurbanlar olmuşlardır. Fakat Allah vergisi tüm nimetler kalıcı barış ve gelişmenin sağlanması için, hayati önem taşıyor. Bu yüzden uluslararası yasaların silahlı çatışmalar ve çevre sağlığının hedef alınmasını engellemek için güçlenmesi gerekiyor, zira sağlıklı bir çevre, doğal kaynaklar olmadan kalıcı barış sağlanamaz./