Avrupa’da ahlaki çöküşün çeşitli boyutları
Özellikle son onyıllar başta olmak üzere son dönemde Batı dünyasının sosyal yaşam arenasında ve özellikle Avrupa ülkelerinde ahlaki değerlerin çöküşü ve din ve ahlakın etkinliğini kaybetmesi bir çok sosyolog ve ahlak aliminin üzerinde durduğu konulardan biridir.
Yine bu süreçte dikkat çeken önemli nokta, bu durumun son yıllarda ivme kazanmasıdır, öyle ki şimdi Avrupa toplumlarında belki de bir kaç yıl öncesine kadar asla hayal bile edemeyeceğiniz durumla karşı karşıyayız.
Bu alanda gündeme gelen konuları daha iyi tanımak ve birbirinden ayırt edebilmek için Avrupa ülkelerinde ahlaki çöküş ve fesadı bir kaç alanda ele almak gerekir.
Batı dünyasında ahlaki fesadın en önemli mısdaklarından biri cinsel laubalilik ve sınırsız özgürlüktür. Başta Avrupa ülkeleri olmak üzere Batılı ülkelerde kadın ve erkek arasında cinsel ilişki ta ergenlik çağından itibaren ve hiç bir kısıtlama söz konusu olmaksızın başlıyor ve aynı şekilde devam ediyor.
Diyanet işleri uzmanı Ebulfazl Sacedi’nin belirtiğine göre, Batı medeniyeti, kültürü ve değerlerinin çöküşü insana, kişiliğine, konumuna ve görevine sapkın bakışının işareti ve sonucudur.
Öte yandan başta Britanya olmak üzere bir çok Avrupa ülkesinde insanların dini tealime inanmamaları veya inandıkları halde bağlı kalmamaları yüzünden bu ülkelerde cinsel meseleler ve karşıt cinsle cinsel ilişki konusunda hiç bir ahlaki kısıtlama kabul edilmiyor ve bu durum Batılı insanların ve politikacılarının yaşamında galip süreç olarak kendini gösteriyor.
Gözlemciler, Avrupa’da ahlaki çöküş ve ahlak karşıtı, din karşıtı ve insan karşıtı öğretilerin ve uygulamaların yayganlaşması tehlikeli boyutlara ulaştığını belirtiyor. Amerikalı yazar Robert J. Ringer Batı kültürünün çöküşünün bilincinde hareket ederek Batı dünyasında sapkınlığın kökleri ahlaki fesada uzandığını belirtiyor ve Batı’nın çöküş sürecini çok inişli çıkışlı bir süreç şeklinde tanımlamanın mümkün olduğunu vurguluyor.
Avrupa ülkelerinde ahlaki fesat ve cinsel skandalların yaşandığı önemli alanlardan biri, ünlü kişilerin ve politikacıların makamını ve konumunu cinsel heveslerini tatmin etme yolunda kullanması ve kendileri ile bir nevi çalışan insanlara cinsel tacizde bulunmasıdır.
Avrupa’da cinsel skandallardan biri Fransa’nın eski Cumhurbaşkanı Fransuva Hollande ile ilgiliydi. Hollande Fransa Cumhurbaşkanı olduğu dönemde Elize sarayında yaşayan sevgilisini bırakıp bir başka kadınla ilişki kurdu ve esasen resmi eşi yoktu. Bu durum Hollande’ın Fransa toplumunda sempati kaybına uğramasının nedenlerinden biri şeklinde yorumlandı.
Buna karşın şimdi asıl Britanya’da bazı siyasi sonuçları da doğuran çok sayıda cinsel taciz vakasından söz ediliyor. Bu doğrultuda son günlerde Britanya parlamentosunda yaşanan cinsel taciz vakalarının ifşa edilmesi hem hükümet, hem parlamento ve hem Britanya medyasında geniş tepkilere yol açtı ve şimdi skandalın boyutları bazı milletvekilleri ve bakanları ve diğer bazı üst düzey yetkililere kadar uzanmasının ardından bu skandalın daha büyük ses getireceğinden söz ediliyor. Örneğin 2002 yılında bir kadın gazeteciye cinsel tacizde bulunduğu ortaya çıkan İngiltere savunma Bakanı Michael Falon 1 Ekim tarihinde istifa etmek zorunda kaldı. Falon’un itirafı, Britanya parlamentosunda kadın araştırmacılar ve danışmanlar cinsel tacize maruz kaldıkları ifşa edildikten sonra gündeme geldi.
Şimdi ise Britanya parlamentosunda ve bir çok iş çevresinde kadınlara yönelik bir dizi cinsel taciz vakalarının ifşaatı gündeme geliyor ve her gün bu ülke yeni cinsel taciz vakaları ile sarsılıyor. Raporlara göre Britanya’da kadınların %53’ü iş ortamlarında cinsel tacize uğruyor, fakat cinsel tacize uğrayan kadınların %63’ü işini kaybetme ve işsiz kalma korkusundan bu tür suçları rapor etmiyor.
Gerçekte Britanya Avrupa ülkeleri arasında en çok cinsel taciz skandalları ile sarsılan ülke konumundadır. Nitekim son yıllarda BBC haber kanalının eski sunucuları ve bazı Britanyalı sinema yıldızı çocuklara yönelik cinsel taciz ve tecavüz suçundan tutuklandı.
Britanya’da çocuklara yönelik cinsel taciz ve tecavüz vakalarının ifşaatı, BBC kanalının geçmiş yıllarda ünlü sunucusu Jimy Sevil’in ahlaki fesadının ifşa edilmesi ile başladı ve bundan sonra bir kaç İngiliz şahsiyet benzer ahlaksız davranışlarda bulunmakla suçlandı. Şimdi ise sıra İngiliz politikacılara geldiği anlaşılıyor. İngiliz politikacıların özellikle iş çevrelerinde kadınlara yönelik ahlaksızlıkları ve mevkilerini bu yönde kötüye kullanmaları son günlerde İngiltere kamuoyununda büyük bir nefretle izleniyor.
Avrupa ülkelerinde ahlaki fesat ve çöküşün bir başka somut örneği katolik kilisesinde yaşanan cinsel taciz ve tecavüz ve ahlaki fesat vakalarıdır. Bu durumu Vatikan da itiraf etmek zorunda kaldı. Katolik kilisesi son 16 yılda Amerika, İrlanda, Almanya ve bir kaç latin Amerika ülkesinde çocuklara yönelik cinsel taciz ve tecavüz vakalarının ifşa edilmesi ile sarsıldı.
İrlandalı papaz Joseph Duffy bu konuda şöyle diyor:
Bu büyük lekeyi ve aybı silmek mümkün değil.
Aslında katolik papazların ahlaki fesat skandalı bu inancı izleyen bir çok Hristiyanı şoke ettiği anlaşılıyor, zira doğal olarak insanları maneviyat ve ahlaka davet etmeleri gereken insanlar bu çirkin ameli işlemiş bulunuyor.
Katolik mezhebinde papazların evlenme hakkından mahrum bırakılmaları bu insanların arasında türlü ahlaki fesadın yaygınlaşmasına yol açtığı anlaşılıyor ki, eşcinsellik ve çocukları cinsel açıdan sömürmek katolik papazların arasında yaygın olan en önemli ahlaki fesat örnekleridir.
Öte yandan Vatikan ve katolik kilisesinde son yıllarda yaşanan bu tür ahlaki fesat skandalları medyanın da ilgisini çektiği gözleniyor.
Katoliklerin büyük papazlarından Hans Kung bu konuda şöyle diyor:
Papazların ahlaki ve cinsel fesat vakalarının ifşa edilmesi ve kamuoyunun bu kesime yönelik güveni sarsılmasından sonra katolik kilisesi, protestan kilisesi kurulduktan sonra en büyük krize sürüklenmiş bulunuyor.
Bu doğrultuda katoliklerin manevi lideri Papa Fransis bir süre önce katolik kilisesinde bu durum düzeltilmediği takdirde bu kilisenin çökeceği uyarısında bulundu. Papa Fransis ayrıca Haziran 2013’te Vatikan’da organize eşcinsel akımının varlığını itiraf etti ki bu da Hristiyan aleminin en önemli merkezinde ahlaki fesadın derinliğini yansıtıyor. Gerçi Papa Fransis faaliyetinin başında kiliselerde çocuklara yönelik cinsel istismarın örtbas edilmesine karşı çıkacağını ve böyle bir durumu asla kabul etmeyeceğini açıkladı, fakat bu tür tecavüzlerin kurbanı olan insanlar kiliselerde çocuklara yönelik cinsel taciz ve tecavüz aybının izlerinin silinmesinde Papa Fransis’in tutumundan hoşnut olmadıklarını dile getiriyor.
Papa Fransis Vatikan’da eşcinsellik fesadı ve lobisinin varlığını itiraf ederek bu duruma itirazda bulundu, fakat aynı zamanda bu kirli olayla mücadelede aciz olduğunu belirtti. Bu arada Papa Fransis Haziran 2016’da katolik kilisesinin yetkilileri bu alanda yaşanan fesatla daha ciddi bir şekilde mücadele etmelerine imkan tanıyan bir karar yayımladı. Gerçekte Papa katoliklerin Vatikan’a olan inancını ihya etmek için acilen bir şeyler yapma zorunluluğunu hissetti ve böylece katolik kilisesinde çocuklara yönelik cinsel taciz ve tecavüz vakaları ile mücadelede kararlı olduğunu ispat etmeye çalıştı. Ancak ne var ki katolik kilisesinde bu tür suçları işleyenlere karşı gerekli tepkinin verilmesi yönündeki Papa Fransis’in kararı bu tür suçların katolik kilisesinde azalmasına sebep olamadı.
Batı dünyası ve özellikle Avrupa ülkelerinde ahlaki çöküşün bir başka boyutu, bu toplumlarda eşcinselliğin serbest olması ve devletlerin eşcinsel haklarını ve özellikle evlenme ve evlat edinme haklarını tanımasıdır.
Oysa eşcinsellerin evliliğinin yasallaşması tarih boyunca beşeri toplumlarda doğal bir gelişme olarak yaşanan kadın erkek evliliğinin doğal mahiyetini yok eden bir durumdur.
Bu bağlamda en son Almanya’da bir gelişme yaşandı. Almanya parlamentosu 30 Haziran 2017 tarihinde eşcinsellerin evlilik kanununu onaylamakla beraber bu sapkın zümrenin üvey evlat edinme hakkını da tanıdı. Ancak bu ahlaksız kanun Almanya kilisesinin muhalefeti ile karşılaştı.
Berlin kentinin baş papazı bu kanunun Almanya parlamentosunda onaylanmasını talihsizlik niteledi. Alman papaz bu kanun uygulandığı takdirde geleneksel doğal evlilik sayısı azalacağını, bu da aile kurumunun temelini çökerteceğini belirtti.
Gerçi Almanya parlamentosu eşcinsellerin evlilik kanununu onayladı, fakat bu durum, Almanya toplumunun tümünün bu kanunu onayladığı anlamına gelmiyor, nitekim bu ülkede bir çok insan bu kanunun engellenmesini istiyor. Fakat her halükarda bu kanunun onaylanması ile birlikte Almanya toplumu geriye doğru önemli bir adım atmış oldu, zira bu ahlak dışı ve dine aykırı kanunun uygulanması Almanya toplumunda laubaliliğe ve aile kurumunun yok olmasına ve sosyal temellerin sarsılmasına yol açacağı kesindir.
Öte yandan Almanya AB’nin en önemli üyesi ve Avrupa kıtasının en büyük ekonomisi olduğundan, bu yasanın bu ülkede çıkarılması, şimdiye kadar eşcinsellerin evliliğini tanımayan başka Avrupa ülkelerini de benzer bir kanunu çıkarma yönünde teşvik edeceği anlaşılıyor. Böylece Avrupalı toplumlar ve daha genel anlamda Batılı toplumlar ahlaki çöküş doğrultusunda biraz daha ilerlemiş oluyor. Kuşkusuz Batılıların bu eğilimi ve izledikleri yol bu zümrenin dünya genelinde beşeri toplumların kalkınması ve ilerlemesinin bayraktarı oldukları iddiaları ile çelişmektedir. Batılılar sürekli başka kültürlere ve değersel düzenlere karşı kendi kültürleri ve değerleri ve inançlarının üstünlüğünden ve asaletinden dem vuran ve diğer kültürleri ve dinleri ve değersel düzenleri geri kalmış ve gerici olmakla suçlayan bir toplumdur. Bu doğrultuda bazı Avrupa ülkeleri son yıllarda eşcinsellerin haklarının tanınması ve özellikle evliliklerinin yasallaşması yönünde büyük çaba harcamıştır. Nitekim bu yasanın onaylanması ile birlikte Almanya da eşcinsellerin evliliğini yasal ilan eden 21 Avrupa ülkesine katıldı. Danimarka 1992 yılında bu yasayı onaylayan ilk Avrupa ülkesiydi
Avrupa ülkelerinde ahlaki fesat ve çöküş hakkında tüm bu söylenenler aslında bu sorunun sadece bir kaç boyutunu kapsıyor ve biraz daha araştırıldığı takdirde bu facianın daha başka boyutları da söz konusu olduğu anlaşılıyor. Tüm bu örnekler Avrupalı toplumların medeniyet ve kültür iddialarına rağmen kendi elleri ile kendi köklerini baltaladıklarını ve bireysel hak ve özgürlük iddiaları ile pratikte Avrupalı toplumların geleceğini ve sosyal maslahatlarını tehlikeye attığını ortaya koyuyor. Kuşkusuz bu sürecin aynı tempo ile devam etmesi ve iki karşıt cins arasında cinsel ilişki serbestliği ve yine eşcinselliğin yaygınlaşması Avrupa toplumlarında aile kurumunu yok edecektir. Ve maalesef bu süreçte kendisi din ve ahlak değerlerini korumakla yükümlü olan katolik kilisesi bizzat ciddi ahlaki fesat durumları ile çalkalanıyor ve ıslah olmasından da umutların kesildiği anlaşılıyor.