Dünya ABD’siz iklim değişikliği ile mücadele ediyor
Almanya’nın Bon kentinde düzenlenen 23. İklim değişikliği konvansiyonu ile ilgili hazırladığımız kısa raporumuzla sizlerle birlikteyiz.
6 Kasım 2017 Pazartesi günü, kısaca Cop23 adı ile anılan 23. İklim değişikliği konvansiyonu zirvesi Almanya’nın Bon kentinde ve Paris anlaşmasına üye olan ülkelerin katılımı ile konvansiyonun daimi sekreterliğinde düzenlendi. Gerçi bu zirvenin ev sahibi Fiji ülkesiydi ve zirveye de bu ülkenin Başbakanı başkanlık ediyordu, fakat zirveye 20 bin delegenin katılması ve Fiji’de heyetlerin kalması için uygun imkanlar bulunmaması ve ayrıca delegelerin yolculuk kolaylığını sağlamak amacıyla zirve Almanya’nın Bon kentinde düzenlendi.
Amerika'nın devleti Paris anlaşmasından çekilmesinden sonra düzenlenen ilk iklim değişikliği zirvesi olan bu zirvenin amacı, iklim sisteminin tehlikeli tehditlerine karşı insanların müdahalesini önlemek ve bir bakıma yerkürenin ısınmasını durdurmaktı.
Bir nevi ön müzakere olan zirvenin ekseni de Paris iklim anlaşmasını hayata geçirmeye yardımcı olacak bir nevi genelgeyi 2017’nin sonuna kadar hazırlamaktı.
Gerçekte iklim değişikliğine yönelik ilk uluslararası tepkiler 1992 yılında ve Rio’da düzenlenen yerküre zirvesinde başladı. Bu zirve BM’nin iklim değişikliği ile ilgili konvansiyonu onaylamayı başardı.
Daha sonra çevre uzmanlarının sürekli uyarılarının ardından Aralık 1997 tarihinde Kiyoto adında bir konvansiyon tedvin edildi ve dünyanın 160 ülkesi bu anlaşmayı onaylayarak yerkürenin ısınmasını önlemek üzere yükümlülük üstlendi.
Kiyoto konvansiyonuna göre dünyanın 36 sanayileşmiş ülkesi 2012 yılına kadar sera gazları üretimini 1990 yılında üretilen miktarın %5 altına indirmekle yükümlü hale getirildi, fakat bu hedefe ulaşılamadı, zira Amerika, uzun yıllar Kiyoto anlaşmasını kabul etmeyen dünyanın tek sanayi ülkesiydi. Amerikalı devlet adamları Kiyoto konvansiyonu çerçevesinde sera gazlarının azalması Amerikan ekonomisinin büyüme hızını azaltacağını ve sonuçta başka ülkelerle rekabet gücünü etkileyeceğini savunuyordu.
2014 yılında Lima’da düzenlenen konferansta, iklim değişikliğine yönelik yeni küresel yükümlülükleri için gerekli temel olarak “iklim için eylem” planı taslağı hazırlandı ve 2015 yılında Paris’te düzenlenen zirvede BM müzakereleri üzerinden geçen 20 yılın ardından ilk kez dünya ülkeleri iklim değişikliği ile mücadele için bir belgenin üzerinde anlaşmaya vardı.
Bu belgede yerkürenin ortalama sıcaklığı 2050 yılına kadar iki dereceden daha az artması öngörüldü.
Paris konferansında dünya kamuoyunun Washington yönetimine uluslararası iklim anlaşmalarını kabul etmesine yönelik baskıları, Amerika dönem Başkanı Obama’yı Paris konvansiyonunu ve ülkesinin sera gazları üretimini azaltmasını kabul etmeye zorladı.
Amerika dönem Başkanı Obama, Paris zirvesinde yaptığı konuşmada ülkesi dünyada iklim değişikliğinde suçlu olduğunu itiraf ederek şöyle dedi: ben dünyanın en büyük ekonomisinin lideri ve sera gazlarını üreten en büyük ikinci ülkenin Başkanı olarak buraya Amerika sadece iklim değişikliğinde etkisini kabul etmekle kaymayacağını ve ayrıca bu alanda alınacak tedbirleri büyük bir şevkle olumlu karşıladığını söylemek için geldim.
Obama hatta bu küresel sorunla mücadele için yoksul ülkelere mali yardımda bulunma sözü verdi.
Ancak Amerika’da Donald Trump’ın Başkan seçilmesinin ardından seçim kampanyalarında söz verdiği gibi Amerika devleti dünyanın en büyük sera gazları üreticilerinden biri olduğu halde Paris anlaşmasından tek yanlı çekildi. Trump Paris anlaşması ülkesinde 6.5 milyon iş alanı ve 3 trilyon dolar gayri safi milli hasılasının yok olmasına yol açacağını iddia etti.
Ancak Trump’ın bu kararı anlaşmayı kabul eden ülkeler ve çevre aktivistleri tarafından ağır eleştirilerle karşılaştı. Hatta son zirvenin Almanya’nın Bon kentinde düzenlendiği sıralarda bazı Alman çevreciler düzenledikleri protesto eylemlerinde iklim değişikliğinden duydukları kaygıları dile getirirken, ellerinde ABD Başkanı Donald Trump’ın karikatürlerini taşıyarak çevre politikasını eleştirdiler.
Avrupa komisyonu da ABD Başkanı Donald Trump’ın Paris anlaşmasından çekilme kararını açıklamasından sonra bu kararı uluslararası camia için üzücü bir gün niteledi. Bundan başka dünyanın bir çok ülkesinin üst düzey yetkilileri ve uluslararası kurum ve kuruluşların yöneticileri de Amerika’nın Paris konvansiyonundan çekilmesini eleştirdi. Hatta anlaşmanın taraftarlarından biri olan ABD eski Başkanı Obama da Trump’ın bu kararına gösterdiği tepkide, Trump yönetimi geleceği inkar eden ülkelere katıldığını belirtti.
Amerika’da çevre alanında faaliyet yürüten bir STK da şu açıklamayı yaptı: söylemeye gerek yok ki, dünyanın tüm ülkeleri iklim krizi ile mücadele için birlik olurken Donald Trump utanç verici ve tehlikeli bir hareketle Amerika’yı uluslararası arenada münzevi etmiştir.
Paris anlaşması 2015 yılında imzalandığında, Suriye ve Nikaragua bu anlaşmaya katılan ülkelerdi. Nikaragu Ekim 2017’de kararını gözden geçirerek anlaşmaya katıldı. Suriye ise 2015 yılında Paris anlaşması imzaya açıldığı sıralarda şiddetli iç savaş ve çatışmalarla uğraşıyordu ve anlaşmayı imzalayacak konumda değildi. Ancak Bon zirvesi sırasında Suriye çevre Bakanı yardımcısı Veda Ketmavi ülkesinin Paris iklim anlaşmasına yönelik yükümlülüğünü ilan etmek istediğini ve anlaşmayı ilk uygun zamanda imzalayacaklarını belirtti. Ketmavi ayrıca Suriye yükümlülüklerini yerine getirmek için dış yardım talebinde bulunacağını da sözlerine ekledi.
Böylece Suriye’nin de Paris anlaşmasına katılmasının ardından dünyanın Amerika dışında tüm ülkeleri bu anlaşmayı desteklemiş oldu ve yerkürenin ısınmasını önlemek için işbirliği yapma kararı aldı.
Gerçi bazı uzmanlar Amerika’nın Paris anlaşmasından çekilmesi anlaşmanın olumlu sonuçlarını etkileyemeyeceğini ve diğer ülkeler bu anlaşmayı uygulamakta kararlı olduklarını belirtiyor. Bazı uzmanlar ise Amerika anlaşmadan çekilse bile gelecekte bu anlaşmaya katılacağını savunuyor. Uzmanlar dünyanın 195 ülkesinin belli bir amaca ulaşmak için uzlaşması büyük bir başarı olduğunu ve asla riske atılmaması gerektiğini vurguluyor.
Bazı uzmanlar ise Amerika Başkanı Trump’ın bu kararı diğer ülkelerin iklim değişikliği ile mücadele bağlamında birbirine kenetlenmesine yol açtığını belirtiyor. Bon zirvesine katılan Christina Figoerz, Trump’ın kararı Paris anlaşmasına görülmemiş bir desteği tetiklediğini belirterek, Amerika başkanının kararı, iklim değişikliği ile mücadele yönünde uluslararası azim ve iradeyi takviye ettiğini ve bu yüzden aslında Trump’a taşekkür etmek gerektiğini vurguluyor.
Gerçekte iklim değişikliği her geçen gün biraz daha fazla yerküreyi etkiliyor ve karbon di oksit gazının yayılmasını önlemeden milyarlarca insan ve doğa üzerindeki geri dönüşü olmayan yıkıcı tesirlerini önlemenin mümkün olmadığı anlaşılıyor. Cari yılda iklim değişikliğinin Nijerya ve Hindistan’da sel felaketleri ve Karaiblerde yaşanan fırtınalar ve kasırgalar ve yine Amerika’da volkanların patlaması ve Avrupa ve Ortadoğu bölgelerinde kuraklık afeti, sera gazlarına mutlaka önümüzdeki bir kaç yılda bir çare bulmak gerektiğini gösteriyor. Bu hedefe ulaşmak için küresel anlaşmadan başka milli düzeylerde de güçlü eylemlerin yapılması kaçınılmazdır.
Bu bağlamda İran İslam Cumhuriyeti’nin Bon zirvesindeki temsilcisi konferansın açılış töreninde yaptığı konuşmada tüm ülkelerin milli önceliklerini koruyarak iklim değişikliğinin tesirlerine mücadelede ortak hareket etmelerine vurgu yaptı.
Böylece dünyanın 195 ülkesinden Bon zirvesinde bir araya gelen delegeler,hatta dünyanın ikinci büyük sera gazı üreticisi olan Amerika Paris iklim anlaşmasından geri çekilse bile diğer ülkelerin yerküreyi kurtarmak ve ısısının artmasını kontrol altına almak için sera gazları üretimini azaltmaları ve böylece gelecek yıllarda gelecek kuşakların daha sağlıklı ve daha güvenli bir dünyada yaşamalarına imkan sağlanması kaçınılmaz olduğu sonucuna vardı.