Kudüs’ün geleceği ve Atlantik’in iki kıyısı arasında çatlakların artması
Amerika’da popülist Başkan Donald Trump Ocak 2017’de beyaz saraya girdiği günden beri Atlas okyanusunun iki kıyısı arasında ciddi çatlaklara ve artan ihtilaflara şahit oluyoruz.
Gerçekte ABD Başkanı Trump’ın farklı tutumu ve bazen çeşitli konulara yönelik AB ile ters düşen görüşleri şimdi Atlas okyanusunun iki kıyısı arasındaki ilişkilerin belirgin özelliklerinden birine dönüşmüş bulunuyor.
AB’nin Dış Politika Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini ve yine bu birliğin iki ağır topu olan Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Makron şimdiye kadar ister ikili ilişkilerde ister küresel arenalarda anahtar konumundaki bazı konuların hakkında ABD Başkanı Trump’tan çok farklı bir tutum sergiledikleri gözleniyor.
Gerçekte Amerika Başkanı Trump’ın tutumu, icraatı ve yayımladığı kararları sadece AB liderlerinin eleştirileri ile karşılaşmıyor ve şimdilerde AB ile ABD arasındaki ilişkilerin stratejik işbirliğinden basit işbirliği seviyesine doğru yön değiştirmeye başladığı gözleniyor.
Son dönemde Atlantik’in iki kıyısı arasındaki ilişkiler ABD Başkanı Trump’ın başına buyruk dış politikası ve iktisadi siyasetleri yüzünden oldukça karmaşık ve komplike bir hal aldığı anlaşılıyor, öyle ki bir çok gözlemci de resmen AB ile ABD’nin ayrılık sürecine girmesinden söz ediyor.
Rusya’nın siyasi ve stratejik etüt enstitüsü Başkanı Vladimir Zaharov Amerika Başkanı Trump’ın Katsa kanunu gibi tek yanlı uygulamalarına işaretle, Amerika bu tür uygulamaları ile aslında AB’yi zayıflatmayı ve AB ülkelerine darbe vurmayı amaçladığını belirtiyor.
AB ile ABD arasında yaşanan son ciddi anlaşmazlık ise ABD Başkanı Trump’ın Kudüs’le ilgili yeni tutumunu açıklamasından sonra baş gösterdi.
Amerika Başkanı Donald Trump 6 Aralık Çarşamba günü bölgesel ve küresel düzeyde gösterilen tüm muhalefete karşın Washington yönetimi Kudüs’ü korsan İsrail’in başkenti olarak tanıdığını açıkladı. Trump ayrıca Amerika Dışişleri Bakanlığından da Amerika’nın Tel aviv’deki büyükelçiliğini Beytulmukaddes’e taşımak için gerekli hazırlıklara başlamasını istedi.
Gerçi Amerikan kongresi Ekim 1995’te Amerika’nın Tel aviv büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınma yasasını onaylamıştı, fakat o günden beri Amerika’da işbaşına gelen yönetimler kamuoyu ve başka devletlerin tepkisinden çekinerek kongrenin bu kararını uygulamaktan kaçınmıştı. Şimdi ise Trump’ın bu kararı uygulaması, korsan İsrail’in gayri meşru taleplerine özel ilgi duyduğunu ortaya koydu.
Bilindiği üzere Kudüs kenti 1967 yılından beri siyonist rejim İsrail’in işgalinde bulunuyor. Amerika Başkanı Trump sadece seçim kampanyası sırasında verdiği sözünü yerine getirdiğini iddia etti. Trump ayrıca Amerika’nın önceki başkanlarını kongrenin kararı olan bu kararı yerine getirmemekle suçladı.
Ancak tüm bunlara karşın Trump’ın hareketi ister Filistin’de, ister Arap ve İslam ülkelerinde ve ister dünya genelinde geniş tepkilere yol açtı. Dünyanın bir çok ülkesi ve uluslararası kurum ve kuruluşların üst düzey yetkilileri Trump’ın Filistin karşıtı kararının olumsuz sonuçları ve sözde Filistin barış müzakereleri üzerindeki etkileri hakkında uyarılarda bulundu. Bu konuda Batı dünyasında AB’nin sergilediği tutum ve gösterdiği tepki çok önemlidir. AB ve genelde çoğu Avrupa ülkesi açıkça Trump’ın bu kararına karşı çıktı. Hatta Amerika’nın Avrupa’da en büyük stratejik müttefiki İngiltere Başbakanı Teressa May Trump’ın kararını asla yapıcı olmayan bir karar niteleyerek kararı kınadığını açıkladı.
AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Federice Mogherini de ABD Başkanı Trump’ın Kudüs kararına ilk tepkisinde kararı kınayarak Amerika yönetiminin Kudüs’ü tek yanlı bir kararla siyonist rejimin başkenti olarak ilan etmesini küresel barış ve istikrara zarar vereceğini ve Filistin münakaşasının çözümü için sarf edilen çabaları boşa çıkaracağını belirtti.
AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Mogherini ayrıca AB’nin Ortadoğu uzlaşma süreci ve bağımsız Filistin devletinin kurulmasına bağlı kaldığını vurguladı. Cuma günü bir açıklama yapan Mogherini, hakimiyeti, başkenti ve yasal kurumları olmayan bağımsız Filistin devletinin kurulması için bir ufkun bulunmaması bölge güvenliğine yönelik büyük bir tehdit olacağı uyarısında bulundu.
Aslında ABD Başkanı Trump’ın bu kararının yarattığı korkunç ufkun ardından AB’nin kanaati, Trump’ın Kudüs kararı ile çıkmaza sürüklenen Filistin meselesinin çözümü Amerika’sız bir çözüm yolu bulmak ve bölgede doğrudan barış müzakerelerini ilerletmek için başka bir bölgesel ve uluslararası çerçeve belirlemektir.
AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Mogherini’nin belirttiğine göre bu müzakereler Ürdün ve Mısır’ın aktif katılımı ile sürdürülmesi gerekiyor.
Aslında Avrupalı yetkililerin tutumu sadece AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Mogherini ve AB liderlerinin Trump’ın kararını kınamakla sınırlı kalmadı ve Avrupa’dan bu konuda ortak uygulamalar da gündeme geliyor.
BM Güvenlik Konseyi’nin dört Avrupalı üyesi Almanya ile birlikte ortak bir bildiri yayımlayarak Amerika Başkanı Trump’ın Kudüs kararının BMGK kararnamelerine aykırı olduğunu vurguladı.
Fransa, İsveç, İngiltere, İtalya ve Almanya temsilcileri güvenlik konseyinin Filistin’le ilgili oturumunun ardından ortak bir bildiri yayımlayarak Amerika’nın Kudüs’ü İsrail’in başkenti tanıma kararını BMGK kararnamelerine aykırı ve bölgede barış için zararlı hareket niteledi.
Bildiride ayrıca Kudüs meselesi İsrail ve Filistin arasındaki müzakerelerin sonunda çözüme kavuşması gerektiğini, AB o zamana kadar Kudüs’le ilgili hiç bir hakimiyeti kabul etmeyeceği vurgulandı.
Bildiriye imza atan bu ülkeler, ilgili uluslararası yasalar ve kararnameler gereği Doğu Kudüs’ü Filistin’in işgale uğrayan toprakları bildiklerini ve bu konuda nihai anlaşma 4 Temmuz 1967 sınırları temelinde ve iki taraf arasında toprak takası çerçevesinde olması gerektiğini vurguladı.
Bildiride, AB 1967 sınırlarından hiç bir değişikliği tanımıyor ve ancak iki tarafın kabul ettiği durumları tanıdığını belirtiyor, ifadesi kullanıldı.
Öte yandan üyelerin yarısının talebi üzerine düzenlenen BM güvenlik konseyinin Filistin ve Kudüs’le ilgili oturumunda ABD tamamen inzivada kaldı ve siyonist rejim İsrail temsilcisinin dışında diğer tüm üyeler istisnasız Amerika yönetiminin Kudüs kararına tepki gösterdi.
Aslında ABD ve AB’nın korsan rejim İsrail’e kayıtsız şartsız ve çok yönlü destek verme konusunda hemfikir olmaları yüzünden ABD Başkanı Trump Avrupalı liderlerin bu kararına karşı çıkmayacağını veya en çok yumuşak bir muhalefet sergileyeceklerini düşünüyordu. Ancak AB’nın sert tepkisi ve yine beş Avrupalı ülkenin ortak bildirisi, şimdi Kudüs’ün geleceği ile ilgili anlaşmazlığı da Atlas okyanusunun iki kıyısı arasındaki ihtilafların listesine eklemek gerektiğini ortaya koydu.
Gerçekte AB’nın Filistin meselesine yönelik resmi tutumu, Filistin toprakların üzerinde iki devlet çözümüdür. Bu doğrultuda AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini Mart 2017’de yaptığı açıklamada iki bağımsız devlet çözümü bölgede kalıcı barış için en iyi çözüm yolu olduğunu belirtti. Mogherini, bu konuda AB’nin politikası değişmediğini ve Beytulmukaddes her iki devletin başkenti olması gerektiğini ve Filistinlilerin Doğu Kudüs’teki varlığını desteklediklerini vurguladı.
Ancak AB bu tutumuna karşın şimdiye kadar bu alanda hiç bir etkili adım da atmadı. Almanya’nın Hamburg üniversitesi güvenlik politikası ve barış etüt vakfı uzmanlarından Margaret Johansen de AB bağımsız bir Filistin devletinin kurulması için yeterli girişimlerde bulunmadığını, üstelik İsrail’in Filistin milletine karşı cinayetlerine tepkisi de sadece bildiri yayımlamak ve en çok bazı yaptırımlar uygulamaktan ibaret olduğunu belirtiyor.
Medico International yardım kurumu yakındoğu bölümü Başkanı Tessfair Cohen de AB ne İsrail’in işgaline son verebilecek konumda olduğunu ve ne de böyle bir niyeti olduğunu belirtiyor.
Gerçekte Amerika Başkanı oğul Bush’ın birinci başkanlık döneminde Filistin krizinin çözümü yönünde ileri sürdüğü iki bağımsız Filistinli ve Yahudi devleti çözümünün yol haritası gündeme geldiği günden beri Amerika başkanları bu planı görecede destekledi. Ancak şimdi Trump Kudüs’ü İsrail rejiminin başkenti ilan ederek pratikte eli kanlı rejimin 1967 yılında işgal edilen topraklarda yayılmacı varlığını sürdürmesine yeşil ışık yaktı ve Filistin milletinin Kudüs üzerindeki hakkını redddederek pratikte iki devletli çözüm planını da bir kenara itmiş oldu. Oysa Trump işbaşına geldiği günlerde siyasi bir jest yaparak damadı Kuşner’i Ortadoğu bölgesine özel temsilci olarak gönderdi ve Kuşner’in Filistinlilerle siyonistlerin arasında barış için arabulucu rolü ifa edeceğini belirtti. Ancak Trump’ın son kararı ile birlikte Kuşner’in bu görevi de yok sayılmış oldu.
Amerika’da Donald Trump Başkan seçildiği günden beri bir çok kararı ve uygulamaları Avrupalı liderlerin öfkesini tetikledi. Trump’ın Paris iklim anlaşmasından çekilme kararı, AB ile ABD arasında serbest ticaret anlaşmasının imzalanmasına karşı çıkması, iktisadi alanda içe dönük destek politikası, NATO üyelerinden sürekli bu pakta yönelik bütçelerini arttırmalarını istemesi, Bercam nükleer anlaşmasına muhalefet etmesi ve Kore yarımadasında savaş çığırtkanlığı yapması, AB ile ABD arasında ciddi çatlaklara yol açan Trump’ın bazı politikalarıdır. Bazı uzmanlar Trump kendince dünyaya hakim olan çok kutuplu düzeni bozmaya çalıştığını belirtiyor.
Şimdi ise Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması Brüksel ve Washington arasında yeni bir anlaşmazlık konusunu oluşturuyor. Buna göre Trump’ın bu kararı üzerinde ısrar etmesi ve dünya genelinde ortaya çıkan muhalefete itina etmemesi Atlantik’in iki kıyısını birbirinden uzaklaşma sürecini daha da hızlandıracağı ve Avrupa liderlerini bundan böyle uluslararası meselelere karşı ABD’den daha bağımsız politikalar izlemeye yönelteceği anlaşılıyor.
Siyaset meseleleri uzmanı Christian Viperford’a göre Almanya ve AB’nin diğer üyeleri daha güçlü bir şekilde bağımsız hareket etmeleri gerekiyor. Avrupa liderlerine göre Trump’ın Kudüs başta olmak üzere izlediği bazı politikaları küresel muhalefete bakıldığında Amerika’nın güçlenmesine değil asıl daha çok inzivaya itilmesine yol açacaktır.