ABD ve milli güvenliğini koruma sorunu - 2
Amerika Başkanı Donald Trump’ın ilk milli güvenlik belgesinde dört temel hedef belirlendiği gözleniyor.
İçten koruma, iktisadi gelişmenin teşvik edilmesi, barışı güçle korumak ve nüfuzu geliştirmek, Amerika’nın yeni yönetiminin belirlediği dört temel hedefi oluşturuyor.
Geçen bölümde Amerika’yı içten koruma hedefinin gerçekleşmesi yolundaki engelleri ele aldık. Şimdi ikinci bölümde Amerika’nın milli güvenlik belgesinde yer alan ve iktisadi konuları kapsayan ikinci hedefini ve bu hedefin yolundaki engelleri ele almak istiyoruz.
Amerika Başkanı Donald Trump’ın açıkladığı yeni milli güvenlik belgesinin ikinci bölümü “ABD’nin mutluluğunu ilerletmek” başlığı altında ve Başkan Trump’ın konuşmalarından alınan bir cümle ile şöyle başlıyor: iktisadi güvenlik, milli güvenliktir.
Amerika Başkanı Trump yeni milli güvenlik stratejisini açıklamak için yaptığı konuşmasında iktisadi alanda izlenecek yeni strateji hakkında şöyle dedi: Amerika’da ilk kez iktisadi güvenliğin milli güvenlik olduğu üzerinde duruluyor. İktisadi hareketlilik ve iktisadi gelişme ve büyüme, Amerika’nın gücü ve dünyada nüfuzunu arttırması için kesinlikle gereklidir. Hangi ülke ekonomisini güvenlikle değişecek olursa, sonunda her ikisini kaybetmiş bir duruma düşer.
Amerika Başkanı Trump ülkesinde iktisadi güvene kavuşma yollarını ise şöyle açıkladı: bu strateji vergilerin düşürülmesine ve gereksiz yasaları bir kenara itmeye vurgu yapıyor. Bu strateji insaf ve karşılıklı uygulama ilkelerine göre ticarete vurgu yapıyor ve insafsız ticari yöntemler ve fikri sermayeleri çalmalarla kesin mücadeleyi istiyor.
Amerika Başkanı Trump şöyle devam etti: bu strateji ülkenin milli güvenliğini korumak için Amerika’nın yenilikçi ve sanayi üsleri gözetilerek yeni adımların atılmasını istiyor. Bu strateji ABD’nin altyapılarının tamamen yenilenmesini öneriyor. Altyapılar karayolları, köprüler, havaalanları, kanalizasyon sistemleri ve diğer altyapılar alanlarında yenilenmelidir. Bu strateji ABD’nın enerji alanına sultasını ve bu alanda kendine yeter hale gelmesini kapsayan geleceği gözetliyor.
Buna karşın Amerika Başkanı Trump’ın yeni milli güvenlik stratejisinin gözetlediği bu hedefe ulaşmak, Amerikan ekonomisinin yapısal sorunları ve ayrıca Trump’ın bu alanda bir yıllık icraatına bakıldığında pek kolay olmadığı anlaşılıyor. Gerçi Amerika dünya ülkeleri arasında gayri safi milli hasıla bakımından birinci sırada yer alıyor ve bu ülkenin milli para birimi dolar da dünya genelinde ticarette birinci döviz olarak kullanılıyor, ama buna karşın Amerikan ekonomisinin konumunda ciddi zafiyet işaretleri göze çarpıyor. Hali hazırda Amerika 20 trilyon dolar borçla dünyanın en borçlu ülkesidir, ayrıca yaklaşık yarım trilyon dolarlık ticaret açığından acı çekmektedir.
Amerika içinde de Amerikalı zengin sınıfla yoksul kesim arasındaki uçurum bu ülkenin tarihinde en derin noktaya ulaşmıştır. Bugün Amerika’da 42 milyon vatandaş yoksulluk çizgisinin altına yaşıyor. BM özel raportörünün raporuna göre Amerika’nın Alabama gibi bazı eyaletlerinde dünyanın gelişmiş ülkeleri arasında en yoksul insanlar yaşıyor. bundan başka Amerikan toplumunun bitmek bilmeyen tüketim alışkanlığı ve yabancı ürün merakı, bu ülkede iç üretimin ciddi zarar görmesine ve milyonlarca iş fırsatının yok olmasına yol açtığı gözleniyor.
Kendisi işadamı olan ve bundan önce istihdam alanları açmakta deneyimleri bulunan Başkan Trump, ülkesinin ekonomisini canlandırmak ve durgunluktan ve bir dizi ticari ve mali sıkıntıdan kurtarmak için bazı vaatlerde bulundu. Gerçekte Trump’ın 2016 yılında Amerika’da düzenlenen başkanlık seçimlerini kazanmasının bir sebebi, seçim kampanyaları sırasında önce Amerika, Amerikan ürünü satın al, Amerikalıyı istihdam et, gibi sloganlardı. Trump seçim kampanyaları sırasında ayrıca Amerika’nın vergi sistemini düzeltmek, yeni iş fırsatları yaratmak, dış ticaretini insaflı hale getirmek gibi hedefleri en önemli iktisadi hedefleri olarak açıklamıştı. Nitekim bu başlıklar Trump yönetiminin yeni milli güvenlik belgesinin iktisadi bölümünün ana çekirdiğini oluşturuyor.
Amerika Başkanı Donald Trump vergi indirimiyle ilgili önemli bir yasayı uygulayarak Amerika’nın durgun ekonomisine şok vermeye ve bu yoldan büyük firmaları üretim alanında yatırım yapmaya teşvik etmeye çalışıyor.
Amerika’da milli güvenlik belgesinden bir kaç gün sonra Başkan Trump tarafından imzalanan yeni vergi yasasında Amerika’nın çeşitli kesimleri için on yıllık bir süre içerisinde 1.5 trilyon dolar indirim öngörülüyor. Beyaz saray ise bu indirimlerin önemli bir bölümünden Amerika’nın orta sınıfı yararlanacağını ve vergilerde yapılan bu tasarruflar ve vergi indiriminden yararlanmanın sonuçta Amerika içinde üretimin ve Amerikalı ürünlerin alımının artmasına vesile olacağını savunuyor. Trump yönetimi ayrıca vergi alma sürecinde hakim olan zorlukları hafifletmek ve büyük firmalara vergi indirimini sunarak ülke ekonomisine çeki düzen verme sözü veriyor.
Buna karşın Trump yönetiminin yeni vergi yasasını eleştirenler, bu indirimlerin sonuçta büyük firmaların ve Amerikalı süper zenginlerin kasasına gireceğini ve toplumun yoksul ve orta kesimi daha fazla baskılara maruz kalacağını belirtiyor. Muhalifler Trump yönetiminin gözetlediği vergi yasası uygulandığı takdirde Amerika’da çeşitli kesimlerin arasında gelir dağılımındaki uçurum daha da derinleşeceği ve federal yönetimin genel borçları ve bütçe açığı daha da artacağı, ayrıca hükümetin refah programı mali kaynaklar bakımından sıkıntıya düşeceği ve sonuçta Amerika halkının iktisadi durumu ve geçimi daha da vahim hale geleceği uyarısında bulunuyor.
Amerika Başkanı Trump’ın yeni vergi yasasının ciddi muhaliflerinden biri olan bağımsız senatör Berney Senderz şöyle diyor:
Bu vergi yasası sadece vergi gelirlerinin %50 kadarını Amerika’nın %1’lik zengin kesimine hibe etmektir, nitekim bu yasanın uygulandığı on yılın sonunda da pratikte orta sınıfın %50 kadarı daha fazla vergi ödemek zorunda kaldığına şahit olacağız.
Bu arada görünen o ki Trump’ın yeni vergi yasası Amerika’nın yeni milli güvenlik belgesinin bazı bölümleri ile ciddi çelişki arz ediyor. Örneğin hükümetin vergi gelirlerinin azalması bir yandan ülkenin eskimiş altyapılarını onarma ve yenileme bağlamında ihtiyaç duyduğu mali kaynakların kısıtlı olmasına yol açacak ve öbür yandan da hükümetin genel borçlarını attıracak ve bunun sonucu olarak da hükümetin iç ve dış mali kaynaklara bağımlılığı artacaktır. Bu durum ise Trump yönetiminin mali yükümlülük üstlenme çabası ile çelişki arz edecektir.
Öte yandan Trump ve iktisadi danışmanlarının Amerika’nın dış ticaretteki ilişkilerinin yeniden gözden geçirilmesi yolunda ciddi engeller bulunuyor. Amerika Başkanı Trump şimdiye kadar bir çok kez Amerika’nın ikili ve çok yönlü ticari anlaşmaları insafsızca hazırlanan anlaşmalar olduğunu ve bu anlaşmalardan Amerikalı vatandaşlar ve firmalar zararlı çıktığını ve bu yüzden anlaşmaların yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini açıkladı.
Trump beyaz saraya girer girmez Amerika’nın Trans Pasific anlaşmasından çekildiğini ilan etti ve Nafta anlaşmasının maddelerinde değişiklik yapılmadığı takdirde Kanada ve Meksika ile serbest ticareti öngören bu anlaşmadan da çekileceği uyarısında bulundu.
Trump iktisadi politikalarında iç üretime ve istihdam alanları açmaya vurgu yapıyor ve Amerikalı firmaları sermayelerini ve üretim hatlarını Amerika dışına çıkardıkları takdirde cezalandıracağı tehdidini savuruyor.
Buna karşın uluslararası ticaretin karmaşıklığı ve Amerikalı üretici ve hizmet firmalarının iç elzemlere pek fazla önem vermemesi, Trump’ın iç ekonomiye destek politikasını zorluklarla karşılaştırıyor. Nitekim hali hazırda Amerika’nın Çin, Japonya, Güney Kore ve AB’nin 28 üyesi olan ülkelere kendisinin üzerine vurgu yaptığı iç ekonomiye destekçi politikasını dayatmaya ve kendince bu ülkelerle ticari ilişkilerini insaflı hale getirmeye gücü yetmediği gözleniyor.
Hali hazırda Çin tek başına Amerika ile ikili ticarette 400 milyar dolarlık ticaret fazlalığına sahip bulunuyor ve Amerika’nın bu denli büyük bir dış ticaret açığının üstesinden gelmesi, özellikle Amerikalı tüketicilerin Çin’in ucuz ürünlerini tüketme bağımlılığına bakıldığında oldukça zor görünüyor. Üstelik eğer Amerika Başkanı Trump’ın iktisadi politikaları bu ülkenin güçlü özel sektörüne destek yönünde olmazsa, hiç bir sonuca ulaşmayacağı da kesindir. Özellikle Amerika ekonominin küreselleşmesi için gerekli olan elzemleri bir kenara itmesi, rakip ülkeleri de benzer bir modeli izlemeye sevk edeceğini ve sonuçta dünyanın büyük ekonomileri arasında ticaret ve döviz savaşı başlatacağını söylemek mümkün. Bu durumda ise Amerika’nın mutlaka kazanan taraf olmayacağı ortadadır ve hatta bu ülkenin milli güvenliğini tehlikeye atabilir.