Trump döneminde ABD ve Pakistan ilişkileri
1 Dünya yeni yıla girmesinin üzerinden henüz bir kaç saat geçmeden Amerika Başkanı Donald Trump’ın twiter hesabinda bir mesaj dünyanın dikkatini çekti.
Amerika Başkanı Trump bu tür özel zamanlarda beklenen mesajlardan çok farklı olarak ülkesinin en yakın ve en eski müttefiklerinden birini sert bir dille eleştirmişti. Trump 2018 yılına girerken attığı ilk twitte şöyle yazdı:
Amerika düşüncesizliği yüzünden son 15 yılda Pakistan’a yardım çerçevesinde 33 milyar dolar para verdi ve onlar da bizim liderlerimizi ahmak sanarak, karşılığında yalan ve sahtekarlıktan başka bir şey bize vermedi. Onlar çok az bir para karşılığında bizim Afganistan’da avladığımız teröristlere saklanacak yer veriyor.
Aslında bu kısa twit Pakistan liderlerini Amerika yönetiminin İslamabad’a karşı tutumunu değiştirdiğinden emin etmeye yetti. Buna karşın Pakistanlı yetkililer Trump’ın bu mesajını, beyaz sarayın başkalarına baskı uygulamak için sürdürdüğü anormal twit diplomasisinin bir parçası şeklinde okumak ve böylece Amerika başkanından değişim isteyen kararlı bir imaj sunmak istiyordu. Fakat tüm bu umutlar, Amerika Başkanı Trump Pakistan yönetimine yönelik ifade tarzını değiştirerek Washington’un İslamabad’a yaptığı mali yardımları kesme tehdidi ile attığı twiti desteklemesinden sonra resmen suya düştü. Amerika Dışişleri Bakanlığı, İslamabad yönetimi terörle mücadele yönündeki icraatına ivme kazandırmadığı ve Washington’un gönlünü kazanmadığı takdirde beyaz sarayın her yıl Pakistan’a yaptığı 255 milyon dolarlık mali yardımın kesileceği tehdidinde bulundu.
Ancak Amerikalı yetkililerin bu yöndeki açıklamaları ve bu son açıklama, İslamabad yetkilileri tarafından Pakistan’ı haraca bağlama çabası şeklinde değerlendirildi ve böylece iki ülke arasındaki ilişkilerde gerginliği doruğa ulaştırdı.
Pakistan Dışişleri Bakanı Hoca Muhammed Asıf Amerikalı yetkililerin sözlü saldırılarına gösterdiği tepkide, Pakistan’ın Amerika ile dostluğu şimdiye kadar ülkesi için hiç bir faydası olmadığını açıkladı.
Şimdi Amerikalı ve Pakistanlı yetkililerin birbirine karşı karşılıklı sözlü saldırıları, bu iki ülkenin ilişkileri gelecekte nasıl şekilleneceği sorusunu akıllara getiriyor.
Bu sorunun cevabını bulmak için geçmişe dönmek ve Amerika ile Pakistan arasında stratejik ilişkilerin nasıl şekillendiğine kısaca bir göz atmak gerekir. Bu ilişki, eski sovyetler birliğinin kızıl ordusu 1978 yılında Afganistan topraklarına çıkarma yapmasının hemen ertesi günü başladı. Gerçekte kızıl ordunun Afganistan’a yönelik askeri operasyonu İslamabad ile Washington arasındaki ilişkileri köklü bir şekilde değiştirdi. Bu olaydan önce Washington yönetimi Hindistan ve Pakistan arasındaki husumette İslamabad’ın siyasi ve askeri hamisi sayılırdı. Buna karşın ve Pakistan Hindistan’dan ayrıldıktan sonraki otuz yılda Amerika yönetimi Pakistan’a verdiği destekte çok temkinli davranıyor ve iki komşu arasında yaşanan savaşlara karışmamaya çalışıyordu. Öte yandan Pakistan yetkilileri de Washington’un Pakistan’ın Hindistan ile otuz yıllık savaşı sırasında izlediği sorumsuz politikalardan rahatsız olmalarına karşın doğudaki komşularına karşı Amerika’nın verdiği desteğin ağırlığından azami derecede yararlanmaya çalışıyordu.
Ancak sovyetler birliğinin Afganistan topraklarına saldırısı, Amerika ve Pakistan’ı ortak bir düşmana karşı iki siyasi ve askeri müttefike çevirdi. Amerika yönetimi komünist rakibini Afganistan bataklığına saplamak için Pakistan’a yardımlarını sel gibi göndermeye başladı ve böylece Pakistan pratikte Doğu blokuna karşı Batı blokunu savunan ön cepheye dönüştü.
Pakistan yetkilileri Amerika’nın askeri ve siyasi desteklerinden yararlanarak Afganistan’da Afgan mücahitleri yapılandırmaya ve onları sovyetler birliğinin dişine kadar donanmış kızıl ordusuna karşı direnişe yöneltti. Yaklaşık sekiz yıl süren bu direniş sonuçta İran gibi bazı ülkelerce desteklenen diğer mücahit hareketlerin yardımı ile sonuca ulaştı ve kızıl ordu yenilerek Afganistan topraklarından çekilmek zorunda kaldı.
Ancak Afgan mücahitlerin komünistlerin Kabil’deki kukla hükümetlerini yenmeleri, Washington ile İslamabad arasında kurulan stratejik ilişkilerin sonu olmadı. Zira Afganistan savaşının içinden, daha sonraları Amerika ile Pakistan ilişkilerini derinden etkileyen yeni bir fenomen ortaya çıktı.
Gerçekte Afganistan’da komünizm tehlikesine galip gelmek isteyen Amerika, Pakistan yönetiminin yardımıyla bölgede en radikal siyasi akımları takviye etmiş oldu ve bu akımların takviye edilmesi de pratikte içinden Taliban adında bir örgütün çıkmasına yol açtı.
Taliban örgütü Suud rejiminin paraları, Amerikalıların silahları ve Pakistanlıların askeri eğitimi ile şekillendi. Bu örgütün Rus işgalinden sonra Afganistan’da gelişmeleri yönetmesi gerekiyordu. Buna karşın Amerika, Pakistan ve Suud rejiminin ortak ürünü olan Taliban bu üçlünün kontrolünden çıktı ve El-Kaide terör örgütü ile kurduğu ittifakla birlikte bölgenin ve ardından tüm dünyanın güvenliğini tehdit etmeye başladı.
Amerika ile Pakistan arasında yeni güvenlik ilişkileri Amerika’da 11 Eylül 2001 terör saldırıları gerçekleştirildikten sonra başladı. Amerika yönetimi bu saldırılardan El-Kaide terör örgütü ve Afganistan’da saklanan lideri Usame bin Ladin’i sorumlu tuttu. Amerika yönetimi ayrıca o sıralarda Pakistan’ın dönem liderlerine açıkça ültimatomda bulundu ve bu ülkeden Taliban ve El-Kaide’ye destekle Amerika arasında birini seçmesini istedi, İslamabad yönetimi ise ikinci seçeneği seçti. Böylece yirmi yıllık bir süre içerisinde ikinci kez ortak düşman, yani terör, İslamabad ile Washington arasında Afganistan’da yeni bir ittifakın şekillenmesine vesile oldu. Ancak ne var ki bu kez ve 1980’li yıllarda komünist Ruslara karşı kurulan birinci ittifaktan farklı olarak Amerika ile Pakistan arasındaki yeni ittifak iki ülke arasında bazı anlaşmazlıkların gölgesinde ve bu anlaşmazlıklara rağmen şekillenmişti.
Amerikalı yetkililer Pakistanlı yetkililerden Taliban örgütü ve bu örgütün Pakistan’daki uzantısıyla mücadelede tam destek ve kesin işbirliği bekliyordu. Pakistanlı yetkililer ise bilmukabil Amerikalı yetkililerden daha fazla mali yardım ve Afganistan’da daha fazla siyasi pay talep ediyordu. Gerçi bu arada Pakistan’daki radikal, şiddet yanlısı ve terörist akımlar da İslamabad ile Washington arasında yürütülen terör karşıtı mücadelenin önünde geri adım atmayacak kadar güçlüydü. Sonuçta iki ülke arasında terör örgütlerine karşı resmi işbirliğine paralel olarak Pakistan’da özellikle ordu içinde bazı askeri çevreler ve siyasi kanatlar Taliban örgütü ve hatta El-Kaide örgütüne desteklerini sürdürüyordu.
Kuşkusuz bu işbirliği, Amerikalı yetkililerin gözünden kaçmıyordu. Ama buna rağmen Pakistan yönetiminin Amerika’nın Afganistan’daki planlarını ilerletmekte rolü hem önemli hem de alternatifi olmayan bir durumdu ve bu da Amerikalı yetkilileri Pakistan içinde bazı askeri ve siyasi çevrelerin terör örgütlerine verdikleri açık gizli desteğe göz yummaya zorluyordu.
Böylece Afganistan’da konuşlanan Amerikalı askerler Washington ile İslamabad arasındaki anormal ilişkinin kurbanı oluyordu, çünkü bu iki ülke terörle mücadelede hem birbirinin müttefiki ve hem rakibi oluyordu. Bu rekabet, Amerika’nın en büyük düşmanı Usame bin Ladin’i uzun yıllarda Amerika’nın terörle mücadele ittifakında en ön safta yer alan müttefik ülkesi yani Pakistan’da gizlice yaşamasına imkan tanıyacak kadar ciddiydi.
Ancak Usame bin Ladin’in Pakistan’da saklandığı yerin bulunması ve ardından da avlanması Washington ile İslamabad ilişkilerine ciddi bir şekilde zarar verdi. Amerikalı yetkililer, yıllarca aradıkları kişilerin arasında bir numaralı adam olan ve Amerikan tarihinde en büyük terör saldırısını gerçekleştirdiğini ilan ettikleri Usame bin Ladin’in bunca yıl sonra Pakistan’da bir yerde bulunmasını asla beklemiyordu. Amerikalı ajanlar bu yıllarda Afganistan topraklarını karış karış arayarak Usame bin Ladin’i bulmak istemişti, üstelik Pakistanlı yetkililer de bu durumdan tam olarak haberdardı. Fakat buna karşın El-Kaide elebaşı Usame bin Ladin bu yıllarda bazı eşleri ve çocukları ile birlikte Ebutabad kentinde lüks bir evde lüks bir hayat sürdürüyordu.
Öte yandan Usame bin Ladin’in saklandığı evin Pakistan ordusuna ait askeri bir üsse yakınlığı da, Pakistan ordusu veya en azından bu ordunun istihbarat örgütü ISI’ın üst düzey yetkililerinin Usame bin Ladin’in saklandığı yerden haberdar oldukları ve bu büyük sırrı Amerikalılardan sakladıkları şaibesini uyandırmıştı.
O günlerde Amerika’nın dönem yetkilileri Pakistanlı yetkilileri dolaylı bir şekilde teröristlere eşlik etmek ve Amerika’ya ihanet etmekle suçladı. Gerçi Pakistanlı yetkililer de bu eleştirileri karşılıksız bırakmadı ve Pakistan topraklarında düzenlenen gizli askeri operasyonu Amerika’nın Pakistan halkının güvenine ihanet olarak niteledi. Gerçekte Pakistan kamuoyuna göre Usame bin Ladin’i avlama operasyonu ve bu ülkenin topraklarından birinin kaçırılması Pakistan’ın milli egemenliği ve toprak bütünlüğünün ihlali yönünde hasmane bir uygulama telakki edildi.
Gerçekte Usame bin Ladin’i avlama operasyonu, Amerika ile Pakistan arasında teröre karşı savaşta birbirine yönelik güven duygularının ne denli kırılgan olduğunu ve iki ülke hatta El-Kaide elebaşı Usame bin Ladin’in yakalanması için birlikte hareket etmediklerini gösterdi.
O günlerde Amerikalı yetkililer defalarca Taliban ve El-Kaide terör örgütleri Pakistan ordusunun içinde bazı unsurların açık gizli desteklerinden yararlandıklarını açıkladı, hatta Amerika’nın dönem genel kurmay Başkanı ve bu ülkenin en üst düzey askeri yetkilisi General Michael Mulen, Hakkani örgütü Pakistan’ın askeri istihbaratı ISI’ın operasyon kolu olduğunu iddia etti. Pakistanlı yetkililer tüm bu iddiaları reddettiler ve bu tür açıklamaları, Amerikalı yetkililerin Pakistan milletinin küresel terörle mücadelede fedakarlıklarına yönelik nankörlüğü nitelediler.
Şimdi yine bir kez daha ve Amerika Usame bin Ladin’i avladıktan sonra yaşanan gergin günler ve aylar gibi Amerika ve Pakistan arasındaki ilişkiler bir kez daha gerilmeyi başladı. Amerikalı yetkililerin ve özellikle Başkan Trump’ın görüşüne göre Pakistan yönetimi hala perde arkasında radikal ve terör örgütleri ile işbirliğini sürdürüyor ve bu ülke terörle mücadelede güvenilir bir müttefik sayılmıyor.
Kuşkusuz Amerika Başkanı Trump’ın Pakistan’ın ezeli rakibi Hindistan’a yakınlaşması da bu süreçte ve tırmanan gerginlikte etkili olmuştur.
Amerika Başkanı için Çin’e ve bu ülkenin üzerinden Kuzey Kore’ye baskıları arttıracak her türlü etken önemlidir. Bu yüzden wahisgnton ile Yeni Delhi ilişkilerinin Çin’in gücünü kontrol altına almak amacıyla takviye edilmesi büyük öncelik arz ediyor, nitekim bu konu Amerika’nın son milli güvenlik belgesinde de yer aldı ve Hindistan – Pasific bölgesi Amerika’nın bölgesel önceliklerinin başında yer aldığı belirtildi. Amerika Başkanı Trump bu kararı ile birlikte Hindistan’ı Doğu Asya ve Pasifik gibi oldukça hassas ve stratejik bir bölgeye bağladı ve bunun yanında Pakistan’ı eleştirilerinin hedefi haline getirdi ve İslamabad yönetimini de mali yardımlarını kesmekle tehdit etti.
Ancak gerçek şu ki Amerika Afganistan’daki siyasi ve askeri planlarını ilerletmek için Pakistan’a şiddetle bağımlıdır ve İslamabad’ın desteği olmadan Washington Afganistan’da yeni stratejisini uygulayamayacağı kesindir. Konkord istişare grubu üyesi Arsla Jawaid ise bu konuda şöyle diyor: Trump’ın attığı twitin yanlış olduğu ve Pakistan sözü edilen yardımlardan daha az mali yardım aldığı bir yana, Trump’un sözleri terörle mücadelede Amerika’nın hassas bir müttefikini Amerika’dan ayırıyor. Amerika Pakistan yanında olmadan Afganistan’da oyunu bitirmek için bir yol bulması ve ayrıca Güney Asya bölgesinde de güvenebileceği bir ortak arayışında olması gerekiyor.
Bu yüzden bazı gözlemciler Trump’ın Pakistan’a yönelik eleştirileri pratikte hayata geçmekten ziyade Pakistan’ı sıkıştırmayı ve bu ülkeden daha fazla taviz koparmayı amaçladığını belirtiyor.