ABD ve halk hareketlerini bastırma mazisi – 1
https://parstoday.ir/tr/radio/world-i97245-abd_ve_halk_hareketlerini_bastırma_mazisi_1
İran’da son günlerde bazı kentlerde pahalılık, işsizlik ve geçim sıkıntısına itiraz etmek amacıyla düzenlenen protesto eylemlerinin ardından Amerika yönetimi bu konuyu fırsat bilerek İran’ın içişlerine müdahale etti.
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Ocak 26, 2018 15:16 Europe/Istanbul

İran’da son günlerde bazı kentlerde pahalılık, işsizlik ve geçim sıkıntısına itiraz etmek amacıyla düzenlenen protesto eylemlerinin ardından Amerika yönetimi bu konuyu fırsat bilerek İran’ın içişlerine müdahale etti.

Amerika devleti İran İslam Cumhuriyeti’nin içişlerine müdahalelerinin devamında İran halkının geçim sıkıntısı ile ilgili olan bir konuya uluslararası boyut kazandırmaya çalıştı. Amerika yönetimi bunun için 5 Ocak 2018 Cuma günü bir çok ülkenin kesin muhalefetine rağmen BM güvenlik konseyinden İran halkının itirazlarını ele almak üzere bir oturum düzenlemesini talep etti. Ancak Amerika bu oturumda istediği hedeflere ulaşamadı ve BM güvenlik konseyi İran’daki itiraz hareketlerine karışmayı  reddetti. Buna karşın dünya kamuoyu ve siyasetçileri arasında bir soru işareti oluştu. Bu soru, İran milletinin itiraz hareketine destek iddiasında bulunan Amerika yönetiminin kendi halkının itirazlarına nasıl tepki verdiği sorusuydu.

Bu çerçevede Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü bayan Maria Zaharova facebook sayfasında şöyle yazdı: kuşkusuz Amerika’nın BM daimi temsilcisi bayan Nikki Haley’nin dünyaya anlatacak çok sözü olmalı, örneğin Amerika nasıl bu ülkede protestocuları bastırdığını dünya ile paylaşabilir. Ya da örneğin Amerika nasıl "Wall Street’i işgal edin" itiraz hareketinde geniş çaplı tutuklamaları gerçekleştirdiği ve bu hareketi bastırdığını veya Misuri eyaletinin Ferguson kentinde halkın itirazlarını kanlı bir şekilde bastırdığını anlatabilir.

Gerçekte bugün dünyada insan haklarını savunduğunu iddia eden Amerika, kendi halkının itiraz hareketlerini bastırmakta kapkara bir karnesi olan devlettir.

Sosyal hareket en basit şekliyle, büyük bir insan grubu mevcut durumdan itiraz ve hoşnutsuzluğunu toplu halde beyan eden sosyal davranışın bir çeşidi şeklinde tanımlanıyor. Bu hoşnutsuzluk bir çok konuyu ve toplumda eşitsizliklerden ve ayrımcılıklardan ta iktisadi, sosyal ve kültürel refahın iyileşmesine  kadar farklı başlıkları kapsayabilir. Bir çok sosyal hareketin yöntemi, barışçıl sokak eylemleri düzenlemektir. Ancak medeni itaatsizlikten kent genelinde grev hareketleri ve şiddet içeren protesto eylemlerine kadar başka yöntemler de söz konusudur.

Sosyal hareketlerde ise toplu hareketin amacı mevcut durumu değiştirmeye yöneliktir. Bu değişim medeni veya sosyal hukuk alanında ve hatta siyasi nizamların değişmesi veya bir yasanın köklü bir şekilde değiştirilmesine kadar geniş bir yelpazeyi kapsar.

Son iki asırda dünyanın bir çok ülkesinde bir çok sosyal hareket yaşanmıştır. Amerika da kendi tarihinde bir çok sosyal hareketle karşılaşmış ve tüm bu hareketleri bastırmasına karşın tekrarlanmamasını sağlayamamıştır.

Amerika’da 20. Yüzyılda yaşanan en önemli sosyal hareketlerden biri, Amerikalı siyahilerin başlattığı medeni haklar hareketiydi. Bu hareketin esas amacı Amerika toplumunda sistematik ırkçılık ve ayrımcılıkla mücadele etmekti. Bu hareket Amerika devletinin kurum ve kuruluşlarının siyahi vatandaşlara yönelik sistematik ayrımcılık politikaları yüzünden itiraz ediyordu. Gerçi bu dönemde mücadeleler şiddetten uzaktı, fakat sivil itaatsizlikler Amerika’da yerel, eyalet ve federal yönetimlerin ve aktivistlerin arasında bir çok krize yol açtı ve sonuçta devleti, toplumu ve esnafı Amerikalı siyahilerin karşı karşıya bulunduğu adaletsizlik durumlarına karşı tepki göstermeye zorluyordu.

Amerikalı siyahilerin medeni haklar hareketiyle ilgili önemli hadiselerden biri 28 Ağustos 1963 tarihinde düzenlenen ve 200 bin kadar medeni haklar ve ırk eşitliği taraftarlarının Washington’a doğru yaptıkları muazzam yürüyüştü ve Martin Luterking’in benim bir arzum var, başlıklı ünlü konuşmasıyla başladı. İtirazlarla beraber olan o dönemde Amerikalı Müslüman siyahilerin lideri Malcolm X 21 Şubat 1965’te Newyork’un ünlü Harlem mahallesinde bir suikaste uğradı. Bu suikast olayı Amerikan toplumunda ırkçılığın ve ayrımcılığın bu toplumun kimliğinin bir parçasına dönüştüğünü açıkça ortaya koydu.

Amerika’da kölelik düzeninin feshedilmesi, 1865 yılında anayasanın 13. Düzenleme ekinde ilan edildi, fakat Amerikan toplumunda ırkçılık zihniyeti hiç bir zaman yok olmadı. O tarihten sonra da Amerika’da siyahilerin büyük bir bölümü yoksulluk içinde yaşıyordu ve hatta çocukları beyazların gittiği okullara gidemiyordu. Siyahiler bir çok medeni haklarından mahrum bırakılmıştı. Amerikalı siyahiler için mülkiyet hakkı çok özel kısıtlamalarla kabul ediliyordu ve bu insanlara siyasi önemli mevkiler verilmiyordu. Amerikalı siyahiler ayrıca kulüp ve restoran gibi beyazlara özel mekanlara girme hakkından da mahrumdu. Hatta Amerika’nın güneyinde bazı kentlerde halk otobüslerinde siyahilerin beyazlara özel koltuklara oturma hakkı yoktu. Nitekim Rosa Parks adında siyahi bir kadının halk otobüsünde bir beyaz için koltuktan kalkmaması yüzünden gözaltına alınması, Martin Luterking için 1942 ila 1968 yılları arasında siyahilerin medeni haklar mücadelesine önderlik etme gerekçesini oluşturdu.

Amerikalı siyahilerin mücadeleleri 1964 yılında azınlıkların medeni haklarında uygulanan ayrımcılığı yok eden kanunun onaylanmasına vesile oldu. Ancak mevcut şartlar, sürekli insan haklarına uyduğunu iddia eden Amerika’da hala renkli derililerin bir çok hakkına uyulmadığını gösteriyor. Nitekim bir çok araştırmanın sonuçları da Apartaid'in yeniden Amerikan toplumunun çeşitli iş yerlerinde yeniden hortladığını ve işlerde ve ödenen ücretlerde beyazlarla siyahilerin arasında yapılan ayrımcılığın siyahi ailelerin geliri sürekli beyazlardan daha kötü durumda yaşamasına yol açtığını gösteriyor.

Amerika’da belki de ırkçı davranışın en somut örneği polis teşkilatı ve güvenlik güçlerinin siyahi vatandaşlara karşı  sergilediği tutumdur. Amerika’nın Deyton üniversitesi öğretim üyesi Vernila Randal bu gerçeğe işaret ederek şöyle diyor: Amerika’da ırkçılık sorununun en önemli bölümü polis gücünün siyahi vatandaşlara yönelik şiddet uygulama konusunda sorumsuz davranmasıdır. Amerika polisi siyahileri öldürmek ve onlara şiddet uygulamakta asla temkinli davranmıyor, zira onlar için bu yönde hiç bir ceza bulunmuyor.

Ancak Amerikalı polislerin ve yargı kurumunun siyahilere karşı bu ayrımcılığı 2014 yılında siyahilerin ayaklanmasını tetikledi.

Amerika’da itiraz hareketleri 2014 yılında Ferguson kentinde ve siyahi bir gencin ırkçı polis tarafından vurularak öldürülmesinden sonra başladı. Bu hareket Amerika’yı öfke ve itiraz dalgasıyla karşı karşıya bıraktı. Aslında itiraz hareketleri Ferguson kentinde siyahi genç Michael Brown’u öldüren beyaz polis Daren Wilson’un çıkarıldığı mahkeme kararını açıkladıktan sonra başladı.

Newyork Times gazetesi Ferguson olayları hakkında yayımladığı raporunda şöyle yazdı: Amerika’nın Misuri eyaletinin beyaz polislerinden biri ellerini teslim olma işareti olarak havaya kaldıran 18 yaşındaki siyahi genç Michael Brown’ı ateş ederek öldürdü. Brown’ın ailesi Michael’in cenazesini incelemek üzere görevlendirdiği Newyork kentinin eski adli tıp Başkanı Dr. Michael M. Baden yaptığı açıklamada, Michael Brown’ın iki kez başından isabet aldığını ve yine sağ koluna da dört kurşun sıkıldığını belirtti.

Öte yandan Amerika’nın yasal kurumlarının siyahi gencin vurularak öldürülmesinin sorumluluğunu üstlenmemesi, Misuri, California ve Washington eyaletlerinde siyahilerin geniş çaplı itirazlarını tetikledi, ancak bu itiraz hareketleri bir çok durumda polislerin orantısız güç kullanarak bastırmasıyla sonuçlandı. Amerika’nın çeşitli kentlerinde siyahilerin itiraz hareketleri tırmanmaya başlayınca Amerikan polisi protestocularla çatışmaya girdi ve göz yaşartıcı bombalar ve plastik mermilerle protestolara katılan siyahileri bastırmaya başladı. Yine protesto eylemleri sırasında bir çok siyahi protestocu güvenlik güçleri ve Amerika milli muhafızlar alayı tarafından yakalanarak hapse atıldı.

Olayların tırmanmasından sonra Amerika’nın çeşitli kentlerinden ve hatta başka ülkelerden bir çok muhabir Ferguson kentine akın etti ve bu kentte yaşanan çatışmalardan ve polis gücünün baskınlarından haber sunmaya başladı. CNN kanalının muhabiri bir raporunda, yüzlerce protestocu barışçıl bir şekilde polis merkezine doğru yürüyüş yaptıkları sırada birden ve bilinmeyen bir sebep yüzünden polislerin zırhlı araçlarından çıkarak halkın üzerine göz yaşartıcı bombaları atmaya başladığını belirtti. O anda yaşanan durumu korkunç niteleyen CNN muhabiri, polislerin protestocuların üzerine plastik mermilerle ateş ettiklerine bizzat şahit olduğunu vurguladı.

Amerikan polisinin orantısız güç kullanması yüzünden uluslararası insan hakları örgütleri 2014 yılında defalarca Amerika’nin eyalet ve federal yetkililerini bu konuda uyardı. BM dönem genel sekreteri Ban Ki Moon da o sıralarda Amerikalı yetkililerden Amerikan halkının barışçıl protesto eylemi düzenleme hakkı ve Misuri eyaletinin Ferguson kentinde protestocuların ifade özgürlüğüne saygı duymasını istedi.

Uluslararası Af örgütü ise 23 Ekim 2014’te yayımladığı raporunda Michael Brown’ın öldürülmesine itiraz eden protestoculara yönelik güvenlik güçlerinin sergilediği şiddet içerikli tutumunu eleştirdi ve Amerika’nın federal yönetimi ve Misuri eyaletinin yetkililerinden Ferguson halkının barışçıl protesto eylemi düzenleme hakkına saygı göstermelerini istedi.

İnsan hakları gözetleme örgütü de 19 Kasım 2014’te yayımladığı raporunda Amerika yönetiminden Misuri eyaletinde protestoculara uygun şekilde davranmasını ve siyahilerin içinde bulunduğu duruma itiraz etme hakkına saygı göstermesini istedi.

İnsan hakları gözetleme örgütü de protestocuların barışçıl protesto eylemlerinin engellenmesi için göz yaşartıcı bomba kullanılmasını insan hakları ihlali niteledi.

Kuşkusuz Amerika’da ırkçılık öyküsü Ferguson kentinde düzenlenen itiraz hareketi ile son bulmadı ve bu ülkenin hakimiyetinde söz konusu olan ırkçı yaklaşım devam ettiği sürece, Amerika’da siyahilerin yeniden ayaklanmaları uzak bir ihtimal olmadığı bellidir.