ABD ve halk hareketlerini bastırma mazisi – 3
Galop araştırma kurumuna göre Amerikalı vatandaşlar bu ülkenin son yirmi yılda en önemli sorunları ekonomik sorunlar ve işsizlik olduğuna inanıyor.
Amerika’da halkın büyük kısmı ülkelerine hakim olan bozuk mali düzen Amerika’da iktisadi krizlerin ve sosyal adaletsizliğin başlıca nedenini oluşturduğuna inanıyor. 2011 yılında Wall Street’te şekillenen itiraz hareketi aslında bu ülkelerin yarattığı bir hareketti ve Amerikan tarihinde hükümet karşıtı hareketlerin önemli başlıklarından birine dönüştü.
Bundan yedi yıl önce Amerika halkının itiraz sesi ünlü Wall Street’ten duyuldu. 17 Eylül 2011’de medya organları binlerce Amerikalı protestocunun ülkelerini saran ve onlara göre Amerika’da iktisadi krizin ve sosyal adaletsizliğin esas nedeni olan bozuk mali düzeni protesto etmek üzere Amerika’nın kapitalist ekonomisinin simgesi ve bu ülkenin ekonomisinin atan damarı olan Wall Street’te protesto eylemi düzenlediğini duyurdu. Amerikalı protestocular bu eylemlerde demokrasi talebinde bulunduklarını ve sermaye düzeni kurulmasına karşı olduklarını sloganlar atarak Amerika’de zenginlerin hakimiyetine son verilmesini istedi. Bu gün Amerika’da Amerika’nın öfke günü olarak adlandırıldı.
Wall Street’te bu eylemlerin düzenleyenler şiddete başvurmaksızın ve barışçıl bir şekilde eylemlerini sürdürmek istiyordu, fakat kısa bir süre sonra polis gücünün protestoculara karşı orantısız güç kullandığı ve geniş çapta tutuklamalar başladığı haberi yayımlandı. Amerikan polisi sadece bir günde 700 kadar protestocuyu gözaltına aldı ve böylece bu itirazın sesini susturmaya ve dünyaya ulaşmasını engellemeye çalıştı. Yoksulluk, işsizlik, kartellerin gücü ve nüfuzu, Ortadoğu savaşları, sosyal adaletsizlik, öğrencilerin kredi borçları ve Wall Street yöneticilerine verilen yüklü maaşlar ve ödüllere tepki, bu hareketi başlatan etkenlerdi.
Amerika’da bu itirazların başlaması sadece Amerikalı devlet adamlarını şaşırtmadı, aynı zamanda dünya halkı için de beklenmedik bir hareketti. Bu hareketin üzerinden bir ay geçmeden hareketin “yüzde bire karşı yüzde 99” sloganı dünya genelinde yankı bularak yayılmaya başladı ve sermaye düzeni ile yönetilen dünyanın diğer bölgelerine de sıçradı. Bankacılık sistemi tamahı olarak adlandırılan duruma yönelik uluslararası itirazlar gittikçe daha da yayılmaya başladı.
Amerika’nın Masachuset üniversitesi ekonomi hocası Franklin Fisher bu ülkede Wall Street hareketinin şekillenmesi konusunda şöyle diyor: bu hareketi bir çok etken oluşturdu, fakat her şeyden ziyade halkı bir araya getiren şey, iki konuya yönelik artan inanç ve duygularıydı. İlkin Amerika’nın iktisadi şartları Amerika halkını sadece kendileri değil, çocuklarının de iyi bir geleceği olmadığı sonucuna varmalarına sebebiyet vermişti. Protestocular çok önemli iktisadi sorunları bulunuyor. İkincisi protestocular Amerika’de gelir ve servet dağılımındaki artan eşitsizlikten öfkeliydi, oysa kongrenin cumhuriyetçileri bu durumu düzeltecek her türlü karara karşı çıkıyordu.
BM özel temsilcisi Philip Alestone yoksulluğun Amerika’da insan hakları ve medeni hakları üzerindeki tesiri hakkında şöyle diyor: bundan önce Amerika’da dünyanın en zengin ülkesi olarak yoksul bölgenin olmadığı düşünülüyordu, fakat bu ülkenin bazı bölgelerinde yoksulluk durumu geri kalmış ülkeler kadar vahimdir.
Resmi verilere göre Amerika’da 43 milyon vatandaş, yani bu ülkenin nüfusunun %13 kadarı yoksulluk çizgisinin altında yaşıyor. Bu rakam gayri safi milli hasılası 18 trilyon dolar olan bir ülke için çok kaygı vericidir, özellikle Amerika’da yoksulluk durumu ırkla doğrudan ilgilidir.
Amerikan kongresinin araştırma merkezinin bir raporunda ise bu gerçeğe vurgu yapıldı, şöyle ki, gerçi Eylül 2011’de başlayan Wall Street’i işgal edin hareketindeki itirazlar belli bir talebi gündeme getirmedi ve protestocular bir çok kesimi temsil ediyordu, fakat Amerika’nın yüzde 1 zengin kesimini oluşturan bankacılar, mali kurumların başkanları ve sermaye adamları ile toplumun geriye kalan yüzde 99’luk kesimi arasındaki uçurumdan Wall Street’i işgal edin hareketini düzenleyenlerin temel kaygısı şeklinde söz etmek mümkün. Protestoculara göre servet ve güç, toplumun ekonomisini ve geçim durumunun iyileştirilmesini düşünmeyen yüzde birlik kesimin elinde bulunuyor.
Öte yandan Wall Street hareketinin yayılmasının ardından Amerika yönetimi protestocuların itirazını anlayışla karşıladıklarını belirterek iç ve dış baskılardan kurtulmaya çalıştı. Amerika dönem Başkanı Obama, Wall Street itirazlarını Amerikan halkının bu ülkenin ekonomik düzeninden umudunu kesimi şeklinde yorumladı. Obama, Amerikan halkının iktisadi kriz günlerinde yaşadıkları zorlukların bilincinde olduğunu da ileri sürdü.
Aslında Amerika yönetimi itirazların başında medyayı bu konuya duyarsız davranmaya yöneltmekle bu itirazları önemsiz ve yüzeysel ve köksüz itirazlar şeklinde göstermeye çalıştı. Nitekim itirazların üzerinden bir hafta geçmesi ve her geçen gün boyutları yayılması ve polis gücünün protestoculara karşı şiddet kullanmasına karşı Amerika’nın dev medya organları her gün dünyanın başka yerlerinde yaşanan itiraz hareketlerini tüm detayları ile vererek Newyork kentinde yaşanan bu itirazları önemsiz göstermeye ve hatta tekzip etmeye başladı.
Fakat Amerika’nın dev medya organlarının bu tutumu ve rezaleti Amerika’nın ünlü belgesel yapımcısı Michael Moore gibi bir çok Batılı şahsiyetin eleştirilerine yol açtı. Fakat sonunda protestocuların Amerikan polisi tarafından bastırılma fiyaskosu gerçeklerin gün ışığına çıkmasına yol açtı.
Aslında Amerikan polisinin Wall Street hareketine karşı şiddet uygulaması tamamen organize ve planlı bir şekilde gerçekleşiyordu, nitekim hiç kimse polis gücünün özel şartlarda şiddet uygulamak zorunda kaldığı yaftasına inanmadı. Protesto eylemleri sırasında gözaltına alınan bazı protestocular gözaltı sırasında saatlerce yemekten ve içmekten ve hatta tuvalete gitmekten men edildiklerini ifşa etti. Protestocuların üzerine atlarla yürümek ve yere düşen protestocuların üzerinden polis motosikletleri ile geçerek onları ezmek, defalarca yaşanan sahnelerdir. Yine polis gücünün gözyaşartıcı bomba kullanarak protestocuları dağıtmaya çalışması, çok sayıda protestocunun yaralanması ve zehirlenmesine yol açtı. Tüm bunlar dünyanın neresinde olursa olsun bu şekilde yaşansaydı, Amerika ve Batılı müttefikleri hemen insan hakları diye haykırmaya başlar ve söz konusu olayların yaşandığı ülkeyi şiddete başvurmak ve vatandaşlarının haklarını çiğnemekle suçlardı.
Bugün Amerika’da halkın iktisadi durumu iyileşmediği gibi, daha da beter olduğu gözleniyor. Bir araştırmanın sonuçları Amerika’da aşırı yoksulluğun 2016 yılında daha da vahim boyutlara ulaştığını ve şimdi yoksul insanların yarısından fazlasını kapsadığını ortaya koydu.
Amerika nüfus sayım merkezinin raporuna göre Amerika’da 2016 yılında yoksulluk çizgisi tek kişilik aileler için yılda 12 bin dolar ve 4 kişilik aile için 25 bin dolar olarak belirlenmişti. Veriler göre ise aşırı yoksulluk durumunda olan insanların normal yoksulluk çizgisinin altında bulunan insanlara oranla ortalama gelir farkı 2000 yılında 9505 dolardan 2016 yılında 10505 dolara yükseldi.
Amerika’da gözlemler, bu ülkede aşırı yoksulluk içinde yaşayan insanların sayısı sürekli arttığını ve en kötü şartlar altında yaşayan insanların geliri her geçen gün daha da azaldığını gösteriyor.
Amerika’da artan yoksulluk ve açlık yüzünden hali hazırda 46 milyon Amerikalı vatandaş hükümetin yardımları ile ayakta kalabiliyor. Bu yüzden uzmanlar Wall Street’i işgal edin hareketinin ölmediğini, bilakis bu hareketin ruhu hala yaşadığını ve sadece belli bir noktada odaklanmadığını belirtiyor.
Amerikalı ünlü filozof ve düşünür Noam Chamsky “işgal edin” adlı kitabında bu gerçeğe işaret ederek şöyle diyor: işgal hareketinin gerçek getirilerinden biri, mevcut şartları kabullenmeme aracının açık bir şekilde yayılmasıdır. İnsanlar bu harekete sırf kendileri için katılmıyor. Onlar başkaları için, gelecek kuşaklar için daha açık bir toplum ve sonuçta mevcut durumu değiştirmek için katılıyor. Dolaysıyla toplumun çoğunluğunun talepleri yerine getirilmediği sürece Amerika’da mevcut düzene yönelik itirazların devam etmesi için yeterli saik ve potansiyel var olmaya devam edecektir ve bu hareketin doğurduğu siyasi süreç gelecekte de Amerika’nın siyasi ve iktisadi hakimiyetini sorgulayacaktır.