İran’da petrol sanayiinin milli ilan edilişinin yıldönümü
İran’da hş. Takvimine göre yılın son ayının son günü olan 29 Esfend günü, İran milletinin bu ülkenin milli sermayelerini yağmacı ecnebilerin elinden kurtarma yönünde verdikleri mücadelede ve İran’ın siyasi ve iktisadi tarihinde bir dönüm noktasıdır.
İran’da petrol öyküsü bu ülkede ilk petrol kuyusunun açılması ve Batılı yağmacıların İran topraklarına ayak basmalarına zemin hazırlaması ile başlıyor.
İran devleti 1870 yılında bu ülkede petrol bulunmasından sonra Baron Julius Reuter ile bir anlaşma imzaladı ve böylece İran’ın petrol kaynaklarını çıkarma imtiyazını 70 yıllığına bu şahısa devretti. Anlaşmanın 11.maddesinde petrol, taş kömür, demir, bakır ve kurşun madenleri gibi devredilmesi öngörülmüştü.
32 yıl sonra yani 1902 yılında İran’ın dönem hakimiyeti yeni bir anlaşma imzaladı. Yeni anlaşmada İran genelinde Kuzey bölgesi dışında petrol arama çıkarma ve satma imtiyazı 60 yıllığına yine bir başka İngiliz olan William Nax Darsey’e devredildi. İngiliz Petrol firması ve İran merkezi yönetiminin ilişkilerine hakim olan bu anlaşmadan İran’a düşen pay ise sadece %16 kadardı ve sırf imtiyaz hakkı olarak İran devletine ödemesi gerekiyordu, fakat İngilizler hatta bu naçizane payı bile ödemek istemedi.
Aslında bu tür tek yanlı ve dayatmacı anlaşmaların İran’a dayatılmasının başlıca neden dönem iktidarlarının zafiyeti ve bağımsız olmamaları ve İran milletine ihanetleriydi. Bu anlaşmaların bir başka örneği de 1933 yılında imzalandı ve Gas Gülşaiyan adı ile ün yaptı. Bu anlaşma o dönemde İranlı mücadeleci alimlerden biri olan Ayetullah Kaşani başta olmak üzere bilinçli çevrelerin sert itirazları ile karşılaştı.
Meclis üyesi olan Ayetullah Kaşani o hassas dönemde iktidarla muhalefet etmeye başladı ve o günlerin baskıcı ortamı ve meclisin kararlarının itibarsızlığı ve petrol anlaşmalarının dayatılan anlaşma olmasından hareketle BM’ye bir mektup yazdı. Ayetullah Kaşanı ayrıca İngiliz petrol firmasının uygulamalarına sert bir şekilde itirazda bulundu ve bazı milletvekilleri ile birlikte İngiliz petrol konsersiyumu ile imzalanan anlaşmanın feshedilmesini öngören bir yasa tasarısı hazırlayarak meclise sundu.
Ancak İngiliz yönetiminin dönem rejiminin şahına yaptığı tavsiye üzerine şah rejimi baskıcı bir harekette bulunarak Ayetullah Kaşani’yi tutukladı ve ardından sürgün etti. Fakat tüm bu sabotajlara karşın petrol sanayiinin millileştirilmesini öngören yasa tasarısı 20 Mart 1950 tarihinde mecliste onaylandı.
İslam inkılabı tarihi uzmanı Fatıma Emini İran’da petrol sanayiinin millileştirilmesi yönündeki hareketin hakkında şöyle diyor: İran’da petrol sanayiini millileştirmek sadece 20 Mart 1950 tarihine özel bir durum değildir. Bu hareket bir kaç kuşak öncesinden ve onlarca yıl evvel başladı ve bir çok büyük insan çaba harcayarak İran’ı Batı ve Doğu güçlerine iktisadi bağımlılıktan kurtarmak istedi.
İslam inkılabı tarihi uzmanı Emini bu süreçte din adamlarının çabalarına ve petrol sanayiinde İslamî İran’ın göz kamaştıran başarılarında rol ifa ettiklerine işaretle şöyle devam ediyor: Ayetullah Kaşani petrol sanayiinin milli ilan edilme mücadelesinde eşsiz ve önemli rol ifa etti ve bu açıdan İran milleti bu büyük alime borçludur, zira İran’da Allah vergisi enerji kaynaklarının kurtulmasına zemin hazırlamıştır.
Uluslararası hukuk uzmanı Humayun Katuzian da bu konuda yaptığı değerlendirmede, İran’da petrol sanayiini millileştirme hareketi İran’ın tam olarak bağımsız olmasını sağlamak amacıyla başlatıldığını ve sonuçta kalıcı bir demokrasiyi mümkün kıldığını belirtiyor.
Tarih uzmanı Hüseyin Abadian ise konu ile ilgili yayımladığı makalesinde, Ayetullah Kaşani İran petrolü İran milletine ait olduğuna inandığını ve bu yüzden bu alanda imzalanan dayatmacı anlaşmaların hukuki açıdan hiç bir değeri olmadığını sunduğunu vurguluyor.
İran petrol sanayiinin mecliste milli ilan edildiğini öngören yasa tasarısı onaylandıktan sonra İran ve İngiltere petrol firmasının hakimiyetine son verilerek İran petrol sanayii milli ilan edildi ve böylece bu gün İran’ın milli takviminde kayda geçerek ebedileşti.
Aslında ülkenin tek gelir kaynağı olarak petrole dayanılması ve ecnebilerin o karanlık yıllarda bu değerli maddeye yönelik tamahkarlığı İran’ı siyasi açıdan da zorba devletlerin tehditlerine maruz bırakmıştı. Böylece petrolün kaderi milli ilan edildiği günden sonra İslam inkılabı zafere ulaştığı güne ve ecnebilerin bu topraklardan eli kesilmesine kadar bu şekilde gelişti.
İran’da dönem Başbakanı Dr. Muhammed Musaddık, petrol sanayiini millileştiren kanunu Nisan 1951 tarihinde hükümetinin programlarının başına yerleştirmesinden sonra bu yöndeki sabotajlar ve komplolar da artmaya başladı.
İran’da Ağustos 1953 tarihinde dönem Başbakanı Dr. Musaddık hükümetine karşı yapılan askeri darbe bu komplolardan biriydi. Bu darbenin ardından BP, Shell, Golf Oil Cooporation, Mobil Oil Coorporation, Standard Oil ve diğer bazı uluslararası petrol firmaları İran petrolünü yağmalamak üzere İran’a akın etmeye başladılar ve yeni bir konsersiyum kurdular.
Gerçekte petrole olan bağımlılık ister eski yıllarda ve ister şimdiki dönemde İran’a baskı ve yaptırım malzemesi olarak kullanılmasına yol açtı ve her zaman İran’ın milli çıkarlarının zararına işledi. Bu yüzden petrol sanayiine olan bağımlılığı hafifletmek, İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei’nin direniş ekonomisi çerçevesinde sürekli üzerine vurgu yaptığı bir konudur. Ayetullah Hamanei şimdiye kadar defalarca bu bağımlılık İran’ın yüz yıllık şom mirası olduğunu vurgulamıştır. Ayetullah Hamanei İran’a dayatılan yaptırımlara da bu açıdan bakıyor ve sürekli bu fırsatı değerlendirerek ülke ekonomisini petrole olan bağımlılıktan kurtarmak ve yerini gelir kazandıracak diğer iktisadi faaliyetlerle doldurmak gerektiğini vurguluyor.
Bugün İran petrol sanayii tarihin tozlu günlerini aşarak direniş ekonomisi çerçevesinde sürdürülebilir kalkınma etkeni olarak yerini alıyor.
Enerji meseleleri uzmanı Abdullah Yunusara ise muhabirimize yaptığı değerlendirmede yeni petrol anlaşmaları ve bu anlaşmaların ülkenin siyasi güvenliği üzerindeki tesirleri hakkında şöyle diyor:
Eskiden ve en çok da soğuk savaş yıllarında milli güvenlik genellikle ülkelerin askeri gücüne, ordularının ve askeri birliklerinin büyüklüğüne ve en güncel askeri teçhizattan yararlanmalarına göre değerlendirilirdi. Ancak şimdi bir çok düşünce merkezi iktisadi kalkınmayı ve büyümeyi milli güvenlik alanının en önemli bileşeni olarak göz önünde bulunduruyor ve kalkınma ve sürdürülebilirliği ve bir ülkenin ekonomisinde bölgesel ve coğrafi ölçekte kalkınma dengesi olarak gözetliyor.
İran İslam Cumhuriyeti toplamda dünyanın en büyük petrol ve doğalgaz kaynaklarına sahiptir ve petrol kaynakları bakımından dünyada dördüncü sırada yer alırken doğalgaz kaynakları bakımından da birinci sırada yer alır. Petrol İran ekonomisinin temel direklerinden biri sayılır. Gerçekte petrolden üretimde hayati bir madde olarak yararlanmak ve katma değer sağlamakla iktisadi büyümeye zemin hazırlamak mümkün. Nitekim bu amaç şimdi İran’ın direniş ekonomisi stratejileri doğrultusunda ülkenin iktisadi geleceğinin ufkunda önemli bir yeri vardır.
Bugün İran İslam Cumhuriyeti petrol ve doğalgaz sektörlerinde büyük bir sıçrama yapmıştır. İran’ın altıncı beş yıllık kalkınma programında petrol ve doğalgazın büyüme endeksin %3.9 ve petro kimyada %18 olarak öngörülmüştür. Bu programa göre petrol ve yan ürünlerinin üretimi günde 5.3 milyon varile ulaşması gerekiyor. Arama çalışmaları ve üretim kapasitesinin arttırılması, kaynaklardan yararlanma endeksinin sürekli geliştirilmesi, milli teknolojilerin geliştirilmesi ve özel sektörde İranlı kapasitelerin takviye edilmesi, İran’ın yeni petrol anlaşmalarında yer alan beş önemli ilkedir.