3 Hordad; Hürremşehir’in kurtuluş yıldönümü
İran’ın Hürremşehir kentinin düşman işgalinden kurtuluşu, dayatılan savaş yılların takviminde İslam inkılabı ve kutsal savunma tarihinin önemli hadiselerinden biridir.
Irak’ın baas rejimi küresel güçlerin destekleri ile 21 Eylül 1980 tarihinde İran topraklarına saldırarak sekiz yıl süren bir savaşı dayattı. Aslında baas rejimi ve hamilerinin en önemli hedeflerinden biri, stratejik Hürremşehir liman kenti ile birlikte Huzistan eyaletini ele geçirmekti.
Kuveyt’in Kabs gazetesi Iraklı dönem yetkililerden naklen Nisan 1981’de şöyle yazdı: Irak rejimi Huzistan eyaletine geniş çaplı bir taarruz planlıyor. Bu saldırının hedefi ise petrol zengini bu bölgeyi ve petrol kuyularını işgal etmek, burada bağımsızlık ilan ettirmek ve geçici hükümet kurmaktır.
Bu senaryonun doğrultusunda Hürremşehir liman kenti 34 gün süren kahramanca ve şanlı direnişin ardından hş. 2 Aban 1359’da baas ordusu tarafından işgale uğradı. Irak ordusuna bağlı askeri birlikler Hürremşehir kentine yerleştikten ve kentin işgalini pekiştirdikten sonra bu kentten Irak’ın başka bölgelerine buradan saldırı düzenlemek istedikleri ve hem bu kenti ve hem başka kentleri benzer bir kader ve belki de daha feci bir kader beklediği anlaşıldı.
Ancak İran içinde onca ihanet ve sabotaj ve düşmanın İran silahlı kuvvetlerinin Hürremşehir’i kurtarmak üzere yapacağı her türlü operasyonun faydasız olacağı yönündeki tüm telkinlerine rağmen İslam inkılabının büyük önderi İmam Humeyni’nin –ks– azim ve iradesi ve tüm silahlı güçlerin ve gönüllü seferberlerin hazırlık çalışmaları ile beraber Hürremşehir’i kurtarma çabaları devam etti ve tüm imkanlar, işgalci düşmanı ülke topraklarından atmanın üzerinde odaklandı.
O günlerde Samenül Aimme, Tarikal Kudüs ve Fethul Mubin operasyonları art arda düzenlenmiş ve baas ordusunun işgal ettiği bir çok bölge geri alınmıştı. Bu zaferler İranlı güçleri Hürremşehir kentini düşman işgalinden kurtarma konusunda daha da kararlı kılmış ve morallerine yükseltmişti.
Saddam ordusu ise tüm gücünü Hürremşehir kentini geri vermemek üzerinde odaklamıştı, öyle ki Saddam İranlı güçler Hürremşehir kentini geri alabildikleri takdirde Basra’nın anahtarını İranlılara vereceğini söylüyordu.
Hürremşehr işgali yaklaşık 20 ay sürdü, ama sonunda 24 Mayıs 1983’te büyük Beytulmukaddes operasyonu ile kurtarıldı. Aslında Hürremşehir fethi o kadar muhteşem bir zafer oldu ki Batı dünyasının propaganda sistemi ve medya organları bu büyük zaferi itiraf etmek zorunda kaldı ve bu zaferi Irak ordusuna indirilen ölümcül ve stratejik bir darbe olduğunu belirtti. Fransa’nın Liberasyon gazetesi şöyle yazdı: Hürremşehir İranlı güçlerce geri alındıktan hemen sonra Amerika ve Avrupa ve Fars körfezinde bazı Arap ülkeler bu savaşı sonlandırmak için türlü adımları attılar ve böylece Saddam’ın düşmesini engellemeye çalıştılar.
Bir çok askeri uzman Hürremşehir kentinin kurtuluşu İran milletinin saldırgan düşmana karşı emsalsiz direnişinin sonucu olduğunu belirtiyor. Bu büyük zafer düşmanın ve hamilerinin tüm askeri karmaşık hesaplarını altüst etti ve dayatılan savaşta şartları değiştirmeye başladı. Bu yüzden Hürremşehir’in kurtuluşu İran’da bir hamasete dönüştü. Bu hamaset İran milleti için uzun süreli tesiri olurken, elbette İran milletinin düşmanları için de ibret verici bir ders oldu.
İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei bir konuşmasında şöyle buyurdu: dünyada hiç kimse bizim silahlı kuvvetlerimiz Hürremşehir’i geri alabileceğini hayal bile edemiyordu, zira Hürremşehir elden gitmişti zaten.
Baas rejimi Hürremşehir liman kentini 1.5 yıl işgal ettiği süre içinde bir dizi karmaşık mühendislik operasyonları yaparak bu kentte en güçlü savunma hattını oluşturmuştu.
Beytulmukaddes operasyonuna katılan o yılların büyük komutanlarından şehit Muhammed ibrahim Himmet düşmanın savunma hatları ve mevzileri hakkında şöyle diyor: Irak Hürremşehir’i işgal ettiğinde Amerikalı ve Rus askeri müsteşarlar Saddam’ın önerisi üzerine bu kenti 20 yıllığına savunma planı hazırlayarak uyguladılar ve bu planda geniş mayın tarlaları, derin hendekler ve kanallar kentin dört bir yanında İranlı güçlerin ilerlemesini engellemek için öngörülmüştü.
İnsan gücü bakımından da Kerbela merkezi karargahın belgelerine göre düşmanın operasyon bölgesinde yetenekleri 36 bin piyade, 41 tank ve 38 mekanize alayı ve yine çok sayıda ağır askeri makine ve teçhizattan ibaretti. Ancak tüm bunlara rağmen İranlı cesur yiğitler Fethul Mubin operasyonundan kısa süre sonra Hürremşehir kentini kurtarmak amacıyla Beytulmukaddes operasyonunu başlattılar.
Düşman ve hamilerinin onca medya üzerinden propagandası ve askeri ve siyasi tehditlerine rağmen İranlı güçler adım adım Beytulmukaddes operasyonunu ilerletti ve sonuçta 24 gün içinde operasyonu dört merhalede tamamladı. İranlı güçler bu operasyonda 5380 kilometrekarelik bir alanı kurtarırken 16 bin Iraklı askeri de etkisiz hale getirdiler ve yine 19 bin Iraklı askeri esir aldılar. Operasyonda düşmana ait 550 tank ve zırhlı araç, 53 uçak,50 özel araç, 3 helikopter yok edildi, 50 tank ve zırhlı araç, 300 özel araç, 30 adet top ve diğer bir çok teçhizat da ganimet olarak ele geçirildi.
Gerçekte Hürremşehir’in kurtuluş hamaseti İran milleti için sadece dayatılan savaş yıllarının takviminde bir olay değil, aynı zamanda İslamî İran milletinin direnişi ve fedakarlığı ve ebedileşmesinin konuşan tarihidir. Bugün İran milleti çevrelerinde hala yüz milyarlarca dolar silah satın alarak dünyaya güç ve ordu sahibi olduklarını göstermeye çalışan ülkeler olduğu halde Hürremşehir’i kurtarma hamasetinin yıldönümünü kutluyor.
Bugün maalesef dayatılan savaş yıllarında Saddam rejimine ortaklık eden Fars körfezi bölgesindeki bazı Arap emirlikler hala milyarlarca dolar silah satın almak ve bölgeye vekalet savaşları dayatmakla güvenlik elde etmeye çalışıyor, oysa hiç bir zaman başarılı olamadıkları anlaşılıyor. Aslında bu zavallı ülkeler Amerika ve korsan İsrail’in bölgede sulta malzemeleri olmak için tüm izzet, şeref ve onur ve haysiyetini rehin bırakmıştır. Oysa Hürremşehir’in kurtuluşun, bir milletin izzeti ve onuru ecnebilerden alınan silahlarla elde edilemeyeceğini gösterdi.
Gerçekte İran milletinin cesur duruşu ve şehadettalep ruhu savaş cephelerinin kaderini başka türlü yazmaya başladı. İran milleti hakiki cihat anlayışı ile 8 yıl düşmanların dayattığı savaşa karşı direndi, oysa tüm zorba güçlerin desteğinden ve en gelişmiş silahlarından yararlanan Saddam rejimi savaş arenalarında hiç bir barbarlıktan da çekinmiyordu.
Bugün yine İran milletinin düşmanları ellerinden geldiğince şom hedefleri doğrultusunda askeri tehdit ve yaptırım silahından yararlanıyor. Kuşkusuz düşmanlar İran’ın içine sızmak ve nüfuz etmek için en ufak bir delik veya zayıf bir yön bulursa, darbe indirme fırsatını kaybetmeyecektir.
Gerçekte İran milleti ve cesur yiğitlerinin İslam inkılabını savunma uğruna yaptıkları fedakarlıklar ve bu yolda canını bile vermeleri hiç kuşkusuz İran’ın bölgde önemli ve güçlü bir devlet olarak tanınmasında etkili olmuştur.
Bugün Ortadoğu gibi kargaşa ve krizlerle sürüklenen bir bölgede tam güvenlik ve huzur içinde yaşamak, İran İslam Cumhuriyeti nizamının en büyük onurlarından biridir ve bu özellik küresel istikbarın hedef tahtasında yer alır. İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei beyanatında bir çok kez İran milletinin iktidarının temel bileşenlerine işaret ederek İslamî nizamın caydırıcı güce kavuşma politikasının amacı uluslararası zorbaları her türlü taarruzuna mani olmaktan ibaret olduğunu belirtmiştir.
Ayetullah Hamanei, düşmanlar bilmelidir ki eğer İran’a taarruzda bulunma düşüncesini uygulayacak olurlarsa, İran’dan çok sert tepki göreceklerini, zira onlar savaşı başlatan taraf olabileceklerini fakat işin sonu kesinlikle onların elinde olmayacağını bilmeleri gerekir.
Kuşkusuz İran milletinin değerleri ve ülküleri üzerinde ısrarla durması İslam inkılabının bir kültürü ve bir söylemi haline gelmiştir. İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei geçen Temmuz ayında bazı komutanları ve kutsal savunma yıllarının kültürel programlarını düzenleyen yetkilileri kabulünde şöyle buyurdu:
Toplumda inkılapçı ruhu korumak ve takviye etmek, o günlerden geriye kalan bir etkidir ve eğer o cihatçı ve fedakarca yapılan hareket olmasaydı, bugün inkılapçı ruhumuz mutlaka tehdit altına girmişti.