Yaptırım, tehdit, müzakere; ABD’nin üç seçeneği
Yaptırım, tehdit ve müzakere, Amerika devletinin İran İslam Cumhuriyeti nizamına karşı önünde bulunan üç seçenektir. Peki ama bu seçenekler İran İslam Cumhuriyeti’ne ne gibi mesajlar vermektedir?
Bu soru ve benzeri sorular son günlerde siyaset ve medya çevrelerinde politikacılar ve uzmanlarca en çok sorulan ve tartışılan sorular sayılır. Kuşkusuz İran İslam Cumhuriyeti bölgede ve uluslararası platformlarda sahip olduğu özel konum ve seçkin yeri ve bağımsız ve dik duruşu itibarı ile sürekli düşmanların tehditlerine maruz kalıyor. İran İslam Cumhuriyeti nizamının düşmanları sürekli türlü kumpaslar kurarak İslamî nizama darbe indirmeye çalışıyor. İran milletinin düşmanlarının başını ise kırk yıldır husumetleri devam eden Amerika devleti çekiyor. Amerika İran milletine karşı sürekli komplo kurarak hayata geçiriyor.
En son Amerika’nın popülist Başkanı Donald Trump 6 Ağustos 2018’de bir fermana imza atarak İran İslam Cumhuriyeti’ne yönelik bazı illegal nükleer yaptırımların yeniden uygulanmasına zemin oluşturdu.
ABD Başkanı Donald Trump ardından bir açıklama yaparak 7 Ağustos Salı günü İran İslam Cumhuriyeti’ne yaptırımların yeniden uygulanacağını ve bu çerçevede İran’ın otomotiv sektörü, milli para birimi ve altınına yaptırım uygulanacağını, İran’ın bankacılık ve petrol sektörüne illegal yaptırımların da 5 Kasım 2018’den itibaren yürürlüğe gireceğini ifade etti.
Amerika Başkanı Donald Trump kendince bu yaptırımları uygulayarak İran İslam Cumhuriyeti üzerine tüm yolları kapatmak ve İslamî nizamı teslim olmaya zorlamak istiyor ve bu amaç doğrultusunda yaptırımların yeniden uygulanması yönünde talimat veriyor.
Aslında Amerika yönetiminin yaptırım, tehdit ve aynı zamanda İran’a müzakere önerisinden oluşan üç seçeneği karmaşık katmanları olan seçeneklerdir. Ancak kesin olan şu ki yaptırımlar ve Amerika yönetiminin uluslararası arenalarda İran İslam Cumhuriyeti nizamı karşısında çıkardığı engeller ve sabotajları, İslamî nizamı bazı sıkıntılarla karşı karşıya bırakıyor. Ancak İran şimdiye dek Amerika’nın tüm yaptırımlarına karşı direndi ve bu tehditleri fırsata çevirdi, ayrıca Amerika’nın tehditleri ve muhtemel her türlü askeri hareketine karşı da savunma ve caydırıcı gücünü geliştirdi ve geliştirmeye de devam ediyor.
Gerçekte tehditler İran’da İslam inkılabı zafere kavuştuğu ilk günden itibaren söz konusu oldu, nitekim şimdi de Amerika İran’ı ve bölgeyi güvensizliğe sürüklemeye çalışıyor. Amerikalı yetkililer bu doğrultuda açıkça İran’da isyan çıkarmaktan söz ediyor ve bazı çıkan huzursuzlukları da desteklediklerini ve hatta İslamî nizamı devirmek ve değiştirmekten söz ediyor. Ancak Amerikalı yetkililerin bilmediği şey, İran İslam Cumhuriyeti nizamı İran milletine dayandığıdır. Bu yüzden Amerika İran milletine baskı uygulamaya ve sonuçta İran’ı teslim olmaya zorlamaya çalışıyor. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin Pazartesi günü akşam saatlerinde çıktığı TV programında İran milletine hitaben yaptığı konuşmasının bir bölümü de bu konu ile ilgiliydi.
Cumhurbaşkanı Ruhani konuşmasında ABD Başkanı Donald Trump’ın sözleri bir yandan Amerika’nın iç arenasında seçimlere yönelik propaganda olduğunu ve öbür yandan İran milleti ile psikolojik savaş niteliği taşıdığını kaydetti.
Aslında Amerika Başkanı Trump’ın sözleri ister iç arenada seçim kampanyalarına yönelik olsun, ister İran milleti ile psikolojik savaş çerçevesinde olsun, her iki durumda mahiyeti ve hedefi aynıdır ve o da, İran İslam Cumhuriyeti nizamına ve İran milletine zarar vermektir.
Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif Pazartesi günü Amerika Başkanı Donald Trump’ın illegal yaptırımları yeniden uygulama kararına gösterdiği tepkide şöyle dedi: Amerika Başkanı dünyaya İran milletini kaygı ettiğini telkin etmeye çalışıyor, ancak baş bahanelere dayanarak yaptırımları yeniden uygulaması, İran’a 200 yolcu uçağının satışına mani oldu, ki bu da İran halkının can güvenliğini tehlikeye atan bir konudur.
Siyonist düşünce kurumu Begin – Sedat merkezi ABD Başkanı Trump’ın İran’a müzakere önerisi hakkında yaptığı yorumda, bu önerinin aslında İran içinde ihtilaf yaratmaya yönelik olduğunu ve John Bulton’un beyaz saraya girmeden önce hazırladığı bir plan olduğunu belirtti.
Her halükarda kesin olan şu ki Amerika ne yapıyorsa kesinlikle İran milletine karşı bir hareket ve İran ve hatta uluslararası toplumun çıkarlarına aykırıdır. Nitekim Dışişleri Bakanı Zarif’in tabiri ile ABD’nin sahtekarlıkta sınır tanımadığı açıkça ortadadır.