İran'ın füze programı konusunda Batı'nın yaygarasına tepkisi
ABD, İran'ın füze denemesi bahanesiyle Tahran'a karşı yeni tur baskı başlatmıştır. Bu ortamda bazı Avrupalı ülkeler de ABD'nin tavrına paralel açıklamalarda bulunmuşlardır.
İslami Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif İran’ın füze programı yasak olmadığını belirterek, Amerikalı yetkililerin BM Güvenlik Konseyi’nin 2231 sayılı kararnamesine karşı çelişkili tutumlarını eleştirdi.
Amerika Dışişleri Bakanı Mike Pompeo geçen Cumartesi günü yeni bir iddiayı ortaya atarak, İran İslam Cumhuriyeti yakınlarda çeşitli başlıkları taşıyabilen orta menzilli balistik bir füze denediğini ileri sürdü.
Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif twitter hesabına düştüğü notta, Amerika’nın BM Güvenlik Konseyi’nin komik bir şekilde kötüye kullanması bu ülkenin yükümlülüklerine bağlı kalmakta müsamahakarlığını örtbas edemeyeceğini belirtti.
Dışişleri Bakanı Zarif, Amerikalı yetkililerin BM Güvenlik Konseyi’nin 2231 sayılı kararnamesi İran’ın caydırıcı gücünün gelişmesini engelleyemeyeceğini ileri sürdüklerini, bu yüzden bu kararnameyi zayıflatmak yerine herkesin kararnameye saygı göstererek uyması üzerinde çalışmak daha iyi olacağını kaydetti.
Dışişleri Bakanı Zarif'in ifade ettiği gibi İran'ın füze programı, BM Güvenlik Konseyi'nin 2231 sayılı kararnamesine asla aykırılık teşkil etmiyor.
Amerikan yetkilileri, İran'ın füze denmesini 2231 sayılı kararnamenin ihlali olarak görüyor.
Oysa ABD Dışişleri Bakanlığı İran Masası Sorumlusu Brian Hook da 20 eylülde resmen İran'ın nükleer anlaşmasını tanıyan ve 1920 kararnamesini iptal eden 2231 sayılı kararnameye göre, İran'dan sadece nükleer başlık taşıyabilen balistik füzeleriyle ilgili herhangi bir faaliyette bulunmamasının istendiğini söylemişti.
İran'ın tamamen şeffaf olan füze ve savunma programında nükleer başlık taşıyabilecek füzelerin tasarım ve yapımı için hiçbir planlama yoktur ve olmayacak.
İran'ın füze-savunma ve güvenlik parametrelerine karşı hassasiyet gösteren ABD ve Avrupa, bölge güvenliğine karşı gerçek tehditlere karşı göz yummuşlardır.
İran bölgeyi istikrarsızlaştırmak isteseydi, sadece bölge değil, Avrupa kentleri hatta ABD'de, Suudi Arabistan, ABD ve İsrail'in yardımı ve Fransa başta olmak üzere bazı Avrupalı ülkelerin hataları sonucu bölge ve dünyayı istikrarsızlaştırmak için türetilen teröristler ve IŞİD cirit atmış olurdular.
Amerikalılar, İran tehditlerine karşı koyma gibi temelsiz bahaneyle Avrupa'ya füze kalkanı konuşlandırmayı gündeme getirdikleri sırada, Washington, İran'ın nükleer faaliyetleri konusunda anlaşma yapılmasına rağmen NATO'nun Avrupa'daki füze kalkanı kalacağını bildirdi.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov kaleme aldığı bir makalede, "ABD'nin eylem ve söylem bazındaki bu tür çelişkileri, İran tehdidinin başından beri de bir tutamak olduğunu gösteriyor." diye yazdı.
Rusya Başbakan Yardımcısı Dmitri Rogozin de, bir yazıda ironik bir şekilde şöyle yazdı: Füze kalkanı kalacak çünkü bu sistem esasında İran tehdidine karşı değildi.
ABD, nükleer anlaşmadan çekildikten sonra Tahran'a karşı iki stratejik hedef peşinde olmuştur.
Birinci hedef, ABD'nin yaptırımlarının İran ekonomisini etkilemiş olmasıdır. ABD, kendi prestijini korumak için Avrupa'nın desteğine ihtiyacı var. Ancak Avupa'nın söylem olarak aynı çizgide olmasına rağmen, yine de ABD kendi hedefine ulaşma gücüne sahip değil.
Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani dün Semnan vilayetine bağlı Şahrud kentinde bölge sakinlerine yaptığı konuşmada; "İran milleti asla düşman karşısında boyun eğmemiş ve eğmeyecek. Büyük İran milleti, ABD ile mücadelede muzaffer olduğunu kanıtladı." diye açıklamalarda bulundu.
ABD'nin ikinci hedefi ise, İran'ın savunma gücünü zayıflatma seçeneği üzerine yoğunlaşmıştır. Ancak İran'ın askeri gücüne karşı ayrımcı davranışın anlamı, uluslararası hakların açık ihlali ve müdahaleden başka bir şey değil.