İranlı mimari ve kutsal mekanlarda “Nur”un yeri
https://parstoday.ir/tr/news/iran-i132269-İranlı_mimari_ve_kutsal_mekanlarda_nur_un_yeri
Nur ve mimari, birbiriyle sıkı bağları bulunan iki nesnedir. Eski çağlarda mimarlar nurun mimaride önemini idrak etmiş ve inşa ettikleri binalarda nurdan yararlanmak üzere akılcı yöntemler geliştirmiştir.
(last modified 2022-10-07T13:02:52+00:00 )
Temmuz 05, 2019 11:54 Europe/Istanbul
  • İranlı mimari ve kutsal mekanlarda “Nur”un yeri

Nur ve mimari, birbiriyle sıkı bağları bulunan iki nesnedir. Eski çağlarda mimarlar nurun mimaride önemini idrak etmiş ve inşa ettikleri binalarda nurdan yararlanmak üzere akılcı yöntemler geliştirmiştir.

İranlı mimarlar da bu durumdan müstesna olmamış ve nurun mimaride önemini keşfetmekle eserlerini daha da güzelleştirmek ve içinde uyum sağlamak için bu binalardan ışıklandırma tekniklerini çeşitli biçimlerde kullanmıştır.

Tahran bu günlerde Milli Kütüphane binasında İranlı ve Avrupalı sanatçıların eserleri sergilendiği “İsfahan’ın kutsal mekanlarında nur” başlıklı bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Bu sergi ülkelerin arasında ortak kültürleri tanımayı ve geliştirmeyi amaçlıyor. Sergide İranlı ve Avrupalı on sanatçının 30 resim eserleri sergileniyor.

Sergiye Romanya, Ukrayna, Çek Cumhuriyeti, Hırvatistan ve Estonya’nın yanı sıra İran’dan Ebu Said Esedi, Hamed Nevruzi, Barana Saadet, Zehra Şefi ve Ojen Şirojen adlı resim üstatları eserlerini sergiliyor. Bu eserlerin her biri on gün içinde İsfahan kentinde hazırlanmıştır.

 

Nur ya da diğer adı ile ışık, insanların hayatında her zaman hayati ve etkili rol ifa eden nesnelerden biridir. Nur canlı mahlukların bekalarını sürdürmelerinde önemli rol ifa ediyor. Bu konu ise insanların ta eski çağlardan itibaren keşfettikleri bir gerçektir.

Güneş ışınları doğal nurun en mükemmel tecellisi sayılır. Bu yüzden dünyanın birçok yöresinde ve özellikle soğuk iklimden yararlanan veya tarım ekonomisine dayalı olan yörelerde nur her daim büyük saygı görmüştür. Bundan başka nur çeşitli mezheplerde ve inançlarda da az çok ilgi odağında olmuştur. Örneğin Kur'an'ı Kerim Nur suresinin 35. ayetinde şöyle buyurur: Allah, göklerin ve yerin nûrudur.

 

Bazı tarihî kaynaklarda varlığın nurdan yaratıldığı ve nurla karanlığın mücadelesi en son nurun zaferi ile sonuçlanacağı belirtiliyor. Hatta bazı şairler has ve ince hayal güçlerinden hareketle nuru tüm meydanların kazanan tarafı ve hayat ve umudun kaynağı olarak tanımlıyor. İslami felsefede ve çeşitli kaynaklarında ise nurdan maddi alemin ötesinde bir kaynaktan olduğu ve melekut ve mana alemini simgelediği ifade ediliyor.

 

Eski çağlarda inşa edilen binalar genellikle doğal ışıkla aydınlatılırdı. Bundan başka gecenin kısıtlı saatlerinde bazı evlerin için veya kentlerin ve köylerin caddeleri meş'aleler ve benzeri aletlerin yardımı ile aydınlatılırdı.

Geceleri suni ışıktan yararlanmanın zorlukları, beşeri toplumların doğal nur ve ışığa özel saygı duymaları ve değer vermeleri ve bu kaynaktan azami derecede yararlanmalarına yol açmıştı. Bu yüzden hatta ay ışığından da geceleri yararlanılırdı ve başta konutlar olmak üzere bazı binalarda “Mehtaplık” adı verilen alanlar bu amaç doğrultusunda tasarlanarak inşa edilirdi.

 

Şeyh Lütfullah Camii'nin kubbesi

İran’da geleneksel mimari her zaman iklim şartlarının etkisi altında olmuştur. Bu çerçevede güneş ışığı İran’da geleneksel binaların ve eski kentlerin yapısını ve dokusunu etkileyen en önemli iklimsel etkendi. Nitekim İran’da dörtlü iklim şartları ve güneşin konumu ve ışığının şiddeti, bu doğal kaynağın kontrol altına alınması ve yönlendirilmesi için uygun yöntemlerin geliştirilmesine vesile oldu. Sonuçta İran mimarisinde nur ile teamülde bulunmak üzere yaratılan birçok etkene rastlamak mümkün. Gerçi günümüzde teknolojide yaşanan ilerlemelerin yüzünden bu etkenlerin ve yöntemlerin bir çoğu unutulduğu da belirtilmelidir.

 

İran mimarisinde nur unsuruna uygun şartları temin etmek ve doğal nuru çeşitli şekillerde kullanmak ve bu çeşitliliğe mimari unsurları üzerinden vurgu yapmak, binada kullanılan nurun hacmini belirlemek ve bu nurdan yararlanma yollarını tespit etmek, rahatsız edici nuru engellemek ve binanın çeşitli bölümlerini aydınlatabilmek, her zaman İranlı mimarların ilgi odağında bulunan konular olmuştur.

 

Gerçekte nur unsurunu geniş çapta ve boyutlarda kullanmak, ister fiziksel ister manevi kullanım alanları olsun, İran’ın geleneksel mimarisinde her zaman akılcı bir şekilde değerlendirilmiştir. Nitekim araştırmalarda elde edilen sonuçlar da İranlıların her iklimde, o iklime uygun şartlara göre doğal nurdan ve ışıktan yararlanmak için özel yöntemler geliştirdiklerini  ve en güçlü yöntemler de kurak ve sıcak iklimlerde uygulandığını gösteriyor.

 

Eski dönemlerde İran’ın kurak ve sıcak iklimlerinde binaların tasarımında güneş ışığı unsuru belirleyici rol ifa ediyordu. Konutların kış aylarında kullanılan bölümü genellikle bahçenin kuzey cephesinde ve güneş ışınlarının geldiği yöne doğru inşa edilirdi. Evin bu bölümüne “Kışlık” denirdi. Kış mevsiminde evin bu bölümü daha çok güneş ışınlarından ve doğal ışıktan yararlanıyor ve sonuçta daha fazla ısınıyordu.

Yine yaz aylarında aşırı güneş sıcaklığından korunmak için de mimarlar çeşitli yöntemleri uyguluyordu. Örneğin evin yaz aylarında kullanılan bölümü genellikle bahçenin güney cephesinde ve sırtı güneşe dönük bir şekilde inşa ediliyor ve böylece yaz aylarında içi serin kalması sağlanıyordu.

İranlı mimarlar odalara giren güneş ışığının miktarını kontrol etmek için de yatay ve dikey gölgeliklerden yararlanıyordu. Bundan başka duvarlar ve pencereler ve renkli camlar da evin içine fazlı ışık ve sıcaklığın gelmesini önleyecek şekilde tasarlanıyor ve böylece yaz aylarında evin içinin fazla ısınması engelleniyordu.

İran mimarisinde binalarda aydınlatma unsuru olarak kullanılan nesnelerin çeşitli adlarla anıldığı belirtilmelidir. Bilinen pencere adından başka Rozen, Orosi, Şebak, Müşebbek ve Roşendan gibi adlar çeşitli evrelerde çeşitli bölgelerde çeşitli aydınlatma unsuruna verilen bazı adlardır. Ancak revak, perde ve gölgelik gibi unsurlar daha çok ışığın kontrol altına alınması ve binanın içine giren kısmının düzenlenmesi için kullanılan unsurlardı.

 

Dinî mimari, Safeviler çağının en önemli sanat dallarından biri oldu ve eski çağların mimari kuralları ve ilkelerinden etkilendi. İsfahan mimari tarzında merkezi bir avlu ve çevresinde dört eyvan yer alan büyük binaların inşaatı bu dönemde yaygın olarak kullanılan tarz oldu. Bu mimari tarzında esas ilke, inşa edilen binanın yüzölçümünün büyüklüğüne dayanıyordu ve böylece çeşitli meselelerle karşılaşılırken, yeniliklere yol gösterdi. İsfahan mimari tarzında keskin kavisler gibi simetrik unsurların tekrarlı biçimde kullanılması bu mimari tarzının önemli özelliklerinden biridir.

İsfahan mimari tarzında İranlı mimarlar boş ve dolu alanların tekrarından oluşan bir harmoni ilkesine uyuyordu. Bu durum görsel güzelliğin yanı sıra binada orantı ve simetri özellikleri koruyordu. Örneğin baş alanlar havuzlar ve bahçeler veya düz avlulardan ibaretti ve bir kaç binanın arasında yer alıyordu.

Öte yandan binaların yüzölçümünün büyük olması, İsfahan mimari tarzında bir takım yeni yeniliklerin şekillenmesine vesile oldu. İsfahan mimari tarzında binaları aydınlatma yöntemi ise izleyenleri hayrete düşüren meseledir.

Örneğin İsfahan’da Şeyh Lutfullah camiinin mimari tarzı, ışığın bazen hoş olmayan tezatlarını yumuşatarak ortama huzur verici bir hava kazandırır. Bu caminin alçak tavanlı ilginç giriş bölümü, İran’ın en büyük kubbeli şebistanlarından biri olan caminin şebistanına uzanır. Şeyh Lutfullah camiinde kubbe emsalsiz güzelliği ile birlikte gök yüzünün sonsuzluğunu gözler önüne seren bir eserdir. Kubbenin içeriden ortası adeta güneş misali ışık saçıyor ve ışık hüzmelerini şebistanın dört bir yanına dağıtıyor. Ünlü şarkiyatçı Arthur Pop bu güzel kubbeyi şöyle anlatıyor: Bu kubbe gece vaktinde gök yüzünün en yüce simgesidir.

İsfahan mimari tarzının en önemli özelliklerinden biri, odanın giriş bölümünün üzerinde ve bazen iki tarafından aydınlatmayı ve hava akışını sağlamayı amaçlayan ve Rozen adı verilen küçük pencerelerin yerleştirilmesidir. Rozen bazen ahşaptan ve bazen kireç ve çanaktan yapılır ve soğuk iklimde yer alan yörelerde üzerine küçük cam parçaları ile çeşitli geometrik motifler işlenir. Rozen adlı küçük pencerelerin en güzel örneklerinden birine İsfahan kentinde Erdebil çinihanesi ve Colfa ve Vanek kiliselerinde rastlamak mümkün. Bu mekanlarda Rozenlerin üzerine balık, çiçek, bitki ve kuş motifleri renkli camlarla işlenmiştir.

İsfahan mimari tarzında bol bol kullanılan ve Orosi adı verilen bir başka pencere çeşidi söz konusudur. Orosi, yukarıya açılan şebekeli bir pencere çeşididir. Bu pencere dik açılmak yerine yukarı doğru açılır. Orosi pencereleri genellikle ahşaptan yapılan pencereler gibidir ve en güzel örneklerine İsfahan, Kaşan ve Yezd yörelerinde rastlanır.

Son olarak, nur kavramı asırlar boyunca sürekli gelişen ve kemale eren ve İran mimarisine canlı bir nitelik kazandıran ve narinliği ve maneviyatı ile bu mimari tarzını etkileyen bir kavram olduğu söylenebilir.

İranlı mimar nur nesnesine ideolojik bakışın ve bu nesnenin kullanım alanlarını birleştirerek güzellikten yeni bir tarz yaratmayı başarmıştır

İranlı mimar ve tasarım ustası Seyyid Hadi Mirmiran “İsfahan mimarisinde nurun rolü” adlı eserinde şöyle yazıyor:

Nur bu mimari tarzının yanında yer alan bir şey değildir ve bilakis mimari hakikat ve zatı ile iç içedir. İsfahan mimari tarzında nur sadece kullanılan bir nesne değildir ve tesiri de sadece güzellik yaratmakla sınırlı sayılamaz. Gerçekte nur, İsfahan mimarisinin hakikatini inşa eder ve bu mimaride maddenin nura dönüştüğü yerlerde boy gösterir.