İranlı Ailenin Manş Denizinde Boğulması Trajedisi ve Avrupa'nın Unutulmuş Sorumluluğu
Son yıllarda özellikle de Suriye'de 2011 yılında krizin patlak vermesi ile Batı Asya'dan Avrupa'ya göç dalgaları başladı. Bu da göçmenler krizine yol açtı. Şimdi de İranlı bir ailenin Brtitanya'ya göç hayali ise bir trajediye dönüştü. Bu doğrultuda Avrupalı hükümetlerin göçmenlere yönelik sorumsuzca tavırları gözler önüne serilmiştir.
27 Ekim Salı günü 5 kişilik İranlı bir aile Fransa'dan Britanya'ya tekne ile giderken Manş denizinde boğuldu. Fransa sınırları yakınında devrilen teknenin 19 yolcusu vardı.
Bu olayda 35 yaşındaki Resul İrannejad, 35 yaşında Şiva Muhammedpenahi, 9 yaşındaki Anita İrannejad ve 6 yaşındaki Armin İrannejad hayatını kaybetti ve arama kurtarma çalışmalarının ardından cansız bedenlerine ulaşıldı. Ancak 15 aylık çocukları Artin hala bulunmamıştır.
Bu aile İran'ın Batı Azerbaycan eyaletinin Serdeşt ilçesi köylerinden Geline ahalisindendi. Manş denizi Fransa ve Britanya arasında dünyanın en uğrak su geçitlerinden biri olup küçük teknelerle özellikle de kış ve fırtınalı günlerde geçilmesi tehlikeli ve zor olan denizlerden biridir.
Şimdi de göçmenleri kollayan kurumlar İranlı bir ailenin dört üyesinin teknelerinin batması sonucu hayatlarını kaybetmesinin Fransa ve Britanya siyasetçileri için uyarı mahiyeti taşıdığını belirtiyor.
Kimi göçmenleri koruma grubu ise Britanya hükümetinden göçmenlerin bu ülkeye ulaşması için yasal yol bulmasını istedi. Bu hayır kuruluşları şu açıklamada da bulundular: " Hayat kaybı, Fransa ve Britanya'daki iktidar başında bulunanlar için tehlike çanları ve uyanış çanı mahiyeti taşımalıdır. "
Buna rağmen özellikle de Fransa hükümeti bu ülkeye yerleşen göçmenlere yönelik kayıtsız bir tavır sergilemiş ve aynı zamanda deniz yolu ile Britanya'ya gitmek isteyenlerin kaderini de umursamamaktadır.
Gerçekte Paris sırf göçmenlerden kurtulmak istiyor. Bu yüzden de Fransa'nın Kuzey sahillerinden Britanya'ya doğru yola çıkan göçmenlerin hayati tehlike yaşamasına da göz yummuş ve onların bu yolculuğuna yeşil ışık yakmıştır.
Böylece Fransa hükümeti bu hususa gözlerini yummuş ve mevcut pasif siyasetleri ile göçmenleri tekneler ile tehlikeli sulara göndermiştir.
Göçmenler esasında Batılı ülkelerde çok soğuk ve hatta şiddetle karşılanmıştır. Avrupalı devletler de hep bu göçmenlerin girişini yasaklamak ve bir yandan da gelenleri geri göndermek istiyor.
Radikal sağcı siyasetçiler ise göçmenlerin girişini Avrupalı toplulukların sorunlarının kaynağı olarak gösterip onları ülkelerinden atmak istiyorlar.
Aynı zamanda Avrupalı ülkelerin ihmalkarlığı ve kasten kayıtsız kalması göçmenlerin insani ve toplumsal krizini daha da derinleştirmektedir.
Avrupalı siyasi uzmanlar ise şöyle düşünüyor: " Göçmenler krizi göçmenlerin Avrupa topraklarına akın etmesinden ziyade kriz yönetimi ve Avrupa siyasetleri ile ilgilidir. "
Uluslararası göç rakamlarına göre 2020 yılının ilk sekiz ayında 554 kişi Avrupa'ya göç ederken hayatını kaybetmiştir. Bunların büyük bir bölümü ise Akdeniz üzerinden Yunanistan'a ve oradan da Avrupa'nın diğer ülkelerine gidenler olmuşlardır.
Son onyıl içerisinde ise Avrupa, göçmenler krizini çözme hususunda başarısız bir profil çizmiştir. Şimdi de göçmenlerin birçoğu Avrupa ülkelerinde evsiz barksız, berduş bir şekilde yaşamaktadırlar. Göçmenler krizinin kökeni aslında Avrupa'nın terörizm ile mücadele ve yoksulluk ile mücadeledeki çifte standartlı siyasetlerinde aranmalıdır.