Yorum – Fransa, İran’a hangi ölçütle öğüt veriyor?
-
İran Dışişleri Bakanı Abbas Irakçi
Parstoday – İran Dışişleri Bakanı şunları söyledi: “Fransa gibi ülkeler, dünyaya insan hakları ve uluslararası hukuk konusunda öğüt vermeyi bırakmalıdır. Bu, açık ve utanç verici bir ikiyüzlülüktür.”
İran Dışişleri Bakanı Abbas Irakçi’nin bu sözleri, Avrupa’nın yıllardır “evrensel ahlak” kisvesi altında sunmaya çalıştığı siyasi yaklaşıma bir yanıttır. Tahran şimdi bu iddiaya meydan okumuştur. Fransa, 30’dan fazla ülkeyle birlikte İran’ı idam hükümlerinin uygulanması nedeniyle kınamıştır. Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot da Tahran’ı “kan dökmekle” suçlamıştır. Paris, kendisini insan hakları savunucusu konumunda göstermeye çalışmaktadır. Asıl soru da burada ortaya çıkmaktadır: Fransa, hangi dayanağa sahip olarak kendisini dünyanın ahlaki hakemi saymaktadır?
Avrupa, yıllardır insan haklarını dış politikasının ana araçlarından biri haline getirmiştir. Bu araç, ancak tek bir standart olduğunda işlevseldir. Sorun, standartların siyasi çıkarlara göre değiştiği yerde başlar. Gazze, bu çelişkinin açık bir örneğidir. Binlerce Filistinli öldürülmüştür. İnsani kriz geniş boyutlara ulaşmıştır. Bununla birlikte Avrupalı devletler, çocuk katili ve apartheid İsrail rejimine karşı, İran’a karşı kullandıkları sert dille aynı dili kullanmamaktadırlar. ABD ve Siyonist rejimin İran’a yönelik saldırganlığı karşısındaki ve ayrıca Minab’daki bir okulda 168 İranlı öğrencinin ve Lamerd’deki bir spor salonunda kız çocuklarının katliamı karşısındaki bu pasif tutum da eleştirilmiştir.
Fransa da bu kuraldan muaf değildir. Paris, bir yandan İran’daki insan hakları konusunda uyarılarda bulunurken diğer yandan Siyonist rejimle olan siyasi ve güvenlik ilişkilerini korumaktadır. Tahran, tam olarak bu çelişkiyi hedef almıştır. Irakçi mesajında iki konuyu yan yana getirmiştir: «İsrail’in Gazze’deki soykırımına destek» ve «İran’a yönelik saldırgan saldırılar». Mesaj nettir. Sivillerin katledilmesi karşısında sessiz kalan veya siyasi destek veren bir devlet, ahlaki bir söylemle başkaları için insan hakları reçetesi yazamaz.
Avrupa’nın bazı ülkelere karşı hassasiyeti neden en üst seviyedeyken, bazı müttefiklerine karşı sınırlı kalmaktadır?
Eğer uluslararası yasalar bağlayıcıysa, bunların uygulanmasında dostlar ve muhalifler arasında ayrım yapılmamalıdır. Avrupa, aynı anda hukuka dayalı düzenin savunucusu olduğunu iddia edip, müttefikleri tarafından aynı yasaların ihlal edilmesi karşısında sessiz kalamaz. Bu tür bir davranış, Avrupa’nın ahlaki sermayesini yok etmiştir.
Avrupa’nın dünyanın büyük bir bölümündeki itibarı, ciddi bir soru işaretine dönüşmektedir. Gazze savaşı bu itibar krizini şiddetlendirdi. Batı’nın Siyonist rejime yönelik siyasi ve askerî desteği, diğer ülkelere yönelik sert eleştirilerle birlikte; Batı dış politikasında «insan hakları»nın bazen bir ilke, bazen ise bir araç olduğu imajını güçlendirmiştir. Irakçi’nin cevabı bu açıdan önem taşımaktadır. Tahran, Avrupa’nın ahlaki konumunu hedef almaya çalışmaktadır. Onun mesajı, Avrupa’nın aynı anda «çatışmanın tarafı» ve «çatışmanın hakemi» olamayacağıdır. Fransa öncelikle insan hakları iddiaları ile kendi siyasi davranışları arasındaki mesafeyi gidermelidir. İnsan haklarının itibarını tehdit eden şey, sadece insanların haklarının ihlali değildir. Bu kavramın seçici kullanımı da itibarını zedelemektedir. İnsan hakları, dost ve düşman için eşit olduğu zaman küresel bir değere sahiptir; aksi takdirde ahlaki bir ilkeden siyasi baskı aracına dönüşür./