Mevlana, Önde Gelen İranlı Şair Hakkında Ne Biliyorsunuz?
Parstoday – Mevlana Celaleddin Belhi, yalnızca Farsça konuşulan ülkelerde değil, tüm dünyada etkili olmuş seçkin bir İranlı şairdir.
İran kültür ve edebiyat tarihinde, Celaleddin Muhammed Belhi – bilinen adıyla Mevlana kadar coğrafi, dilsel ve dini sınırları aşarak evrensel bir aşk, anlam ve tasavvuf sembolü haline gelen başka bir figür neredeyse yoktur. İran takvimine göre 30 Eylül (8 Mehr), Mevlana’yı anma günü olarak belirlenmiştir. Bu vesileyle Parstoday olarak bu yazıda bu İranlı şairin hayatına kısa bir bakış sunuyoruz.
Doğumu
Mevlana, Hicri 604 (Miladi 1207) yılında, o dönem İran İmparatorluğu’nun doğu topraklarında yer alan Belh şehrinde (günümüzde Afganistan) doğdu. Mevlana, ilim ve dinle iç içe olan bir ailede yetişti. Babası Bahâeddin Veled, dönemin önde gelen kelamcı ve fıkıh alimlerinden biriydi. Moğol tehditleri nedeniyle Belh’ten ayrılan Bahâeddin Veled, ailesiyle birlikte uzun bir yolculuğa çıktı. Bu yolculuk, İran’ın Nişabur kentinden başladı, Arabistan’daki Mekke’den geçti ve nihayet Anadolu’da, Karaman şehrine ulaştı. Hicri 625 yılında Selçuklu hükümdarının davetiyle bugünkü Türkiye’nin Konya şehrine göç ettiler. Konya daha sonra Mevlana’nın yaşamının ve faaliyetlerinin merkezi haline geldi.
Eğitim, Öğretim ve Tasavvufa Giriş
Babası vefat ettikten sonra Mevlana, onun medresesinin başına geçti ve aynı zamanda tasavvuf eğitimine başladı. Dokuz yıl süren bu dönem, Mevlana’nın ruhsal dönüşümüne zemin hazırladı ve onu İslami tasavvufun derin anlamlarıyla tanıştırdı. Bu süreçten sonra Mevlana, Konya’da bir fıkıh hocası ve toplumsal sorunları çözmede etkin bir kişi olarak tanındı.
Şems-i Tebrizi ile Karşılaşma
Hicri 642 yılında Mevlana, Konya sokaklarında Şemseddin Tebrizi ile karşılaştı. Bu karşılaşma Mevlana’nın hayatını kökten değiştirdi. Şems, hayata yeni bir bakış açısı getirdi ve Mevlana’yı katı dini kalıplardan çıkararak onu aşk ve tasavvuf dünyasıyla tanıştırdı. Bu derin etkiler, Mevlana’nın şiirlerinde büyük bir dönüşüme yol açtı. Özellikle "Mesnevi" gibi eserlerinde aşk, hayatın temel gücü ve öğesi olarak ön plana çıktı. Mevlana, ünlü şiirlerinden birinde aşkı şöyle anlatır:
"Dün gece delirdim, aşk beni gördü ve dedi:Geldim, bağırma, elbiseni yırtma, hiçbir şey söyleme.Dedim ki: Ey aşk, başka bir şeyden korkuyorum,Dedi: O başka bir şey yok, başka hiçbir şey söyleme."
Şems, bir süre Konya’da kaldı ve Mevlana üzerinde derin etkiler bıraktı, fakat sonunda şehri terk etti. Bu olay, Mevlana’nın hayatındaki en karanlık dönemlerden biri oldu. Mevlana, çeşitli seyahatler yaparak Şems’i aradı, fakat birçok araştırmacıya göre Şems bir daha bulunamadı.
Vefatı
Mevlana, Hicri 672 yılında hastalandı ve aynı yılın 5 Cemaziyülevvel gününde (17 Aralık 1273) vefat etti. Cenaze töreni, farklı din ve milletlerden insanların katılımıyla Konya’da büyük bir kalabalıkla gerçekleşti. Naaşı babasının yanına defnedildi ve daha sonra görkemli bir türbe inşa edildi.
Kalıcı Eserleri
Mevlana’nın en önemli eserlerinden biri, dünyanın en büyük ve en değerli tasavvufi eserlerinden biri kabul edilen Mesnevi-i Manevi’dir. Altı ciltlik bu şiir eseri yaklaşık 27 bin beyitten oluşur ve aşk, maneviyat ve hayat bilgeliği gibi konuları işler. Mesnevi'nin "Dinle neyden, nasıl hikaye etmekte..." dizeleriyle başlayan giriş bölümü, şairler ve mutasavvıflar tarafından çokça övülmüştür. Divan-ı Şems-i Tebrizi, Rubailer ve Fîhi Mâ Fîh Mevlana’nın diğer önemli eserlerindendir.