Yorum – Trump’ın İran’a saldırmak için öne sürdüğü asılsız bahanenin ifşası
https://parstoday.ir/tr/news/world-i299190-yorum_trump’ın_İran’a_saldırmak_için_öne_sürdüğü_asılsız_bahanenin_ifşası
Pars Today – Trump yönetiminde görevinden istifa eden Joe Kent, İran’ın nükleer silah geliştirdiği yönündeki iddianın, kamuoyu oluşturmak amacıyla ortaya atılmış bir bahane olduğunu kabul etti.
(last modified 2026-08-08T14:12:12+00:00 )
Ağustos 08, 2026 17:07 Europe/Istanbul
  • Yorum – Trump’ın İran’a saldırmak için öne sürdüğü asılsız bahanenin ifşası

Pars Today – Trump yönetiminde görevinden istifa eden Joe Kent, İran’ın nükleer silah geliştirdiği yönündeki iddianın, kamuoyu oluşturmak amacıyla ortaya atılmış bir bahane olduğunu kabul etti.

Trump yönetiminde eski Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü olan Joe Kent, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ın nükleer silah üretmenin eşiğinde olduğu yönündeki iddiasına değindiği mesajında, bu iddianın yalnızca ABD ile İsrail rejiminin İran’a yönelik ortak askerî saldırısını başlatmak için kullanılan propagandaya dayalı bir bahane olduğunu vurguladı. Trump yönetiminin üst düzey güvenlik yetkililerinden biri ve ABD özel kuvvetlerinin eski mensuplarından olan Kent, sosyal medya platformu X’te yaptığı paylaşımda, ABD Başkanı’nın İran’ın nükleer silah üretmesine “iki ila dört hafta” kaldığı yönündeki iddiasına tepki göstererek şunları söyledi:“İran ne Amerika’ya terörist gönderiyordu ne de nükleer silah üretiyordu. İran’ın bize saldırmak üzere nükleer silah üretmenin eşiğinde olduğu fikri, tıpkı Bush döneminde Irak hakkında ortaya atılan iddialar gibi, tamamen propagandaya dayalı bir bahanedir.”Kent, tüm bunlar bilinmesine rağmen bugün ABD’nin İran’a yönelik saldırgan savaşını gerekçelendirmek için aynı iddiaların yeniden kullanıldığını belirterek, Washington’ın yakın tarihin deneyimlerinden ders çıkarma fırsatına sahip olduğunu söyledi. Kent, Amerikan askerlerini bir başka kanlı ve amaçsız saldırıya sürüklemek yerine, ABD’nin bu fırsatı kullanarak söz konusu saldırgan savaştan derhâl çekilmesi gerektiğini ifade etti.

İstihbarat camiasının görüşü

Joe Kent’in Trump’ın asılsız iddiasına ilişkin açıklamalarının farklı boyutları bulunuyor. Bunlardan ilki, söz konusu ifşaatın ABD istihbarat camiasındaki genel değerlendirmeyle örtüşmesi.Kent, savaş başlamadan önce CIA dahil ABD istihbarat kurumlarının İran’ın nükleer silah geliştirmediği konusunda hemfikir olduğunu açıkladı. Şunları söyledi:“ Bu savaşın trajedilerinden biri, savaş başlamadan önce ABD istihbarat camiasının İran’ın nükleer silah üretmediği konusunda fikir birliği içinde olmasıdır.” Bu açıklamalar, ABD istihbarat teşkilatlarının yalnızca yakın bir nükleer tehdide ilişkin iddiaları doğrulamadığını, aksine bu iddiaları temelden reddettiğini gösteriyor.

Nükleer silahlara karşı dinî fetva

İkinci konu, İran’ın nükleer silahlara karşı olduğunu gösteren dinî fetvanın varlığıdır. Kent, İran’ın nükleer silahlara karşı tutumunun en çok belgelenmiş gerekçelerinden biri olarak, İslam Devrimi’nin şehit lideri Ayetullah Seyyid Ali Hamaney’in fetvasına işaret etti. Söz konusu fetvanın 2004 yılından itibaren kitle imha silahlarının üretilmesini ve kullanılmasını haram ilan ettiği belirtildi.

Kent, “Bu fetvanın ihlal edildiğini veya kaldırılmanın eşiğinde olduğunu gösteren hiçbir bilgimiz yoktu” dedi.İsrail rejiminin rolü

Üçüncü konu ise Trump yönetiminin İran’a saldırı kararının şekillenmesinde İsrail rejiminin oynadığı rol olarak öne çıkıyor.Kent, “İsrail rejimi bu savaşı başlatma kararına yön verdi” diyerek, ABD’nin güçlü İsrail lobisinin baskısı altında savaşa girdiğini savundu.İstifa mektubunda ise şu ifadeleri kullandı:“Bu savaşı İsrail’in ve Amerika’daki güçlü İsrail lobisinin baskısı nedeniyle başlattığımız açıktır.”Bu açıklamaların, yabancı aktörlerin ABD’nin stratejik karar alma süreçleri üzerindeki etkisine ilişkin yeni boyutları ortaya koyduğu ileri sürülüyor.

Joe Kent’in ifşaatlarının olası sonuçları

Joe Kent’in açıklamalarının çeşitli sonuçları olduğu değerlendiriliyor.

Birincisi: Beyaz Saray’ın resmî anlatısının güvenilirliğinin zedelenmesi. İran savaşı nedeniyle istifa eden en üst düzey hükümet yetkilisi olduğu belirtilen Kent’in açıklamaları, Trump yönetiminin resmî anlatısına ciddi bir meydan okuma oluşturdu. Kent, İran’ın ABD için “yakın bir tehdit” oluşturmadığını vurguladı.Bu durum, Trump’ın savaşı “Epik Öfke Operasyonu” adı altında ve “Amerikan halkını İran rejiminin yakın tehditlerinden koruma” amacıyla gerekçelendirmesiyle çelişiyor.

İkincisi: İran’a karşı savaş ile Irak savaşı senaryosu arasındaki benzerlik.Kent, Trump’ın iddialarını George W. Bush yönetiminin Irak’ta kitle imha silahlarının bulunduğuna ilişkin asılsız iddialarıyla açıkça karşılaştırdı. Irak savaşının yaklaşık 5.000 Amerikan askerinin hayatına mal olduğunu, binlerce kişinin yaralandığını ve üç trilyon dolardan fazla maliyet oluşturduğunu belirtti.

Kent, “aynı felaket senaryosunun” tekrarlanması konusunda uyarıda bulundu.

Üçüncüsü: ABD istihbarat kurumlarına duyulan kamuoyu güveninin zayıflaması. İstihbarat camiasının başkanın anlatısına karşı çıktığının, ancak bu görüşlerin dikkate alınmadığının ortaya çıkması, ABD istihbarat kurumlarının ve karar alma süreçlerinin güvenilirliğine ciddi bir darbe vurdu. Kent, “bazı kilit karar vericilerin görüşlerini başkana aktarmalarına izin verilmediğini” ve “saldırılar öncesinde ciddi bir tartışmanın yaşanmadığını” belirtti.

Dördüncüsü: ABD’de iç siyasi gerilimlerin artması.Kent’in kamuoyu önünde istifa etmesi ve yaptığı ifşaatlar, Trump’ın müttefikleri arasındaki derin görüş ayrılıklarını ortaya çıkardı.

Beyaz Saray, Kent’in iddialarını “antisemitik iftiralar” olarak nitelendirirken, Trump ise onu “güvenlik meseleleri konusunda zayıf” olmakla suçladı. FBI’ın da Kent hakkında gizli bilgileri ifşa ettiği iddiasıyla soruşturma başlattığı bildirildi.

Sonuç

Trump yönetiminde istifa eden en üst düzey güvenlik yetkililerinden biri olan Joe Kent’in açıklamalarının, İran’a karşı savaş kararının arka planındaki gizli katmanları ortaya çıkardığı değerlendiriliyor.

Kent, ABD istihbarat camiasındaki görüş birliğine, İran’daki dinî fetvaya ve yakın bir tehdidin bulunmadığına dayanarak, nükleer silah iddiasının yalnızca üçüncü bir dayatılmış savaşın başlatılması için kullanılan propagandaya dayalı bir bahane olduğunu savundu.

Bu ifşaatların, Beyaz Saray’ın resmî anlatısının güvenilirliğini zedelemenin yanı sıra, Irak savaşının ABD açısından yol açtığı felaketle dikkat çekici benzerlikler taşıdığı ve gelecekte ABD’nin istihbarat kurumlarına ve stratejik karar alma süreçlerine duyulan kamuoyu güveni üzerinde derin sonuçlar doğurabileceği değerlendiriliyor.