İran’ın Kıdemli Diplomatından Uluslararası Hukuk İhlallerine Sert Eleştiri
Parstoday – İran Dışişleri Bakanlığı Hukuk ve Uluslararası İşler Yardımcısı, günümüz dünyasında insan hakları alanının ciddi şekilde zarar gördüğünü ve uluslararası toplumun açık ve sistematik uluslararası hukuk ihlalleriyle karşı karşıya olduğunu vurguladı.
Parstoday’in haberine göre, Tahran Üniversitesi Hukuk ve Siyaset Bilimleri Fakültesi’nde düzenlenen Dünya İnsan Hakları Günü Sempozyumu kapanış töreninde, İran Dışişleri Bakanlığı Hukuk ve Uluslararası İşler Yardımcısı Said Hatibzade, insan hakları ve uluslararası hukuk konusundaki mevcut duruma yönelik eleştirel görüşlerini dile getirerek, “insan haklarının ‘insan kısmı’ günümüzde ciddi şekilde zarar görmüştür” dedi.
Sempozyuma, önde gelen uluslararası hukuk profesörlerinin katıldığı belirtilirken, Hatibzade, hızlı küresel değişimlere dikkat çekerek güç, teknoloji ve bilgi yapılarındaki köklü değişimleri ve Dördüncü Sanayi Devrimi ile yapay zekâ yayılımını bu büyük dönüşümün bir parçası olarak değerlendirdi.
İranlı diplomat, insanın beşeri bilimlerdeki önemini vurgularken, Gazze’de yaşanan insanî trajedilere değindi ve uluslararası mekanizmaların “on binlerce masum insanın katledilmesine” karşı kayıtsız kalmasını, küresel toplumun etik ve hukuki çöküşünün bir göstergesi olarak nitelendirdi.
Hatibzade’ye göre, Gazze’de yaşananlar Srebrenitsa’yı aşan boyutlara sahip ve küresel toplumun sessizliği insan hakları kavramına ciddi zarar verdiğini ortaya koyuyor.
Kıdemli diplomat, uluslararası hukuk konusundaki eleştirilerini sürdürerek, iki dünya savaşı sonrası kazanımların aşındığını ve hegemon güçlerin hukuki çerçevelerden uzaklaştığını belirtti.
Hatibzade, İran’ın barışçıl nükleer tesislerine yönelik saldırılar ve savaş alanı dışında askeri komutanların suikastleri gibi açık uluslararası hukuk ihlalleri örneklerini, “sistematik ve pervasız uluslararası hukuk ihlalleri” olarak nitelendirdi.
İran Dışişleri Bakanlığı Hukuk ve Uluslararası İşler Yardımcısı, konuşmasını, küresel farkındalık ve direniş dalgasının oluştuğuna işaret ederek, bağımsız ülkeler ve İran diplomasisinin çabalarıyla insan hakları da dahil olmak üzere hukuk temelli bir düzene dönüş umutlarını dile getirerek tamamladı.