1405 yılı “Milli Birlik ve Milli Güvenlik Işığında Direniş Ekonomisi” yılı olarak adlandırıldı
https://parstoday.ir/tr/news/iran-i293460-1405_yılı_milli_birlik_ve_milli_güvenlik_işığında_direniş_ekonomisi_yılı_olarak_adlandırıldı
Parstoday – Devrim Lideri yayımladığı mesajda 1405 yılını “milli birlik ve milli güvenlik ışığında direniş ekonomisi” yılı olarak adlandırdı.
(last modified 2026-03-20T15:47:05+00:00 )
Mart 20, 2026 16:37 Europe/Istanbul
  • 1405 yılı “Milli Birlik ve Milli Güvenlik Işığında Direniş Ekonomisi” yılı olarak adlandırıldı

Parstoday – Devrim Lideri yayımladığı mesajda 1405 yılını “milli birlik ve milli güvenlik ışığında direniş ekonomisi” yılı olarak adlandırdı.

Parstoday’in haberine göre, Devrim Lideri Ayetullah Seyyid Mücteba Hüseyni Hamanei, 1405 yeni yılının başlaması münasebetiyle yayımladığı mesajda bazı hususlara değindi. Bu mesajın metni şu şekildedir:

بسم‌الله الرحمن الرحیم
یا مقلب القلوب والابصار یا مدبّر اللیل و النهار یا محوِّل الحول و الاحوال، حَوِّل حالَنا الی احسن الحال
 

Bu yıl maneviyatın baharı ile tabiatın baharı; yani mübarek Ramazan Bayramı ile kadim Nevruz Bayramı birbiriyle tevafuk etmiştir. Bu iki dinî ve millî bayramı aziz milletimizin her bir ferdine tebrik ediyorum ve özellikle mübarek Ramazan Bayramı’nı dünyanın bütün Müslümanlarına kutluyorum. Ayrıca İslam mücahitlerinin elde ettiği dikkat çekici zaferler münasebetiyle de herkese tebriklerimi sunmam gerekir. Bununla birlikte, ikinci dayatılmış savaşın, Dey (Ocak) ayındaki darbenin, üçüncü dayatılmış savaşın, güvenlik ve sınır muhafızlığı şehitlerinin ve isimsiz kahraman askerlerin aziz şehitlerinin ailelerine ve geride kalanlarına başsağlığı ve taziyelerimi arz ediyorum.

Hicrî Şemsî 1405 yılının gelişi münasebetiyle aşağıda arz edeceğim bazı hususlar vardır.

Öncelikle geçen yılın bazı önemli olaylarına kısaca değineceğim. Geçtiğimiz yıl aziz halkımız üç askerî ve güvenlik savaşı tecrübe etti. Birinci savaş, Hordad (Haziran) ayındaki savaştı. Siyonist düşman, Amerika’nın özel desteğiyle ve müzakereler sürerken, namertçe bir saldırıyla ülkemizin en seçkin komutanlarından ve önde gelen bilim insanlarından bazılarını ve ardından yaklaşık 1000 vatandaşımızı şehit etti. Düşman, büyük bir hesap hatası nedeniyle bir veya iki gün sonra bu halkın İslamî sistemi devireceğini sanıyordu. Ancak sizin uyanıklığınız, İslam mücahitlerinin eşsiz cesareti ve büyük fedakârlıkları sayesinde çok geçmeden onda çaresizlik ve zillet belirtileri ortaya çıktı ve arabuluculuk arayışına girip çatışmayı terk etme yoluna başvurarak kendisini bir bakıma uçurumun kenarından kurtardı.

İkinci savaş, Dey ayındaki darbeydi. Amerika ve Siyonist rejim, İran halkının dayatılan ekonomik sorunlar nedeniyle düşmanın planlarını gerçekleştireceği zannıyla kendi ajanlarını kullanarak birçok felakete sebep oldular; önceki savaşa kıyasla daha fazla sayıda aziz vatandaşımızı şehit ettiler ve büyük zararlar verdiler.

Üçüncü savaş ise şu anda ortasında bulunduğumuz savaştır. Bu savaşın ilk gününde ümmetin şefkatli babası, yüce rehberimiz – Allah makamını yüceltsin – büyük bir iştiyakla bir şehitler kervanının başında, ilahî rahmetin gölgesinde ve tertemiz nurların yakınlığında, sıddıklar ve şehitler arasında kendisi için takdir edilmiş makama doğru semavî bir yolculuğa koşarken; biz onu gözlerimiz yaşlı, kalplerimiz hüzünlü ve kırık bir şekilde uğurladık. Aynı günden sonra da bu savaşın diğer şehitlerini; Minab’daki Şecereyi Tayyibe okulunun yavrularını, Dena muhribinin cesur ve mazlum yıldızlarını, Sepah, ordu, emniyet güçleri, Besic’in şehit komutan ve mücahitlerini, isimsiz kahraman askerleri, cesur sınır muhafızlarını ve küçükten büyüğe milletimizin diğer fertlerini de nurdan bir kervan hâlinde gözlerimizin önünden geçerken büyük bir hasretle uğurladık.

Bu savaş, düşmanın kendi lehine büyük bir halk hareketinden ümidini kestikten sonra ve şu vehimle başlatıldı: sistemin başını ve bazı etkili askerî şahsiyetleri şehit ederse, siz aziz halkımızda korku ve ümitsizlik oluşturacak, sizi meydanı terk etmeye zorlayacak ve böylece İran’a hâkim olma ve ardından onu parçalama hayalini gerçekleştirecektir. Ancak siz bu mübarek ayda orucu cihatla birleştirdiniz; ülke çapında geniş bir savunma hattı ve meydanlar, mahalleler ve camiler sayısınca sağlam siperler kurdunuz. Böylece ona öylesine sersemletici bir darbe vurdunuz ki, bilinç kaybının ve idrak zayıflığının işareti olan çelişkili sözler ve saçma iddialar söylemeye başladı.

Siz daha önce 22 Dey’de darbeyi etkisizleştidiniz; 22 Behmen’de bir kez daha küresel istikbara karşı duruşunuzu ve yorulmazlığınızı gösterdiniz; 22 Esfend’de ise Kudüs Günü’ne denk gelen günde ona bu darbeyi indirerek, karşısında yalnızca füze, İHA, torpido ve askerî araçların olmadığını gösterdiniz. İran’ın ön cephesi onun küçük ve değersiz zihninin tasavvurundan çok daha büyüktür. Burada bu büyük destanı meydana getirdiğiniz için aziz halkımızın her bir ferdine teşekkür etmem gerekir. Aynı şekilde cesur, dürüst ve halktan olancumhurbaşkanına ve bu merasimde gösteriş ve protokol olmadan halkın arasında bulunan diğer yetkililere de teşekkür ediyorum. Bu tür davranışlar ve bunun açıkça görülmesi, kendi başına son derece güzel bir iş olup millet ile yöneticiler arasındaki birlik ve bağlılığı daha da güçlendirir.

Şu anda siz vatandaşlarımız arasında, dinî, fikrî, kültürel ve siyasî köken farklılıklarına rağmen oluşan olağanüstü birlik sayesinde düşmanda bir kırılma meydana gelmiştir. Bunu yüce Allah’ın özel bir nimeti olarak görmek gerekir ve buna hem dil ile hem kalpte hem de amel ile çokça şükretmek gerekir. Değişmez kurallardan biri şudur: Bir nimet şükredildiğinde, şükrün miktarına göre kökü daha sağlam olur veya yükselir ve şükreden kimseye daha fazla lütuf yönelir. Şu anda amelî şükür olarak yapılması gereken şey, bu en büyük nimeti yalnızca yüce Allah’tan gelen bir rahmet olarak bilmemizdir …ve bundan mümkün olduğunca iyi şekilde yararlanalım. Böylece bu birlik kesinlikle daha da güçlenip çelikleşecek ve düşmanlarınız daha da zelil ve perişan olacaktır. Bunlar 1404 yılındaki bazı önemli olaylara kısa bir bakıştı.

Ancak şimdi 1405 yılının eşiğinde iken birkaç hususla karşı karşıyayız. Bunlardan biri, aziz misafirimiz olan mübarek Ramazan ayı 1447’ye ebediyen veda ediyor oluşumuzdur. Öyle bir ay ki onun Kadir Gecesi’nde kalpleriniz yüce âleme yöneldi, merhamet sahibi Allah’a yakardınız ve O da rahmet nazarını size yöneltti. Siz efendimiz Hazret-i Sahibü’z‑Zaman’dan – Allah Teâlâ onun zuhurunu çabuklaştırsın – ve onun Rabbinden fetih, zafer, afiyet ve türlü nimetler istediniz. Bu nizam ve bu millete her zaman gösterilmiş olan ilahî inayet göz önüne alındığında, inşallah kalbinizin istediğinin aynısını ya da ondan daha iyisini elde edeceksiniz.

İnsanların marifeti ne kadar fazla olursa vedası da o kadar acı ve hüzünlü olacak bu ayrılıkla birlikte, mübarek ve hayırlı Şevval hilâlini sıcak kucaklarımızla karşılıyor ve korku ile ümit arasında yüce Allah’ın bayram hediyesini bekliyoruz. Aziz milletimizin gece ve gündüz görev bilinciyle gösterdiği o varlıkların ve Kudüs Günü destanının ardından, Yüce Hak Teâlâ’nın bize ancak alışageldiğimiz kerem, hilim, af ve kapsamlı lütfuyla muamele etmesini ümit ediyorum. Özellikle de efendimiz Hazret-i Veliyyullah‑ı A’zam’ın genel zuhur meselesinde yakında büyük bir açılışın müjdesiyle o mübarek kalbi sevince boğmasını diliyoruz ki bunun vesilesiyle dünya ehline türlü bereketler inecektir, O’nun ihsanı ve keremiyle.

Karşı karşıya olduğumuz bir diğer husus ise kadim Nevruz Bayramı münasebetidir. Bu bayram, doğanın yenilenme, tazelik ve hayat cinsinden armağanını beraberinde getirir ve sevinç ile neşe ile tam bir uygunluk taşır.

Öte yandan halkın büyük çoğunluğu için bu yıl, şehit liderimizin ve diğer yüce şehitlerin aramızda bulunmadığı ilk yıldır. Özellikle şehit ailelerinin ve geride kalanların kalpleri azizlerinin acısıyla doludur. Bununla birlikte ben de kendi payıma, çevremde birkaç şehit bulunan sade bir vatandaş olarak şunu düşünüyorum: Her ne kadar matem elbisesi giymiş olsak ve kalplerimiz bütün şehitler için bir hüzün yuvası olsa da, bu günlerde yeni gelinlerimizin ve yeni damatlarımızın yuva kurmak üzere evlerine gitmelerinden çok memnun oluruz. İnşallah şehit liderimizin ve bu savaşın diğer büyük şehitlerinin duası bu azizlerin yoluna eşlik eder. Ayrıca tavsiyem odur ki halkımız bu günlerdeki geleneksel bayram ziyaretlerini, şehit ailelerine saygıyı koruyarak ve onların hâlini gözeterek yerine getirsin. Hatta mümkün olduğu takdirde ve gerekli koordinasyon sağlanırsa her mahalle halkı yeni yıl ziyaretlerine o mahallenin şehitlerini anarak ve onları yücelterek başlayabilir. Elbette sayın hükümetin sevgili liderimizin şehadeti münasebetiyle belirlediği yas süresi yerli yerinde kalmaktadır ve buna riayet edilmesi bu nizamın ve ülkenin büyüklüğünün bir yönü olarak kabul edilir.

Bu sözlerden sonra birkaç kısa hususu daha arz etmek isterim.

Birincisi, bu günlerde meydanlarda, mahallelerde ve camilerde bulunmalarının yanında daha fazla çaba göstererek toplumsal rollerini güçlendiren kimselere özellikle teşekkür etmeliyim. Bunlar arasında devlet ve özel sektöre ait bazı üretim birimleri, bazı hizmet esnafı ve özellikle de meslekleri gerektirmediği hâlde çeşitli faydalı hizmetleri halka ücretsiz olarak sunan kişiler bulunmaktadır. Elhamdülillah bu tür insanlar çokça mevcuttur.

İkincisi, düşmanın bir yolu medya operasyonlarıdır. Bu günlerde özellikle bazı insanların zihin ve ruh hâlini hedef alarak millî birliğe ve bunun sonucunda millî güvenliğe zarar vermeyi amaçlamaktadır. Biz dikkatli olmalıyız ki ihmalkârlık yüzünden ve kendi elimizle bu kötü amaç gerçekleşmesin. Bu nedenle ülkemizin iç medyasına, sahip olabilecekleri bütün fikrî, siyasî ve kültürel farklılıklara rağmen tavsiyem şudur: zayıf noktalarla meşgul olmaktan ciddi şekilde kaçınsınlar. Aksi takdirde düşmanın amacına ulaşma ihtimali vardır.

Üçüncüsü, düşmanın umut bağladığı bir diğer kapı, uzun zamandır oluşmuş ekonomik ve yönetimsel zayıflıklardan yararlanmaktır. Şehit liderimiz – Allah makamını yüceltsin – farklı yıllarda yılın ana eksenini ve sloganını ekonomi meselesine yöneltmişti. Bu aciz kanaatime göre de halkın geçimini sağlamak, yaşam ve refah altyapılarını geliştirmek ve toplumun geneli için servet üretmek, düşmanın başlattığı ekonomik savaşa karşı merkezi bir nokta ve hatta önemli bir savunma ve ilerleme sayılmalıdır.

Benim için bir başarı saydığım şeylerden biri, toplumun çeşitli kesimlerinden aziz halkımızın sözlerini dinleme imkânı bulmuş olmaktır. Bir dönem boyunca, tanınmayan bir kimlikle, kendi isteğimle temin edilen bir takside sizinle birlikte Tahran’ın sokaklarında yolculuk eder ve sözlerinizi dinlerdim. Bu tür örneklemeyi birçok kamuoyu yoklamasından daha değerli görüyordum. Çoğu durumda benim çıkarımlarım, genellikle ekonomik ve yönetsel konulara dair çeşitli eleştiriler şeklinde ifade edilen sözlerinizle örtüşüyordu. Bu süreçte sizden çok şey öğrendim ve hâlâ arayış içindeyim ve hâlâ yeni şeyler öğrenmenin peşindeyim. Nitekim bu günlerde, mübarek Ramazan’ın 19’undan önce ve sonra da meydanlarda bulunan sizlerden çeşitli kimselerden bazı şeyler öğrendim. Umarım bu nimetten mahrum kalmam. Bu öğrenmeler, dinlemeler ve diğer incelemeler sonucunda, mümkün olduğu kadar kapsamlı ve uzmanlarca değerlendirilmiş, işe yarar bir çözüm programı hazırlanması için çaba gösterilmiştir. Elhamdülillah bu husus kabul edilebilir bir ölçüde gerçekleşmiştir ve yakında, yüksek gayret sahibi yetkililer tarafından bütün milletin iş birliğiyle uygulanmaya hazır hâle gelecektir, inşallah. Bu bölümün sonunda ise aziz şehit liderimizi örnek alarak bu yılın sloganını “Millî birlik ve millî güvenlik ışığında direniş ekonomisi” olarak ilan ediyorum.

Dördüncü ve son olarak, ilk bildiride komşu ülkelerle ilişkiler konusundaki sistemin görüş ve politikasına dair söylediğim hususların ciddi ve gerçek olduğunu tekrar ifade ederim. Komşuluk unsurunun dışında da, başta yüce İslam dinine ortak bağlılık olmak üzere başka manevî unsurlarımız vardır. Ayrıca bazı ülkelerde bulunan kutsal türbeler ve mukaddes mekânlar, bazılarında yaşayan veya çalışan çok sayıda İranlı, bazı yerlerde ortak etnik köken ya da ortak dil, bazılarında ise özellikle küresel istikbar cephesine karşı ortak stratejik çıkarlar gibi unsurlar bulunmaktadır. Bunların her biri kendi başına iyi ilişkileri güçlendirebilecek niteliktedir. Doğu komşularımızı da kendimize çok yakın görüyoruz. Uzun zamandır Pakistan hakkında, şehit liderimizin özel ilgi duyduğu bir ülke olduğunu biliyordum. Bunun bir örneği, orada dindaşlarımızın hayatını tehdit eden yıkıcı sel felaketi nedeniyle Cuma hutbelerinde boğazının düğümlenmesinde açıkça görülmüştü. Ben de çeşitli sebeplerle her zaman böyle düşünürdüm ve bunu farklı toplantılarda ifade etmekten çekinmezdim. Burada ayrıca şunu talep etmek isterim ki iki kardeş ülkemiz olan Afganistan ve Pakistan, Allah rızası için ve Müslümanların birliğini bozmamak adına aralarında daha iyi ilişkiler kurmalıdırlar. Ben de kendi payıma gerekli adımları atmaya hazırım.

Ayrıca şunu da belirtirim ki Her ikisiyle de iyi ilişkilerimiz olan Türkiye ve Umman’daki bazı noktalarına yönelik gerçekleşen saldırılar kesinlikle İran İslam Cumhuriyeti’nin silahlı kuvvetleri veya direniş cephesinin diğer güçleri tarafından yapılmamıştır. Bu, Siyonist düşmanın sahte bayrak yöntemini kullanarak İran İslam Cumhuriyeti ile komşuları arasında ayrılık oluşturmak için başvurduğu bir hiledir ve benzer olaylar başka bazı ülkelerde de meydana gelebilir. Bu bölümle ilgili diğer hususları daha önce belirtmiştim.

Efendimiz Hazret-i Sahibü’z‑Zaman’ın (Allah onun zuhurunu çabuklaştırsın) duası ve yüce Allah’ın inayetiyle, milletimiz ve bütün komşularımız ile Müslüman halklar ve özellikle direniş cephesinin unsurları için iyi, zaferlerle dolu ve maddî‑manevî birçok açılışın gerçekleşeceği bir yıl; buna karşılık İslam ve insanlık düşmanları için ise böyle olmayan bir yıl diliyorum.

 

. وَ نُرِیدُ اَن نَمُنَّ عَلَی الَّذینَ اسْتُضْعِفُوا فِی الْاَرْضِ وَ نَجْعَلَهُمْ اَئِمَّهً وَ نَجْعَلَهُمُ الْوَارِثِینَ وَ نُمَکِّنَ لَهُمْ وَ نُرِیَ فِرْعَوْنَ وَ هَامَانَ وَ جُنُودَهُمَا مِنْهُم ما کانُواْ یَحْذَرُون. صدق‌ الله العلی العظیم و صدق رسوله الکریم و نَحنُ عَلی ذلکَ مِنَ الشّاهدین.و السلام علیکم و رحمه الله و برکاته

 

Seyyid Müctebâ Hüseynî Hâmeneî

29 / Esfend / 1404.‌‌