Başarısızlıkla sonuçlanan savaş gemileri ve sahte anlatılara duyulan umut
Hiç kuşkusuz, savaşın bu aşamasına kadar İran galip durumdadır. Elbette savaş çarpışmalar içerir ve savaşın ilk gününde 160’tan fazla çocuğu öldüren bir düşmana karşı kendinizi savunurken, zaferi pekiştirmek için sabırlı olmak gerekir.
Savaşların galibi vurulan hedeflerin sayısıyla ölçülmez. Bir savaşın galibini belirlemenin iki açık yolu vardır. Birincisi, taraflardan her birinin ne gibi hedefleri olduğuna ve bu hedeflerin ne ölçüde gerçekleştiğine bakmaktır. İkinci yol ise bununla paralel ilerleyen, tarafların zihinsel algılarıdır.
Devam eden savaşta Amerika ve bölgedeki vekil gücü olan Siyonist rejimin tek ve net bir hedefi vardı; bu hedef, onların bölge ve dünyadaki emperyalist ve sömürgeci planlarının önünde bir set olarak gördükleri 47 yıllık İslam Devrimi kâbusunu sona erdirmekti.
Bu hedef için iki senaryo öngörmüşlerdi. Birincisi, ilk saldırıların türü ve yoğunluğuna ve özellikle İran İslam Cumhuriyeti’nin liderinin ve diğer bazı üst düzey yetkililerin suikastına bağlı olarak birkaç gün içinde ülkede kaos çıkması ve İran’ın tamamen ve koşulsuz teslim olmasıydı.
İkinci senaryoları ise hava saldırılarının kara tabanlı isyan ve kargaşayla birleşmesi ve geçen yılın Aralık ayındaki yarım kalan darbeyi tamamlamasıydı. Amerika ve İsrail rejiminin daha alt düzeydeki tüm hedefleri bu ana hedefe ulaşmak için basamak niteliğindeydi ve hâlâ da öyledir.
Düşman, stratejik hedeflerine ulaşmak için iki şeye ihtiyaç duyar: ülke yönetimi içinde çatlak ve ayrışma, ve toplumda ya da kamuoyunda bu savunma savaşının yönetim biçimine dair bir bölünme. Bazı Batı medyalarının da itiraf ettiği gibi, ABD hükümeti askeri operasyonlarla eşzamanlı olarak psikolojik harp ve medya operasyonlarına başlamıştır.
Hiç şüphesiz, savaşın sona ermesine ilişkin müzakereler hakkında Amerikan kaynakları ve yetkilileri tarafından yayılan yoğun haber ve söylentilerin hedeflerinden biri, İran halkının kutsal birliğinde çatlak oluşturma çabasıdır. Düşman çok iyi bilir ki çok seslilik ve ayrışma savaşın gidişatını değiştirebilir. Bu nedenle bu hedefe ulaşmak için her türlü yalan ve hileye başvurmaları şaşırtıcı değildir. Yetkililer, etkili kişiler, medya ve halkın her bir ferdi bu düşman planına karşı önemli bir sorumluluğa sahiptir. Bombalar, füzeler, suikastlar ve savaş gemileriyle gerçekleştiremedikleri hedeflerine, sahte haberler ve zehirli anlatılarla ulaşmalarına izin verilmemelidir.
İran Cumhurbaşkanı Pezeskiyan, bu düşmanca çabalara karşı yaptığı net açıklamada şöyle demiştir: “Şehit liderimizin vurguladığı gibi, ülkenin temel meselelerinde ‘tek bir ses’in duyulması gerektiğine inanıyoruz. Bugün de savaş meselesi ve onun yönetimi konusunda tüm karar mekanizmaları, yüce liderimizin rehberliğinde uyum ve birlik içinde hareket etmektedir. Bu birlik, etkili yönetimin ve krizlerin aşılmasının teminatıdır ve ulusal çıkarların sağlanması açısından büyük önem taşır.”
Bu doğru bir noktadır. Sadece 12 günlük savaşın bitiminden vefatına kadar şehit liderimizin açıklamalarına bakmak yeterlidir. Düşmana karşı ulusal birlik ve bütünlüğün korunması ve güçlendirilmesi, o bilge liderin en temel ve en önemli talebiydi.
İnkılap Lideri Ayetullah Seyyid Mücteba Hamaney de birkaç gün önceki Nevruz mesajında bu konunun önemine değinerek şöyle buyurdu: “Şu anda, dini, fikri, kültürel ve siyasi köken farklılıklarına rağmen siz vatandaşlarımız arasında oluşan bu şaşırtıcı birlik sayesinde, düşmanda ciddi bir kırılma meydana gelmiştir. Bu, Yüce Allah’ın özel bir nimeti olarak görülmeli ve gönülden, sözle ve fiilen buna şükredilmelidir.”
Hiç kuşkusuz, şehit liderin yolunda kalmanın ve yeni lidere yardım etmede başarılı olmanın temel şartlarından biri, bu kutsal birliği korumak ve güçlendirmek ile düşmanın bu alandaki komplolarını boşa çıkarmaktır.