Fars Körfezi Arap ülkeleri neden ABD’den hayal kırıklığına uğradı?
https://parstoday.ir/tr/news/iran-i299538-fars_körfezi_arap_ülkeleri_neden_abd’den_hayal_kırıklığına_uğradı
Pars Today: Fars Körfezi kıyısındaki Arap ülkelerinde ABD’ye yönelik hayal kırıklığı giderek artıyor.
(last modified 2026-08-17T04:40:40+00:00 )
Ağustos 17, 2026 07:34 Europe/Istanbul
  • Fars Körfezi Arap ülkeleri neden ABD’den hayal kırıklığına uğradı?

Pars Today: Fars Körfezi kıyısındaki Arap ülkelerinde ABD’ye yönelik hayal kırıklığı giderek artıyor.

Pars Today’in haberine göre, Washington Post,  Fars Körfezi ülkelerinde ABD’ye yönelik hayal kırıklığının arttığını yazdı. Bunun nedeni, bu ülkelerin ABD Başkanı’nın İran’la barışı güvence altına alacak diplomatik süreci yönetme konusunda yetersiz kaldığına inanması.

Fars Körfezi ülkelerinden bir yetkili, adının açıklanmaması koşuluyla yaptığı açıklamada, “Donald Trump İran’a karşı savaşı başlattı ve bedelini biz ödüyoruz” dedi. ABD ve İsrail’in Şubat ayında İran’a yönelik saldırısından bu yana ABD’ye yönelik öfkenin en yüksek seviyeye ulaştığı belirtiliyor.

Her ne kadar Fars Körfezi'nin Arap ülkeleri Washington’a hâlâ yakın bir güvenlik ortağı ve başlıca silah tedarikçisi olarak bağlı olsa ve Katar ile Bahreyn büyük ABD askeri üslerine ev sahipliği yapmaya devam etse de, artan hayal kırıklığı bazı ülkeleri yeni güvenlik düzenlemelerini değerlendirmeye yöneltiyor. Üst düzey bir Avrupalı yetkili, geçtiğimiz hafta Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan tarafından imzalanan ortak savunma anlaşmasının “ABD’ye verilmiş bir mesaj” olduğunu söyledi.

Bazı analistler, bu gelişmelerin kısa vadede bölgedeki dengeleri önemli ölçüde değiştirmesinin düşük bir ihtimal olduğunu savunuyor. Ancak bazı ülkeler şimdiden alternatif seçeneklerini değerlendirmeye başladı.

Washington Post’un Fars Körfezi'nin güneyindeki Arap ülkelerinin Donald Trump ve ABD politikalarına yönelik artan hayal kırıklığına ilişkin haberi, bölgenin güvenlik mimarisini gelecek on yıllar boyunca değiştirebilecek derin bir stratejik dönüşümün işaretlerini ortaya koyuyor. Bölgedeki üst düzey yetkililerin “Trump İran’a karşı savaşı başlattı ve bedelini biz ödüyoruz” sözleriyle açıkça ifade ettiği bu hayal kırıklığı, geçici bir diplomatik öfke değil; geleneksel müttefiklerine duydukları güvenin temellerinde meydana gelen ciddi bir sarsıntıdır. Güvenliklerini uzun yıllar boyunca Washington’un askeri şemsiyesi altında tanımlayan Fars Körfezi İşbirliği Konseyi (FKİK) ülkeleri, artık yalnızca güvenlik garantilerinin zayıfladığını değil, aynı zamanda eski müttefiklerinin kendileri için daha fazla istikrarsızlık ve kırılganlık kaynağına dönüştüğünü düşünüyor.

Bu hayal kırıklığının nedenlerini üç temel faktörde aramak gerekiyor.

Birincisi, Trump’ın güvenliği ekonomik pazarlığın bir unsuruna indirgeyen işlemci ve tek taraflı yaklaşımıdır. ABD ekonomisine büyük yatırımlar yapan Fars Körfezi ülkeleri, buna karşılık Washington’un güvenlik taahhütlerine gereken önemi vermediğini düşünüyor.

İkinci faktör, Trump’ın öngörülemez ve zaman zaman düşmanca yaklaşımıdır. Bunun somut örnekleri arasında Bahreyn ve Kuveyt gibi daha küçük ülkelerin bölge turu programının dışında bırakılması ve ABD Ticaret Bakanı’nın tarifeler konusunda yaptığı tehditkâr açıklamalar gösteriliyor.

Üçüncü ve en önemli faktör ise stratejik savunmasızlık hissidir.  Fars Körfezi ülkelerindeki yetkililer, ABD’nin askeri operasyonlarının esas olarak İsrail’in ve Washington’un kendi çıkarlarının savunulmasına odaklandığına; ABD’nin İran’a yönelik saldırıya katılma yönündeki taleplerine boyun eğen Arap ülkelerini ise İran’ın misilleme amaçlı füze ve İHA saldırıları karşısında yalnız bıraktığına inanıyor.

Aslında bu duygu daha önce, İsrail’in Eylül 2025’te Katar’ın Doha kentine düzenlediği saldırıyla doruk noktasına ulaşmıştı. Saldırının ABD’nin sessizliği veya örtülü desteğiyle gerçekleştiği algısı, bölgedeki Arap ülkelerinde ABD’nin uzun süredir benimsendiği düşünülen “müttefikleri bölgedeki herhangi bir saldırgana karşı koruma” ilkesinden vazgeçebileceği korkusunu güçlendirdi.

Bu hayal kırıklığının boyutları ikili ilişkilerin ötesine geçiyor ve askeri, siyasi ve kimliksel olmak üzere üç düzeyde ortaya çıkıyor.

Askeri açıdan, bölgedeki üst düzey analistler İran’a karşı savaşın güç dengesini değiştirmek bir yana, Fars Körfezi ülkelerini daha doğrudan ve savunmasız hedefler hâline getirdiğini düşünüyor. Bu ülkelerin önleme amaçlı füze stokları hızla tükenirken, savaşın sonuçlarıyla doğrudan karşı karşıya kaldıkları görülüyor.

Siyasi açıdan, Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan’ın kısa süre önce imzaladığı ortak savunma anlaşması “ABD’ye açık bir mesaj” olarak değerlendiriliyor. Bu anlaşma, söz konusu üç ülkenin güvenlik ortaklıklarını çeşitlendirmeye çalıştığını ve artık ABD’yi “tek başına yeterli” görmediğini gösteriyor.

Kimliksel açıdan ise Fars Körfezi liderlerinin İran’a karşı savaşa yönelik tutumlarında önemli bir değişim yaşanıyor. Avrupalı bir yetkilinin ifadesiyle, “Başlangıçta savaşa tamamen karşı olmasalar da şimdi yaklaşımları bütünüyle değişti.” Bu değişimin temelinde, ABD’nin bölgedeki politikalarının onları daha güvenli değil, daha güvensiz hâle getirdiği yönündeki acı gerçek yatıyor.

Elbette bu yaklaşım Suudi Arabistan, Katar ve Umman için geçerli olsa da Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Bahreyn hâlâ ABD’nin İran’a karşı savaş çabalarını destekliyor ve teşvik ediyor.

Ancak bu hayal kırıklığının sonuçları derin ve çok katmanlıdır.

Kısa vadede, ABD ile Arap müttefikleri arasındaki stratejik mesafenin artması bekleniyor. Bu durum, söz konusu ülkelerin İran’la yeniden yakınlaşması ve gerilimleri diyalog yoluyla yönetmeye çalışmasıyla somutlaşmaya başladı. Deniz ticaret yollarındaki aksama ve Hürmüz Boğazı’na yönelik tehditler, bu ülkelerin enerji ihracatını doğrudan etkiliyor. Bu nedenle Fars Körfezi ülkeleri, ekonomik istikrarlarının Washington’un askeri maceralarının rehinesi olamayacağı sonucuna varıyor.

Orta vadede ise bu süreç, ABD’nin Fars Körfezi’ndeki nüfuzunun azalmasına ve Çin ile Rusya gibi rakip güçlerin rolünün artmasına yol açabilir. Bu ihtimal daha önce de Amerikalı yetkililer arasında endişeye neden olmuştu. Aynı zamanda Körfez ülkeleri, bölgesel ortak savunma sistemi oluşturulması da dâhil olmak üzere alternatif seçenekleri değerlendiriyor.

Bununla birlikte, üst düzey bir bölge yetkilisinin açıkça kabul ettiği gibi, bu ülkelerin ABD ile onlarca yıldır sürdürdükleri güvenlik işbirliğinin hemen uygulanabilir bir alternatifi bulunmuyor ve “ABD’ye hayır diyemezler.” Bu açık çelişki, Fars Körfezi ülkelerinin karşı karşıya bulunduğu stratejik ve kimliksel krizi gözler önüne seriyor.

Fars Körfezi'nn güneyindeki Arap ülkeleri artık şu acı gerçekle karşı karşıya: Güvenliği ekonomik bir pazarlığa indirgeyen ve müttefiklerini büyük risklere maruz bırakan bir yaklaşımla yalnızca ABD’ye güvenmek, artık onların stratejik ihtiyaçlarını karşılamıyor. Bu nedenle yeni çözüm ve alternatifler aramaları gerekiyor.

Belki de Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye arasındaki üçlü savunma anlaşması tam da bu perspektiften değerlendirilmelidir.