Analiz | İHA’lar ve Hava Gücünün Yeni Güç Dengesi
Pars Today – İHA’ların pahalı ve az sayıdaki sistemlerden, ucuz, kitlesel ve kaybedilebilir sistemlere dönüşmesi, modern savaşlardaki en önemli değişimlerden biridir.
Pars Today’in haberine göre, bu yaklaşımda İHA artık yalnızca bir teknolojik platform değildir; sayının, üretim hızının ve kaybedilme maliyetinin kalite kadar önem taşıdığı endüstriyel, lojistik ve ekonomik bir zincirin parçasıdır. Bu stratejik dönüşüm, saldırı ve savunma denklemini değiştirirken geleceğin savaşını da ağlar arasındaki bir rekabete dönüştürmektedir. İHA, gelişmiş ve pahalı bir platform olmaktan çıkarak kaybedilebilir ve seri üretilebilir bir sisteme dönüşmektedir.
Klasik hava savaşında her uçak ulusal bir sermayeydi; bir uçağın kaybedilmesi, aylarca veya yıllarca süren zaman, maliyet ve pilot eğitimine ilişkin yatırımların boşa gitmesi anlamına geliyordu. Büyük İHA’lar bile uzun süre bu anlayışla değerlendirildi. Ancak son savaşlar yeni bir soru ortaya çıkardı: Eğer insansız bir sistemin yüksek ihtimalle kaybedilmesi bekleniyorsa, hâlâ pahalı bir savaş uçağı gibi mi tasarlanmalıdır? Şekillenmekte olan yanıt, ucuz, kitlesel ve “kaybedilebilir” İHA’lara yönelmek şeklindedir. “Attritable” yani “kabul edilebilir kayıp” kavramı tam olarak bunu ifade eder: İmha edilmesi maliyetli ve can sıkıcı olan, ancak felaket niteliğinde olmayan bir sistem. Bu anlayışta İHA’nın değeri yalnızca içindeki sensörler ve elektronik sistemlerden ibaret değildir; üretilebilecek miktar, yenilenme hızı ve kaybedilme maliyeti de operasyonel değerinin bir parçasıdır.
Bu kavram, kamikaze veya imha amaçlı İHA ile karıştırılmamalıdır. Kaybedilebilir bir İHA; keşif, aldatma, doygunluk yaratma, yük taşıma, iletişim veya karma görevler için tasarlanabilir. Başından itibaren güvenli şekilde geri dönmesinin garanti edilmediği varsayılır. Kitlesel bir saldırıda mesele yalnızca bir İHA’yı tespit etmek değildir. Hava savunma sistemi onlarca hedefi tespit etmek, takip etmek, yem hedeflerden ayırmak ve önceliklendirmek; ardından her biri için kullanılacak silahın türüne ve önleme yöntemine karar vermek zorundadır. İşte burada ekonomik bir denklem ortaya çıkar: Saldırgan ucuz İHA’ları çok sayıda sahaya sürerken savunmacı her hedef için pahalı bir füze kullanırsa, savunmanın maliyeti büyük ölçüde artar. ABD ile İran arasındaki savaş sırasında yaşananlar da bunun bir örneğidir. Dolayısıyla İHA savaşı artık yalnızca bir hava savaşı meselesi değildir; aynı zamanda ekonomik, endüstriyel ve lojistik bir meseledir. Motor, batarya, elektronik, kamera ve iletişim sistemlerini tedarik edebilen ve kaybedilen sistemleri hızla yenileyebilen ordu, operasyonel sürdürülebilirlik açısından avantaj elde eder.
ABD ordusunun “Scarlet Dragon” tatbikatı, ölçeğin değişimine ilişkin açık bir örnektir. Tatbikatta, sensörler, yazılım ağları, komuta sistemleri ve hava savunma unsurları üzerinde eş zamanlı baskı oluşturmak amacıyla 25 ila 100 İHA’dan oluşan gruplar kullanılmıştır. Ayrıca daha küçük İHA’ları görev sırasında konuşlandırabilen bir ana insansız hava aracı da test edilmiştir. Burada hava gücü bir “platform” olmaktan çıkıp bir “ağa” dönüşmektedir. Kalite hâlâ önemlidir, ancak tek ölçüt değildir. Eğer çok gelişmiş bir İHA’nın gerçekleştirdiği görevi beş daha basit İHA da yerine getirebiliyor, ancak gelişmiş İHA’nın maliyeti bu beş İHA’nın toplam maliyetinin beş veya on katına çıkıyorsa, bir komutan ikinci seçeneği tercih edebilir. Bu değişim, askerî tasarım ve tedarik anlayışını da dönüştürmektedir.
Diğer taraftan savunma tarafı da yapısını yeniden oluşturmak zorundadır. Klasik hava savunması tespit, önleme ve imha üzerine kuruludur; ancak küçük ve çok sayıdaki İHA sürüleri karşısında ekonomik ve operasyonel açıdan verimsiz hâle gelebilir. Bu nedenle katmanlı hava savunması; akustik sensörler, taşınabilir radarlar, optik sistemler, komuta-kontrol, iletişim, elektronik harp ve önleme sistemlerinin bir kombinasyonu olarak öne çıkmaktadır. Artık amaç tek bir sistemin performansını test etmek değil, bütün sistemlerin ortak bir ağ içerisindeki kapasitesini ölçmektir. Radar İHA’yı tespit ettiği hâlde veriler ateşleme sistemine ulaşmazsa veya elektronik harp iletişimi kesmesine rağmen İHA önceden programlandığı için iletişim kesildiğinde rotasına devam ederse, çözümün bir bölümü çöker. Bu nedenle geleceğin savaşı büyük olasılıkla ağların savaşı olacaktır: bir İHA ağına karşı bir karşı-İHA ağı.
Bu koşullarda yapay zekâ da tek başına nihai çözüm değildir. Sistem, çok miktardaki veriyi kısa sürede analiz etmeli, hedefleri önceliklendirmeli ve sensörlerin doygunluğa ulaşması durumunda savaş alanına ilişkin kullanılabilir bir görüntü oluşturabilmelidir. Bu nedenle ordular artık yalnızca “İHA satın almakla” yetinmemekte; seri üretim, operatör eğitimi, dayanıklı iletişim sistemleri, elektronik harp, karşı-İHA savunması ve ağ merkezli komuta-kontrol konularında da planlama yapmaktadır.
Geleceğin savaş alanı, her birinin maliyeti düşük olan ancak toplamda büyük bir güç oluşturan çok sayıda sistemle dolu olabilir. Ucuz bir İHA artık mutlaka zayıf değildir; basit olabilir, ancak 50 veya 100 tanesi koordineli şekilde sahaya girdiğinde savunma dengesi tamamen değişebilir. Gelecekteki rekabet yalnızca en iyi İHA’ya sahip olmakla ilgili değildir; daha hızlı, daha ucuz ve daha fazla üretim yapabilme kapasitesiyle de ilgilidir. Modern savaş kavramındaki temel dönüşüm de tam olarak budur.