Yorum | Birleşmiş Milletler Genel Kurulu: İran İçin Hakkını Arama Kürsüsü
Pars Today – İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı, “Bu yıl Birleşmiş Milletler, İran halkının, Minab Okulu şehitlerinin ve şehit liderin uğradığı haksızlığı anlatmak için bir kürsüdür.” dedi.
Seyyid Abbas Irakçi’nin bu sözleri, İran İslam Cumhuriyeti’nin New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na katılımının yol haritasını ortaya koyuyor. İran bu yıl New York’a açık bir gerçeği haykırmak için gitti: ABD ve İsrail rejimi İran’a askeri saldırıda bulundu ve İran halkı bu saldırıların bedelini ödedi. Bu savaş İran açısından yalnızca askeri bir çatışma değildi. Aynı zamanda uluslararası düzen için büyük bir sınavdı. İran askeri alanda topraklarını savundu ve şimdi diplomasi alanında bu savaşın gerçeğini savunuyor.
Irakçi, durumun hâlâ savaş koşullarında olduğunu belirtti. Dolayısıyla İran heyetinin New York ziyareti sıradan bir diplomatik ziyaret değil. Bu, İran’ın başka bir alanda savunmasını sürdürmesidir. Bu kez mücadele alanı Birleşmiş Milletler, dünya kamuoyu ve uluslararası medyadır. Amaç, gerçeği kayda geçirmek ve bu gerçeğin çarpıtılmasını önlemektir.
Listenin başında İran İslam Cumhuriyeti’nin şehit lideri yer alıyor. Bir ülkenin liderinin askeri saldırı sırasında hayatını kaybetmesi, savaş dosyasından ayrı tutulabilecek bir mesele değildir. Bu olay, İran halkının karşı karşıya kaldığı savaş gerçeğinin bir parçasıdır. Düşmanların Minab Okulu’na yönelik saldırısı da bu gerçeğin merkezinde yer alıyor. 168 çocuk ve öğretmen hayatını kaybetti. Bunlar savaş meydanında değil, sınıflarında bulunan çocuklardı. Onların ölümü yalnızca bir istatistik değildir. Hakkında hesap verilmesi gereken bir suçtur. Bu nedenle İran Dışişleri Bakanı, Birleşmiş Milletler’in önüne daha büyük bir soru koydu: Kaybedilen Birleşmiş Milletler güveni nasıl yeniden tesis edilebilir?
Bu yılki Genel Kurul’un sloganı, Birleşmiş Milletler’e güvenin yeniden tesis edilmesidir. Bu slogan, uluslararası kurumların itibarının ciddi baskı altında olduğu bir dönemde gündeme geliyor. Askeri bir saldırı gerçekleştiğinde ve uluslararası toplumun tepkisi saldırının boyutlarıyla orantılı olmadığında güven zedelenir. İnsan haklarına yönelik destek seçici hale geldiğinde güven sarsılır. Hukukun bazı ülkeler için katı, bazıları için ise göz ardı edilebilir olduğu izlenimi oluştuğunda uluslararası adalet kavramının itibarı zarar görür. İran’ın meselesi tam olarak budur. Uluslararası hukuk neden İran halkı söz konusu olduğunda göz ardı edilmelidir?
Bu sorular şimdi New York’ta gündeme getiriliyor. İran, savaş dosyasının dünyanın günlük haberleri arasında kaybolmasını istemiyor. Minab Okulu şehitlerinin unutulmasını istemiyor. İran liderinin hayatını kaybetmesinin savaş tarihinin yalnızca bir satırına dönüşmesini istemiyor. Tahran, İran halkının hakkını arama mücadelesinin sona ermediğini söylemek için burada. Bu nedenle İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve beraberindeki heyetin gerçekleştirdiği görüşmeler, Genel Kurul’daki konuşma, medya kuruluşlarıyla yapılan görüşmeler, devlet ve hükümet başkanlarıyla gerçekleştirilen temaslar ve çok taraflı toplantıların ortak bir işlevi bulunuyor: İran’ın anlatısını dünyaya ulaştırmak.
Bu diplomasi, hakkını arama diplomasisidir. İran halkı düşmanlarının saldırısına karşı direndi, şehitler verdi, bedel ödedi ancak teslim olmadı. Şimdi İranlı yetkililer, artık konuşma imkânı olmayan insanların sesi olmak üzere New York’a gittiler. Minab Okulu şehitlerinin sesi. Şehit liderin sesi. Yas tutan ailelerin sesi ve savaşın gerçeğinin çarpıtılamayacağını söyleyen bir halkın sesi.
Birleşmiş Milletler bu yıl güvenin yeniden tesis edilmesinden söz ediyor. İran’ın ise buna açık bir yanıtı var: Güven sloganlarla yeniden tesis edilemez; adaletle tesis edilir. Hukukun herkes için eşit uygulanmasıyla tesis edilir. Saldırganın hesap vermesiyle tesis edilir. Bu nedenle New York, bu yıl İran için hakkını arama kürsüsüdür. İran şehitlerinin ve bu halka dayatılan savaşın gerçeğinin kürsüsüdür.