Devrim Lideri: İran, düşmanın geri dönmesini arzuladığı döneme bir daha dönmeyecek
https://parstoday.ir/tr/news/iran-i301332-devrim_lideri_İran_düşmanın_geri_dönmesini_arzuladığı_döneme_bir_daha_dönmeyecek
Pars Today: İslam Devrimi Lideri, İran halkının sekiz yıllık kutsal ve kalıcı savunmasının başlangıç günlerinin yıl dönümü vesilesiyle yayımladığı mesajında şunları vurguladı: “Ben, aziz İran halkının hizmetkârı olarak ilan ediyorum ki, düşmanımızın geri dönmemizi arzuladığı o eski günler geride kaldı ve bir daha asla tekrarlanmayacak.”
(last modified 2026-09-28T16:04:39+00:00 )
Eylül 28, 2026 18:57 Europe/Istanbul
  • Devrim Lideri: İran, düşmanın geri dönmesini arzuladığı döneme bir daha dönmeyecek

Pars Today: İslam Devrimi Lideri, İran halkının sekiz yıllık kutsal ve kalıcı savunmasının başlangıç günlerinin yıl dönümü vesilesiyle yayımladığı mesajında şunları vurguladı: “Ben, aziz İran halkının hizmetkârı olarak ilan ediyorum ki, düşmanımızın geri dönmemizi arzuladığı o eski günler geride kaldı ve bir daha asla tekrarlanmayacak.”

Pars Today’in İslam Cumhuriyeti Lideri’nin Basın ve Enformasyon Ofisi’nin internet sitesinden aktardığına göre, İslam Devrimi’nin Yüce Lideri ve Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Ayetullah Seyyid Mücteba Hüseyni Hamaney, İran halkının sekiz yıllık kutsal ve kalıcı savunmasının başlangıç günlerinin yıl dönümü vesilesiyle yayımladığı mesajında, egemen güçlerin Devrim’in ilk on yılında savaş dayatmak suretiyle İran’ı geri kalmışlık, “zillet ve aşağılanma”, bağımlılık ve İslam dünyasındaki kötü şöhret dönemine geri döndürme çabalarına işaret ederek şöyle vurguladı: “Geniş çaplı çabalara rağmen İslam Cumhuriyeti nizamı, öncekinden daha gelişmiş ve daha güçlü bir şekilde, daha gür bir ses ve daha yüksek bir uçuşla, Anka kuşu misali yeniden ayağa kalktı. Bu özellik, daha sonra düşman tarafından oluşturulan olaylarda da bu nizamın süreklilik arz eden niteliği hâline geldi. Bugün ise bu Anka kuşu, düşmanın ve özellikle son iki dayatılmış savaşın baskıları sonucunda öylesine büyümüştür ki uçuşunun gölgesi düşman topraklarının üzerine dahi düşmüştür.”

İslam Devrimi Lideri ayrıca Arapların kahraman emiri ve direniş cephesinin büyük sembolü Seyyid Hasan Nasrallah’ın şehadetinin ikinci yıl dönümünü anarak, Lübnan Hizbullahı Genel Sekreteri Şeyh Naim Kasım’ın ve Hizbullah mücahitlerinin Aşura ruhuyla sürdürdüğü direniş ve mücadelesini takdir etti ve şunları belirtti:“Lübnan’ın bugünleri, bütün direniş mücahitleri için öne çıkan ve gurur verici günlerdir; Siyonist düşman karşısında ise kendi egemenlerinin ve kötü niyetli güçlerin yalan vaatlerine umut bağlayanlar için zillet ve nihayetinde baş aşağı olma günleridir.”İslam Devrimi Lideri’nin mesajının tam metni şöyledir:

Bismillahirrahmanirrahim

Mehr ayının ilk günleri, Allah’ın günlerini ve İran milletinin dayatılmış ilk savaşta gerçekleştirdiği sekiz yıllık yiğitçe savunmanın büyük ve kalıcı hadisesini hatırlatmaktadır. O günlerde Devrim güneşinin sıcak ışıkları İran topraklarının her tarafına yayılıyor, millî birlik ve devrimci İslam’ın inanç ve yoluna bağlılık yönünde hoş bir duygu oluşturuyordu. Bunun etkisiyle eski ve yeni sömürgeciliğin ve tahakkümün buzları erimeye başlamıştı. O günlerde İran halkının bir kısmı, bundan yirmi küsur yıl önce sömürgecilerin düşmanlığı, petrol sanayisinin millîleştirilmesiyle ilgili gelişmeler ve Amerikan darbesine ilişkin hatıralarını hatırlıyordu. Bazıları bunları haberlerden duymuştu. Birçoğu ise yabancıların ülkemizin işlerine hâkim olmasının ülkemize neler yaşattığı gerçeğini bizzat ve açıkça hissetmişti. Ancak bundan önceki günler, karanlık ve kasvetli günlerdi. Zira emperyalist devletlerin büyükelçileri ülkenin şahına ne yapması ve ne yapmaması gerektiğini bildiriyor, o da isteyerek veya isteksizce bunları uyguluyordu. Nihayet İmam Humeyni’nin (r.a.) önderliğindeki büyük İran halkı Devrimi bu düzeni tamamen ortadan kaldırdı.

İslam Devrimi, emperyalistlerin karanlık tahakküm günlerini İslam Cumhuriyeti’nin aydınlık günlerine dönüştürdü

Bu karanlık günler, Devrim sayesinde İran İslam Cumhuriyeti’nin kurulmasının aydınlık günlerine dönüştü. Bu durum, bu toprakların zenginliklerine göz diken ve yıllarca onları kendi hâkimiyetleri altına almak için halkına karşı her türlü kötülüğü reva gören egemen güçler için son derece ağırdı. Bu nedenle bundan sonra bütün çabalarını devrimci halkın coşkun nehrinin akışını eski yönüne çevirmeye harcadılar. İlk dayatılmış savaş, İran İslam Cumhuriyeti’nin mübarek varlığının ilk on yılında onların attığı en önemli adımdı.Halk düşmanı Baas Partisi tarafından, birkaç gün sürecek bir savaş ve kolay bir zafer kazanılacağı yanılsamasıyla tutuşturulan o savaş ateşinin içinden İslam Cumhuriyeti nizamı, öncekinden daha gelişmiş ve güçlü bir şekilde, Anka kuşu misali yükseldi; önceye kıyasla daha gür bir ses ve daha yüksek bir uçuşla. Bu özellik, daha sonra düşmanın oluşturduğu olaylarda da bu nizamın sürekli niteliği hâline geldi. Düşmanın bu milletin başına kendi uşaklarını geçirdiği ve yeni bir sömürgecilik biçimi uyguladığı günler, Devrim ve dayatılmış savaş ortamında İslam ve cihad bayrağının yükseltilmesi sayesinde, bugün hâlâ savaşın sona ermesinin üzerinden 38 yıl geçmesine rağmen, yaşanan olayların her birinin ve hayatta kalanların samimi anlatımlarının incelenmesiyle; her biri ibadet, cesaret, direniş, ahlak ve insanlık konusunda ders veren örnek şahsiyetlerin ülkemizin tarihinin zirvesinde parlak yıldızlar gibi ortaya çıktığı gurur verici günlere dönüştü. Tahakküm düzeninin uzantılarının saldırılarının başlangıcında ülkemizin birçok tehdide karşı kendisini savunmak için Tağut düzeninden devraldığı imkânların son derece sınırlı olduğu günler, hakkın ikamesi ve ilahî yardım sayesinde bugün, saldırgan egemen güçlerin kendilerinin onların uzantılarının değil İslam mücahitlerinin saldırıları karşısında sığınacak yer aradığı ve savaşın sona erdirilmesi için yalvardığı günlere ulaşmıştır. İlahî hesaplara göre İran dünyanın birinci gücüdürOnların ülkemizi geri döndürmek istedikleri günler; İran’ın İslam dünyasında geri kalmışlık, zillet ve aşağılanma, bağımlılık ve kötü şöhretle dolu olduğu günlerdi. İçinde bulunduğumuz bu günler ise ilerleme, izzet, bağımsızlık ve İslam dünyasında, hatta bütün dünyada en yüksek itibara sahip olma ile doludur. Bugün bazıları bizi dünyanın dördüncü süper gücü olarak görüyor. Elbette onlar bunu dünyevî hesaplara dayanarak söylüyorlar. Ancak ilahî hesaplara göre kendisini Ehl-i Beyt-i Tahire’ye (as) ait gören, halkının büyük bölümünün o yüce şahsiyetlere gönülden bağlı olduğu ve hakkın ikamesi yolunda korkuya kapılmayan bir ülke dünyanın birinci gücüdür. O günlerde İran’ın güneyindeki iki deniz düşman güçlerinin cirit attığı alanlardı. Ancak bugün onlar, cesur İran mücahitlerinden ve Hürmüz Boğazı’nın muhafızlarından aldıkları acı darbeler nedeniyle Arap Denizi’nin ötesine geçemiyorlar. Ne zaman bu tehlikeyi göze almışlarsa kendilerine zarar vermişlerdir. Çok yakında Arap Denizi de kendisini onlardan arındıracaktır. Bir zamanlar egemen güçler psikolojik operasyonlar ve korku ortamı oluşturarak başkentin sokaklarını boşaltmış ve bu milletin bağımsızlık arayışına karşı bir darbe gerçekleştirmiş, ardından 25 yıl boyunca bu ülkenin servetlerini yağmalamışlardı.Ancak bugün, yedi aydır vatandaşlarımız ülke genelinde meydanları ve sokakları sorumlu ve coşkulu katılımlarıyla süsleyerek İslam mücahitlerinin moralini yükseltmekte ve düşmanı korkuya sürüklemektedir.Nitekim 30 milyondan fazla İranlı fedakârlık ve canlarını feda etmeye hazır olduklarını ilan etti. Ardından, yeniden katılımlarının ilan edilmesi üzerine bir tür örgütlenme yapılması gerektiğinde, yalnızca ilk 100 dakika içinde talep edilen 500 binden fazla kişilik kapasite dolduruldu.

Şu anda çeşitli etnik gruplardan İranlıların varlığıyla süslenmiş İslam İranı’nın her yerinde, özellikle silahlı hazırlık olmak üzere çeşitli alanlarda hazır olduklarını bildirenler bulunmaktadır. Böylece kendilerine şeref, düşmanlarına ise utanç kazandıracak bir mücadele sahnesi oluşturacaklardır. Bir zamanlar bu toprakların insanlarının cesareti erkekleriyle tanınırdı. Ancak bugün öyle bir dönemdeyiz ki kadınlar, cesur katılımın bazı alanlarında erkekleri geride bırakmaktadır.Bir zamanlar düşman, sistemin toplumsal tabanını sürekli olarak zayıflatmaya çalışmıştı. Ancak bugün toplumun birbirinden açıkça farklı çeşitli kesimleri, haklı tutumlarını ve bunların arasında bereketli ve hayırlı Hürmüz Boğazı’nın korunmasını savunmakta ısrar etmektedir. Geçmiş günlerle bugünün günleri arasındaki bu karşılaştırma daha da genişletilebilir ve açıklanabilir. Ancak tek bir cümleyle, ben aziz İran halkının hizmetkârı olarak ilan ediyorum ki düşmanımızın geri dönmemizi arzuladığı o eski günler geride kaldı ve bir daha asla tekrarlanmayacak. Elbette büyük bir acı ve üzüntüyle hatırlatmalıyım ki bugünlerde, ülkenin bugünkü izzetinin liderliklerine borçlu olduğu Büyük Humeyni’nin ve yüce makam sahibi Yüce Şehit Hamaney’in (Allah makamlarını yüceltsin) yeri çok büyüktür.Ancak onların takipçileri için geride bıraktıkları değerli miras ile parlak ve yol gösterici sözlerinin bereketi sayesinde gelecek günler bugünkünden çok daha görkemli olacaktır. Çünkü ilk dayatılmış savaşın ateşinden doğan o Anka kuşu, düşmanın ve özellikle son iki dayatılmış savaşın baskıları sonucunda öylesine büyümüştür ki uçuşunun gölgesi düşman topraklarının üzerine dahi düşmüştür.

Şam tarihinde peygamberler ve vasilerden sonra Seyyid Hasan Nasrallah kadar büyük bir adam ortaya çıkmamıştır

Bu vesileyle, direniş cephesinin büyük sembolü ve Arapların kahraman emiri, aziz şehit Seyyid Hasan Nasrallah’ın Allah temiz ruhunu kutsasın şehadetinin ikinci yıl dönümü münasebetiyle kendisini anmak son derece yerindedir. O, kendi halkı ve mektebi için samimi bir hayırhah idi. Samimi ve etkileyici hutbeleri ile cesurca attığı adımlar, halkının ve hatta dünyanın özgür insanlarının kalplerini güçlendiriyordu. Lübnan gibi küçük ve yıllarca bazı güçlerin arka bahçesi hâline getirilmiş bir ülkenin adını yüceltti. Zafer ve başarı onun sürekli yoldaşlarıydı. Hiç şüphesiz Şam’ın bütün tarihi boyunca, peygamberler ve onların vasilerinden sonra, o kadim coğrafyada onun kadar büyük bir şahsiyet ortaya çıkmamıştır.Bugün ise onun şerefli bayrağı, Şeyh Naim Kasım’ın  Allah onu korusun  elindedir. O, Hizbullah’ın sağlam ve Aşura ruhuyla hareket eden saflarının önünde cesaretle yer alarak onun yolunu sürdürmektedir. Lübnan’ın bugünleri, tarih önünde ve hatta daha şimdiden, onun ve bütün direniş mücahitlerinin öne çıkan ve gurur verici günleridir. Aynı zamanda Siyonist düşman karşısında egemen güçlerin ve kendi kötü niyetli çevrelerinin yalan vaatlerine umut bağlayanlar için zillet ve nihayetinde baş aşağı olma günleridir. Şehit Direniş Seyyidi, Seyyid Haşim Safiyeddin ve bugün direnişi sürdüren mücahitlerin aksine, zamanın devamında parlak yıldızlar gibi ışık saçacak ve şaşkınlık içinde kalan yolculara rehberlik edecek olan bu kişiler, çok kısa süre içinde tarihin sayfalarının ilk kez çevrilmesiyle gömülüp unutulacaklardır. Gelecekte kendilerinden söz edildiğinde ise kötülük, tedbirsizlik ve hatta belki de ihanetle hatırlanacaklardır.Son olarak, ilahî lütufların devamı ve Mevlamızın (ac) özel duasının bereketiyle, İran halkının ve bütün direniş yoldaşlarının yalnızca zafer, fetih ve izzetle; düşmanlarının ise yalnızca yenilgi ve zilletle karşılaşmasını ümit ediyorum.

Seyyid Mücteba Hüseyni Hamaney 

 28 Eylül 2026