Analiz | Sullivan’ın İran’ın teslim olmayacağını ve ABD’nin askerî gücünün sınırlarını itirafı
https://parstoday.ir/tr/news/iran-i301462-analiz_sullivan’ın_İran’ın_teslim_olmayacağını_ve_abd’nin_askerî_gücünün_sınırlarını_itirafı
Pars Today – Biden’ın eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, İran’ın teslim olmayacağını belirterek askerî gücün çözüm olmadığını vurguladı.
(last modified 2026-10-01T14:45:02+00:00 )
Ekim 01, 2026 17:43 Europe/Istanbul
  • Analiz | Sullivan’ın İran’ın teslim olmayacağını ve ABD’nin askerî gücünün sınırlarını itirafı

Pars Today – Biden’ın eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, İran’ın teslim olmayacağını belirterek askerî gücün çözüm olmadığını vurguladı.

Pars Today’in haberine göre, ABD’nin İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı yürüttüğü savaş ve Washington’ın Tahran’a yönelik ekonomik baskılarına değinen ABD’nin eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, İran’ın teslim olmayacağını ve mevcut durumun devam etmesinin, koşulları istikrarsız tutmanın yanı sıra ABD açısından ağır bir maliyet doğurduğunu vurguladı.Sullivan, Carnegie Endowment for International Peace adlı düşünce kuruluşuyla yaptığı görüşmede, kalıcı bir siyasi sonuca ulaşma konusunda askerî gücün sınırlılıklarına ve Batı Asya’daki çatışmaları sona erdirmek için diplomatik yola başvurulması gerektiğine dikkat çekti.İran’la yaşanan çatışmayı değerlendiren Sullivan, askerî kapasitenin tek başına Tahran ile Washington arasındaki anlaşmazlıkları çözmeye yeterli olmadığını ve siyasi bir sonuca ulaşmak için müzakere ve diplomasi gerektiğini söyledi.Sullivan ayrıca İran’ın petrol ihracatındaki duruma ve ABD’nin bunu sınırlandırmaya yönelik adımlarına değinerek, İran’ın petrol ihracatına baskı uygulanmasının tek başına bu çatışmadaki temel sorunu çözemeyeceğini belirtti.Sullivan, ABD’nin askerî gücünün sınırlarına da değinerek, bu sınırlılıkların Washington’ın uluslararası krizleri aynı anda yönetme kapasitesini zorlaştırdığını ifade etti.ABD’nin eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan’ın açıklamaları yalnızca propagandaya yönelik bir söylem veya taktiksel bir tutum olarak değerlendirilemez. Sullivan açıkça İran’ın teslim olmayacağını, askerî gücün tek başına çözüm olmadığını, petrol ihracatına yönelik baskının da temel sorunu çözemeyeceğini ve Washington’ın çatışmaları sona erdirmek için diplomatik yola geri dönmesi gerektiğini söylüyor.Bu sözler, aslında ABD’nin İran karşısındaki askerî gücünün sınırlarına ilişkin stratejik bir itiraftır. Son yirmi yıllık deneyim, Afganistan ve Irak’ın işgalinden kapsamlı yaptırımlara, İranlı komutan ve üst düzey yetkililere yönelik suikastlardan sürekli askerî müdahale tehdidine kadar hiçbirinin İran’ın temel politikasını değiştirmesine veya teslim olmasına yol açmadığını göstermektedir. İran; stratejik derinliğine, karmaşık coğrafyasına, füze ve insansız hava aracı kapasitesine, bölgesel müttefikler ağına, ekonomik direncine ve ulusal kaynaklarına dayanarak her türlü askerî girişimin ABD açısından maliyetini yükseltmiştir. Dolayısıyla Sullivan askerî gücün sınırlılıklarından söz ettiğinde, aslında darbe alabilecek ancak kolaylıkla teslim olmaya zorlanamayacak bir ülke karşısında ABD’nin güç kullanma kapasitesinin ulaştığı sınırdan söz etmektedir.ABD’nin askerî gücü kuşkusuz yıkıcıdır; altyapıları yok edebilir, ekonomiyi baskı altına alabilir ve üst düzey yetkililere yönelik suikast tehdidinde bulunabilir. Ancak bu güç, kalıcı bir siyasi sonuca ulaşmakta yetersiz kalmaktadır; çünkü siyasi sonuç, karşı tarafın kabulü ve kriz sonrası düzenlemeler olmadan mümkün değildir. ABD, Afganistan ve Irak’ta hızlı askerî zaferin devlet inşasına ve kalıcı istikrara dönüşmediğini gördü. İran konusunda da toprak işgali, işgal altında tutma veya rejim değişikliği yalnızca katlanılamaz maliyetler doğurmakla kalmaz, aynı zamanda bölgeyi geniş çaplı bir kaosa sürükleyebilir. Bu nedenle askerî seçenek, siyasi çözüm aracından ziyade baskı ve caydırıcılık aracı niteliğindedir. Sullivan da bu çerçevede siyasi bir sonuca ulaşmak için müzakere ve diplomasi gerektiğine işaret etmektedir. Bunun anlamı, Washington’ın diyalog, karşılıklı güvenceler ve bölgesel güvenlik için bir çerçeve olmaksızın krizin devam edeceğini kabul etmesi gerektiğidir.Sullivan’ın açıklamalarının bir diğer bölümü İran’ın petrol ihracatıyla ilgilidir. ABD yıllardır yaptırımlar yoluyla İran’ın petrol ihracatını sınırlandırmaya ve Tahran’ı hayati gelirlerden mahrum bırakmaya çalıştı. Bu baskılar ciddi zararlar verdi ancak İran’ı diz çöktürmeyi başaramadı. İran alternatif yolları,

bölgesel ticareti, yaptırımları aşma yöntemlerini ve Batılı olmayan aktörlerle iş birliğini geliştirdi. Başka bir ifadeyle, azami ekonomik baskı, hem insani ve bölgesel maliyetler doğuran hem de ABD’nin hedeflediği siyasi sonuca ulaşmayan yıpratıcı bir sürece dönüştü. Sullivan, petrol ihracatına yönelik baskının tek başına temel sorunu çözemeyeceğini söylüyor. Bunun anlamı, yaptırımların diplomasinin yerini alamayacağı ve hedef çatışmaları sona erdirmekse teşvikler, güvenceler ve karşılıklı sınırlamalardan oluşan bir paketin masaya getirilmesi gerektiğidir.Bir diğer önemli nokta, ABD’nin askerî gücünün uluslararası krizleri aynı anda yönetme konusundaki sınırlılıklarıdır. Washington bugün aynı anda Çin’le rekabet, Ukrayna savaşı, Gazze krizi, Kızıldeniz’deki gerilimler, Tayvan meselesi ve çeşitli bölgelerdeki istikrarsızlıklarla karşı karşıyadır. Kaynakların bu şekilde dağılması, ABD’nin İran’a odaklanma kapasitesini azaltmaktadır. İran’daki kriz büyük çaplı bir savaşa dönüşürse ABD, güçlerini diğer bölgelerden çekmek, mali ve insani maliyetleri üstlenmek ve üslerine ve çıkarlarına yönelik saldırı riskini göze almak zorunda kalacaktır. Son yıllardaki deneyim, sınırlı bir savaşın dahi bir dizi krizi tetikleyebileceğini göstermiştir. Bu nedenle mevcut durumun devam etmesi yalnızca İran’ı istikrarsız tutmakla kalmaz, aynı zamanda ABD açısından da ağır, yıpratıcı ve stratejik bir maliyet doğurur.Sullivan’ın açıklamalarının, ABD Başkanı Donald Trump açısından acı bir gerçeğin itirafı olduğu görülmektedir: ABD’nin İran karşısındaki askerî gücü sınırına ulaşmış ve tek başına arzu edilen siyasi sonucu oluşturamamaktadır. Bu durum, Washington’ın hedeflediği kalıcı düzeni şekillendirmede güç kullanımının sınırlı olduğunu göstermektedir. Washington çatışmaları sona erdirmek istiyorsa tehdit ve salt baskı dilinden uzaklaşarak ciddi, çok taraflı ve sonuç odaklı bir diplomasiye yönelmelidir. Aksi takdirde gerilim, yaptırım ve tehdit döngüsü devam edecek ve sonunda bölgeden ayrılmak zorunda kalan taraf olacaktır.