Yorum | Rubio’nun ABD’nin Tahakküm Politikasını Meşrulaştırmak İçin Tarihi Çarpıtan Anlatısı
Pars Today – İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, Marco Rubio’nun Atina’da yaptığı konuşmaya tepki göstererek, ABD Dışişleri Bakanı’nın tarih anlatısını çarpıtılmış olarak nitelendirdi ve bunu çıplak güce meşruiyet kazandırma girişimi olarak değerlendirdi.
Rubio, Akropolis’te yaptığı konuşmada Antik Yunan’ı Trump’ın Amerikası’yla ilişkilendirerek güç arayışını, üstünlük iddiasını ve zor kullanımına başvurmayı Batı medeniyetinin mirasına dönüştürmeye çalıştı. Hatta Kserkses’in (Xerxes) Yunanistan’a düzenlediği seferi bile Batı kimliğine ilişkin kendi anlatısının ve Amerikan gücünü yeniden canlandırma gerekliliğinin başlangıç noktası hâline getirdi. Bu konuşmanın temel meselesi yalnızca İran tarihinin çarpıtılması değildir; geçmişin, tahakkümü meşrulaştırmak ve günümüz dünyasında güç kullanımını normalleştirmek için bir araca dönüştürülmesidir.
Rubio konuşmasına, Kserkses’in ordularının MÖ 480 yılında Atina’ya saldırmasıyla başladı. Ardından Antik Yunan’dan Roma’ya, Hristiyanlığa, Avrupa’ya ve Amerika Birleşik Devletleri’ne uzanarak bunların tümünü tek bir anlatıda birleştirdi. Bu anlatıda hırs, rekabet, üstünlük arayışı ve savaşa hazır olma, Batı medeniyetinin özü olarak sunuldu. Ayrıca Yunanların “thymos” kavramını ulusal irade ve güç çerçevesinde yeniden tanımlayarak Trump yönetiminin politikalarını Antik Yunan mirasının doğal bir devamı gibi göstermeye çalıştı.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi’nin Rubio’nun tarihi çarpıtmasına yönelik tepkisi, tam da bu yaklaşımı hedef almaktadır. Bekayi, Rubio’nun anlatısını anakronizmin bir örneği olarak görüyor; yani farklı tarihsel dönemlerin birbirine karıştırılması ve karmaşık medeniyet süreçlerinin doğrudan, önceden belirlenmiş bir güzergâha indirgenmesi. Antik Yunan, Roma, Hristiyanlık, Avrupa ve Amerika, birbirinden farklı tarihsel koşullar altında şekillenmiştir.
Bunları Batı’nın üstünlüğüne ilişkin tek bir anlatı içinde birleştirmek, tarihi açıklamak değil, günümüz politikalarını gerekçelendirmek amacıyla geçmişi yeniden kurgulamaktır. Rubio, tarihten yalnızca siyasi argümanlarına hizmet eden bölümleri seçmektedir. Onun konuşmasında Yunanistan, kahramanların, fatihlerin ve üstünlük mücadelesinin ülkesi olarak sunulmaktadır; ancak Yunan mirası savaş ve güçle sınırlı değildir. Aynı medeniyet, adalet, kibir, insanın sorumluluğu ve gücün sınırları üzerine sorgulamanın da doğduğu yerdir.
Rubio, Trump yönetiminin politikalarını medeniyetsel bir misyon çerçevesinde tanımlamak istemektedir. Amerikan sanayisinin yeniden inşası, stratejik teknolojiler üzerinde hâkimiyet kurulması, askerî kapasitenin artırılması ve ulusal gücün yeniden canlandırılması, onun konuşmasında Batı’yı küresel ölçekte yeniden üstün konumuna getirmeyi amaçlayan bir projenin unsurlarıdır. Diplomasi de yalnızca ABD’nin çıkarlarını güvence altına aldığı ölçüde önem taşımaktadır. Diplomasinin başarısız olması durumunda ise güç kullanımı hâlâ gerekli bir seçenek olarak sunulmaktadır.
İşte bu noktada tarih, güç siyasetine hizmet eder hâle gelmektedir. Washington, siyasi tercihlerini eleştirilebilir kararlar olarak değil, tarihsel zorunluluklar olarak göstermeye çalışmaktadır. Amerikan gücü, Batı medeniyetinin varlığını sürdürmesinin güvencesi olarak sunulduğunda, diğer ülkelerin Washington’ın taleplerine karşı çıkması da kolaylıkla bu misyonun önünde bir engel olarak konumlandırılmaktadır. Felsefe ve medeniyet dili, baskı ve yıldırma için bir örtü sağlamakta; tahakküm politikası ise tarihsel mirası savunma kisvesi altında ortaya çıkmaktadır.
Daha önemli olan mesele, bu geçmişin siyasi amaçlarla kullanılmasıdır. Antik çağ savaşları, kendi tarihsel bağlamları içinde incelenmek yerine İran’a yönelik tehditkâr bir imaj oluşturmanın aracına dönüştürülmektedir. Bu anlatıda tarih artık nedenleri, sonuçları ve sorumlulukları anlamanın alanı değildir; ulusları etiketlemenin ve kamuoyunu şekillendirmenin bir aracıdır. Bekayi’nin uyarısı da bu açıdan diplomatik bir itirazın ötesine geçmektedir. Bekayi, günümüz politikalarının kaçınılmaz görünmesini sağlamak amacıyla geçmişin yeniden kurgulandığı bir mekanizmaya dikkat çekmektedir.
Kendisini üstün bir medeniyetin mirasçısı olarak tanıtan bir güç, zor kullanmayı siyasi bir karar ve sorumluluk doğuran bir eylem olarak değil, tarihsel bir görev olarak nitelendirebilir. Böyle bir durumda tarih, gücü eleştirmek yerine tahakkümü meşrulaştıran bir araca dönüşür. Rubio’nun sözlerinin asıl tehlikesi yalnızca İran tarihinin çarpıtılması değil, gücün kutsanması ve günümüzde zor kullanımına meşruiyet kazandırılmasıdır.
Medeniyetler yalnızca fetihler ve askerî güç üzerinden değerlendirilemez. Gücü eleştirebilme, şiddeti sınırlandırabilme ve sorumluluğu kabul edebilme yeteneği de onların medeniyet mirasının bir parçasıdır. Tarih, büyük güçlerin tekelinde değildir ve hiçbir devlet geçmişi kendi çıkarları doğrultusunda sahiplenerek günümüz politikalarını kaçınılmazmış gibi gösteremez. Zor kullanımı, felsefe ve medeniyet kisvesi altında sunulsa bile gerçeğe dönüşmez; aynı şekilde tahakküm de medeniyet adının tekrarlanmasıyla bir erdeme dönüşmez.