Tahran’da terör saldırıları ve ABD ve Suud’in gizli rolü
https://parstoday.ir/tr/news/iran-i74714-tahran’da_terör_saldırıları_ve_abd_ve_suud’in_gizli_rolü
Terör, toplumun içine dehşet düşürmek ve panik yaratmak şekilde tabir edilen bir fenomendir. Terör bazı grupların veya kurumların veya siyasi akımların şiddet ve tehdide baş vurarak dini, ideolojik ve siyasi amaçlarını gütmeleridir.
(last modified 2022-10-07T13:02:52+00:00 )
Haziran 19, 2017 13:37 Europe/Istanbul
  • Tahran’da terör saldırıları ve ABD ve Suud’in gizli rolü

Terör, toplumun içine dehşet düşürmek ve panik yaratmak şekilde tabir edilen bir fenomendir. Terör bazı grupların veya kurumların veya siyasi akımların şiddet ve tehdide baş vurarak dini, ideolojik ve siyasi amaçlarını gütmeleridir.

Son yıllarda ve bölgede Arap baharı tabir edilen Arap milletlerin despot rejimlerine karşı ayaklanmalarının ardından başta ABD olmak üzere Batılı istihbarat servisleri bölgede Arabistan gibi bazı irticai ve radikal ülkelerin istihbarat örgütlerinin işbirliği ile yıllardır peşinde oldukları amaçlarına ulaşmak için ciddi bir şekilde harekete geçtiler.

Amerika ve genel olarak Batı’nın bu bölgede ulaşmaya çalıştığı hedeflerinden biri, korsan rejim İsrail’in güvenliği güvenceye altına alınan ve bu rejim inzivadan çıkan yeni bir Ortadoğu yaratmaktır, ki bunun için de bölgedeki ülkelerin parçalanması gerekir.

Ancak Amerikalı yetkililer bu bölgeye yönelik projelerin bedelini hafifletmek için  bölgede Arabistan gibi aşiret sistemi ile yönetilen ve demokrasi nedir bilmeyen ama petrol zengini olan gerici rejimlerle işbirliği yapmayı gündemine aldı. Fakat bu şom işbirliği tekfirci IŞİD terör örgütü adında bir terör örgütünün türemesine yol açtı ve son yıllarda Batı’nın hedeflerine hizmet eden en iyi araç oldu ve yine Amerika ve korsan rejim İsrail için bölgede uygun şartları oluşturdu. Amerika bölgeye yönelik uzun vadeli hedefleri doğrultusunda Irak ve Suriye’yi parçalama projesinin düğmesine bastı. Bu iki ülke parçalandığı takdirde bölgede domino etkisi yapacağı belirtiliyor.

Aslında Amerikalıların ve Batılı devletlerin bölgeye müdahale etmek için ileri sürdükleri ve bu bahane ile Irak ve Suriye’de bazı Kürt grupları silahlandırmaya başladıkları en büyük bahaneleri, kendi ürünleri olan IŞİD ile mücadele etmektir.

Kuşkusuz son yıllarda bölgede istikrar ve barış limanı olan İran İslam Cumhuriyeti Amerika ve korsan İsrail’in şom amaçları yolunda en büyük engel olduğu için Amerika ve bölgedeki gerici müttefiklerinin komplolarının hedefi haline gelmiştir.

Tahran’da geçen gün düzenlenen ve bir kaç vatandaşımızın şehit düşmesine yol açan terör saldırıları hiç kuşkusuz İran’ın milli güvenliğini ve vahdetini hedef alan Batılı ülkeler ve Arabistan’ın istihbarat örgütleri tarafından planlanan bir eylemdir.

Amerika’nın Prinstone üniversitesi öğretim üyesi Seyyid Hüseyin Museviyan şöyle diyor: İran parlamentosu ve İran İslam Cumhuriyeti nizamının kurucusunun mutahhar külliyesi terör saldırısına uğradı. Bu saldırı IŞİD’in İran içinde ilk önemli operasyonudur, ki en az 13 İranlı vatandaşın şehit düşmesi ve onlarca vatandaşın yaralanmasına yol açtı. Bu son onyılda İran toprakları içinde düzenlenen en kötü terör saldırısıydı ve Arabistan Dışişleri Bakanı Adil Cubeyr İran’ın cezalandırılmasını istemesinden hemen bir kaç saat sonra gerçekleşti ve ardından Katar ile yeni bir kriz tetiklendi. Bu tür gerilime yol açan süreçler kontrol altına alınmadığı takdirde bölgede yeni acı olaylara sebep olabilir.

Öte yandan dünya camiasının çoğunluğu Tahran’daki terör saldırılarını kınarken, ABD Başkanı Donald Trump sergilediği tutumunda bu terör saldırılarını kınamadığı gibi hatta İran’ın bu cinayeti hakettiğini telkin etmeye çalıştı. Donald Trump şöyle konuştu: biz İran’da terör kurbanları için dua ediyoruz ve üzgünüz, ama terörü destekleyen ülkeler bu riskle ve kendilerinin yarattığı şeytanla karşı karşıya kalmaları muhtemeldir.

Trump’ın bu sözleri hem terörün tehlikeli gerçeğini gözardı etmek ve hem sahtekarlıktır. Trump seçim kampanyaları sırasında öfkesini Arabistan’a yöneltti ve şöyle dedi: Arabistan terörün en büyük hamisidir. Ama seçimlerden sonra Trump tutumunu tamamen değiştirdi ve Arabistan’ı stratejik ortak ilan etti ve bu kez terör suçlamalarını İran’a yöneltmeye başladı.

Riyad’da düzenlenen zirvede Donald Trump Amerika’nın bölgesel politikasını Arabistan’la tam ittifaka doğru yöneltti ve Obama’nın İran ile teamül politikasını ve Tahran ile Riyad arasında gerginlikleri giderme çabasını bir kenara bıraktı. Arabistan’ın Washington’daki lobisi Suud hanedanının Trump hotelleri üzerinde 270 milyon dolar yatırım yapması ve yine Riyad’ın Amerika ile 110 milyar dolar silah satışı anlaşması imzalaması Trump’ın Arabistan eğiliminin değişmesinde etkili oldu. İlginçtir ki Riyad ziyareti sırasında Trump İran’a saldırdığı halde Katar konusunda bir tek kelime etmedi ve hatta Katar emiri Tamim’le görüştü. Fakat Arabistan Katar ile ilişkilerini kestiğini ilan ettiğinde Trump hemen Riyad’daki terörle ilgili müzakerlerinde tüm parmaklar Katar’ı gösterdiğini ve bu yüzden bu ilişkilerin kesilmesi korkunç teröre son verilmesi bakımından bir başlangıç olmasını umduğunu açıkladı.

Aslında dünya camiası artık Donald Trump’ın terör konusunda bu yaftalarına veya ABD’nin kişisel çıkarlar temelinde siyasetlerini değiştirmesine tahammül edemez. Buna göre Amerika yönetiminin terörle mücadele için ciddi girişimlerde bulunması gerekir. Trump’ın Müslümanların Amerika’ya girişini engellemesi veya Londra’nın Müslüman belediye başkanını serzeniş etmesi sadece Müslümanların ondan nefret etmesine ve terörün takviye edilmesine hizmet etmekten başka hiç bir getirisi olmayacağı kesindir.

Tahran’da düzenlenen son terör saldırıları milletlerin artık IŞİD adında ortak bir tehdit ile karşı karşıya bulunduğunu ve bu terör örgütü Amerika’nın California eyaletinden Londra, Paris, Bağdat, Kabil ve Tahran’a kadar uzanan bir coğrafyada masum insanların canına kıymakta olduğunu ve bu insanların tümü bu barbarlığa karşı aynı gemide oturduklarını ortaya koydu.

Görünen o ki ABD Başkanı Donald Trump İran’da 1979 İslam inkılabından sonra İran milleti terörün ve diğer bazı devletlerin dayattığı şiddetin ve Saddam rejiminin İran topraklarına tecavüz etmesi ve münafıklar terör örgütünün binlerce İranlı vatandaşa suikast düzenlemesinin en büyük kurbanı olduğunu bilmemektedir. Geçen hafta da Tahran son yıllarda terörle mücadelede en ön saflarda çarpıştığı halde tekfirci IŞİD terör örgütünün saldırılarının hedefi oldu. Oysa böyle bir gerçeği terörle mücadele konusunda Arabistan için asla söyleyemeyiz. Arabistan Saddam rejimi İran’a saldırdığında da Baas rejimine 97 milyar dolar yardım etmişti.

Bundan başka Suud rejiminin istihbarat eski Başkanı Türki Faysal da daha önceleri 11 Eylül 2001 terör olaylarını gerçekleştiren teröristlerden bazıları ile görüştüğünü itiraf etti. Türki Faysal ayrıca münafıklar terör örgütünün yıllık oturumuna katılarak bu örgütün İran yönetimini devirme amacını desteklediklerini açıkladı.

Bundan başka yine bazı Amerikalı üst düzey yetkililer ve bazı medya mensupları da Arabistan’ın vahabi rejimi ile IŞİD arasındaki ilişkileri ifşa etti. CNN’in uzmanlarından Ferid Zekeriya Suud rejimi Batı dünyasında işlenen tüm terör olayları ile bağlantılı olduğunu, oysa bu terör olaylarının hiç biri İran ile ilgisi olmadığını belirtti.

Her halükarda Tahran’da düzenlenen son terör saldırılarının İran milletini terörle mücadelede daha da birleştireceği kesindir. Gerçi İran’da cumhurbaşkanlığı döneminde rakip adayları destekleyen kanatların arasında bazı anlaşmazlıklar yaşandı, ancak şimdi bu terör saldırısından sonra İran milletinin yeniden bir bütün olduğuna şahit olmaktayız. İslam inkılabı muhafızlar ordusu bu terör saldırılarında hayatını kaybeden insanların intikamı için yemin ederken, olaydan ABD ve Arabistan’ı sorumlu tuttu. Ancak hem İran ve hem Arabistan topyekun bir karşı karşıya gelme tuzağına düşmemeye de dikkat etmeleri gerekir.

Terör sınır tanımaz ve yok edilmesi için tüm dünya el ele vermesi gerekir. Batı dünyası eğer gerçekten IŞİD ile mücadele ediyorsa İran’ı bu mücadelede kendi müttefiki görmesi gerekir. Öte yandan Batı IŞİD’e mali ve silah ve ideolojik açıdan destek veren ülkelere karşı ciddi tepki vermesi şarttır.

Bugün Donald Trump İran ve Arabistan arasındaki gerginliği şartlar kontrolden çıkma noktasına gelmeden önce hafifletme seçeneğine sahiptir. Ancak Amerika’nın böyle bir rol ifa edebilmesi için öncelikle bölgesel güçlerle ilişkilerine yeniden ayar yapması gerekir. Donald Trump en başta İran ile diyalog kanalını açmalı ve herkesi ve özellikle Arabistan’ı İran ile teamüle teşvik etmesi gerekir. Bu yüzden şimdi top Donald Trump’ın sahasındadır.

Tüm bu anlatılanların ardından günümüzde küresel boyut kazan terörü yok etmek için bazı tedbirlerin uygulanması şarttır. İlkin dünyanın tüm ülkelerinin katılımı ve BM’nin gözetimi ile uluslararası bir eylem ve işbirliği yapılmalı ve BM kararlarının uygulama güvencesi olmalı ve sırf öneri olmakla sınırlı kalmamalıdır. İkincisi başka ülkelere silah satan ülkeler sattıkları silahların nerelerde kullanıldığından emin olması ve bu silahların ve mühimmatların teröristlere ulaşmayacağı yönünde şart koymaları gerekir. Üçüncüsü ve en önemlisi, her ülke kendi vatandaşlarının terör örgütlerine katılmasını önlemek için sıkı tedbirler uygulasın.

Ve son olarak unutmamak gerekir ki terör örgütlerine geniş çapta mali ve silah imkanları sunan ülkeler er geç kendileri bu şom afetin hedefi olacaktır. Nitekim tarih bu gerçeği defalarca ispat etmiştir.