Yorum | ABD ve Siyonist rejimin savaş suçları neden yanıtsız kalmıştır?
https://parstoday.ir/tr/news/world-i299460-yorum_abd_ve_siyonist_rejimin_savaş_suçları_neden_yanıtsız_kalmıştır
Parstoday – İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, “Uluslararası toplum, ABD ve İsrail’in savaş suçlarını kolayca görmezden gelmemelidir.” dedi.
(last modified 2026-08-15T04:36:35+00:00 )
Ağustos 15, 2026 07:35 Europe/Istanbul
  • Yorum | ABD ve Siyonist rejimin savaş suçları neden yanıtsız kalmıştır?

Parstoday – İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, “Uluslararası toplum, ABD ve İsrail’in savaş suçlarını kolayca görmezden gelmemelidir.” dedi.

Bu, İran Dışişleri Bakanlığının, Dört Cenevre Sözleşmesi’nin kabulünün 77. yıl dönümünde, çok sayıda hukuki ve sahadaki kanıta dayanarak vurguladığı bir uyarıdır. Bu bildiri, uluslararası raporlar ve saha araştırmalarının İran’a yönelik askerî saldırıların korkunç boyutlarını daha da açık hâle getirdiği ve küresel güçlerin insancıl hukuk ilkelerine bağlılığı hakkında ciddi sorular ortaya çıkardığı bir ortamda yayımlanmaktadır.

İran Dışişleri Bakanlığının bildirisi, Cenevre Sözleşmeleri’nin ortak 1. maddesini hatırlatarak devletlerin bu belgelerin hükümlerine «her koşulda riayet edilmesini sağlama» yükümlülüğünü vurgulamaktadır. Ancak ABD ve Siyonist rejimin son bir buçuk yılda İran’a yönelik askerî saldırıları, askerî ve sivil hedefler arasındaki «ayrım» ile güç kullanımında «orantılılık» temel ilkelerinin açıkça hiçe sayılmasının örneğidir.

 Bildiride, Minab’daki bir okula Tomahawk füzeleriyle düzenlenen saldırı, 9 Esfend 1404’te (28 Şubat 2026) Lamerd’deki bir stadyuma misket bombalarıyla yapılan saldırı ve 8 Mordad 1405’te Qeşm’deki konutların bir tonluk bombalarla bombalanması gibi belirli olaylara değinilmiştir. Bunlar, işlenen binlerce savaş suçunun yalnızca örnekleri olarak belirtilmektedir.

Çok sayıda rapora göre, 28 Şubat 2026 (9 Esfend 1404) tarihinde Minab şehrindeki «Şecere-i Tayyibe» kız okuluna düzenlenen saldırı, son on yılların en ölümcül insani felaketlerinden biri haline geldi. Tomahawk füzeleriyle gerçekleştirilen bu saldırıda, 168’i öğrenci ve bazıları öğretmen olmak üzere en az 175 kişi şehit oldu. Böylesine hassas bir silahın bir okula isabet etmesi, Cenevre Sözleşmeleri’nin ağır ihlalinin açık bir örneği olarak kabul edilmektedir ve bunun sorumluluğu ABD’nin askeri ve siyasi failleri ile komut verenlerine aittir.

30 Temmuz 2026 (8 Mordad 1405) tarihinde, ABD ordusunun kullandığı en ağır bombalardan biri olan bir tonluk (Mark-84) bombalarla Qeşm Adası’na düzenlenen saldırı, insancıl hukukun ihlalinde yeni boyutları gözler önüne serdi. Bu bomba, yoğun nüfuslu bir bölgedeki bir konuta isabet ederek bir çiftin ve iki yaşındaki çocuklarının şehit olmasına, yaklaşık 20 ailenin ise yerinden edilmesine yol açtı. Eski ABD ordusu analistleri, özellikle yakınlarda herhangi bir askerî hedef olduğuna dair hiçbir kanıt bulunmadığı durumlarda, yerleşim bölgelerinde bu tür mühimmatların kullanılmasının «askerî gereklilik» ve «gereksiz acı çektirmeyi yasaklama» ilkeleriyle açıkça çeliştiğini ve bir savaş suçu olarak soruşturulması gerektiğini vurgulamaktadır.

İran Dışişleri Bakanlığı bildirisi, «ne merhamet ederiz ne de eman veririz» diyen ve «İran’ı taş devrine döndürme» tehdidinde bulunan Savaş Bakanı Pete Hegseth gibi Amerikalı yetkililerin açık ifadelerine, bu suçların işlenmesinde kasıtlı bir modelin varlığına kanıt olarak atıfta bulunmuştur. Bu ifadeler, Amerikalı askerî ve hukuk uzmanları tarafından da savaş yasalarının açık bir ihlali olarak eleştirilmiş ve böyle bir yaklaşımın uygulanmasının, sadece İranlı sivillerin değil, aynı zamanda esaret durumunda Amerikalı askerlerin de güvenliğini tehlikeye attığı, çünkü bunun aynı kural temelinde misillemeye zemin hazırlayacağı belirtilmiştir.

İran Dışişleri Bakanlığının bildirisindeki kilit nokta, yalnızca siyasi bir tepki değil, hukuki ve yasal bir eylem çağrısıdır. İran, Cenevre 4 no’lu Sözleşmesi’nin 146. maddesine atıfta bulunarak, bu suçların failleri ve azmettiricilerinin cezai takibinin, tüm üye devletler için «yasal, bağlayıcı ve genel bir yükümlülük» olduğunu ve çatışan devletlerle sınırlı olmadığını vurgulamaktadır. Uluslararası Af Örgütü gibi insan hakları örgütleri de bu saldırıların hesabının sorulması gerektiğini vurgulamışlardır. Bu nedenle, İran Dışişleri Bakanlığının bildirisi, uluslararası topluma, açık suçların öylece geçiştirilmemesi konusunda ciddi bir uyarı olarak görülmelidir. Çünkü bu kayıtsızlık, yalnızca bir milleti değil, çatışmalardaki şiddeti dizginlemeye yönelik tüm insan hakları hukuk sisteminin geleceğini tehlikeye atmaktadır./