Türkiye'de ekonomik krizin büyümesi
Türkiye'de muhalefet partileri, halkın yaşadığı geçim sıkıntısı ve ekonomik krizin büyümesiyle Türkiye hükümetine yönelik eleştirilerini sürdürmekte.
Bu bağlamda İslamcı Saadet Partisi genel başkanı Temel Karamolla Oğlu Erdoğan hükümetini, istatistikler hususunda yalan söylemekle suçlarken ekonomik durumun son 27 yılın en kötü durumunda olduğunu belirtti.
Temel Karamollaoğlu, enflasyon, işsizlik ve sınıflar arasındaki çatlakların büyümesinin Türkiye'nin ekonomik durumunu iyice kötüye taşıdığını, Türkiye vatandaşlarının her geçen gün kötü ekonomik haberlerle karşılaştığını, zor günler geçirmekte olduklarını ve daha zor günlerin de onları beklediğini söyledi.
Temel Karamollaoğlu ayrıca yanlış bilgilerin ve istatistiklerin yayımlanmasını eleştirerek son günlerde enflasyon oranının Türkiye İstatistik Merkezi-TÜİK tarafından yüzde 70 olarak açıklandığını ancak gerçek enflasyon oranının 121,82 olduğunu bunun da Mart 1995'ten beri görülmediğini belirtti.
Muhalefet liderlerinin Erdoğan'ın politikalarına yönelik eleştirileri, Türkiye cumhurbaşkanının geçtiğimiz günlerde "halkına ekonomi durumunun iyileşme sözü verdiği" bir sırada geliyor. Ankara hükümetini eleştirenler son 3 yılda Recep Tayyip Erdoğan'ın öngördüğü başkanlık siyasi sistemin kurulması ardından her yıl halkın refah düzeyi ve alım gücünün daha da azaldığını belirtiyorlar. Öyle ki mevcut durumda 2022 yılının ikinci yarısında birçok insan yoksulluk çizgisi altında yaşayacaktır.
Ankara'ya muhalif medyası son zamanda birçok insanın kendileri ve aileleri için günde üç öğün yemek sağlayamadığını bildirdi. Bu medya kuruluşları, çok sayıda vatandaşın hükümetin sattığı ekmek kuyruklarına girmesini ve hayır kuruluşları ve merkezlerindeki kalabalık kuyrukların bunun kanıtı olarak göstermektedirler. Halbuki bu insanların çoğu daha önce Türkiye'de üst orta sınıf olarak kabul ediliyordu. Bu nedenle ekonomistler, Türkiye'de işsizliğin artmasının ve istihdamın azalmasının nedenlerini çeşitli şekillerde incelemeye çalışıyorlar.
Bu bağlamda, Türkiyeli birçok uzman, ülkenin işgücü piyasasındaki çalkantıların ana nedenlerinden biri olarak milyonlarca Suriyeli mültecinin Türkiye ekonomisine katılmasını gösteriyor. Bu bağlamda Türkiye'de muhafazakar çevreden gazeteci yazar Ahmed Taşgetiren, MÜSİAD başkanı Mahmut Asmalı'yı eleştirerek, onu halkı aldatmaya çalışmakla suçladı ve şöyle bir değerlendirmede bulundu: "Maalesef pek çok büyük firma sahibi, Türkiye halkının ağır iş yapmak istemediklerini söylüyorlar. Bu nedenle sanayi ve imalat faaliyetlerimizin çoğunu yabancı işçilere, özellikle de Suriyeli mültecilere devretmek zorundaymışız diyor."
Türkiye'nin iktidar partisine de bağlı olan ekonomik aktivistin açıklamaları, Suriyeli sığınmacıların ve yerinden edilmiş kişilerin ya da isimleri istihdam ve sigorta istatistiklerinde kayıtlı olmayan diğer gayri resmi mülteci kişilerin çeşitli sektörlerde çok düşük ücretlerle çalıştığı anlamına geliyor. İşveren ve üretici için üretim maliyetini önemli ölçüde azaltmak hedefiyle böyle bir yola baş vurulmaktadır. Her halükarda Suriyeli ve Afgan mültecilerin Türkiye ekonomisine katılımı Türk halkının zararınadır. Görünen o ki Türkiye iktidar partisi bu büyük nüfusa vatandaşlık vermeye ve 2023 seçimlerinde oylarını almaya çalışacak.
Bu nedenle Erdoğan hükümetini eleştirenler, iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP), 2023 seçimlerini tekrar kazanmak için Suriye ve Irak güvenlik meseleleri bahanesiyle seçim hedeflerine şimdiden ulaşmaya çalıştığına inanıyor. Ancak, ekonomik krizin tırmanması, Ankara hükümetinde devam eden mali çalkantılar, Türk ailelerinin devam eden ve kötüleşen durumu ve hükümetin halkın geçim sorunlarına çözüm bulma konusundaki sürekli başarısızlıkları, Türk iktidar partisinin çabalarını engellemektedir./