Türkiye'de ekonomik krizin derinleşmesi ve Erdoğan'ın oylar ile ilgili beklentileri
Türkiye ekonomik krizinin günden güne derinleştiği bir sırada ve insanların geçim sıkıntılarının büyüdüğü ortamda, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan gelecek seçimlerde zaferden bahsetmektedir.
Türkiye'de makroekonomik sorunların ortaya çıkması ve iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi'nin başarısız olmasıyla birlikte, Recep Tayyip Erdoğan'ın ülkenin ekonomik ve siyasi başarısı sorgulanmaya başladı. Şimdi de Erdoğan'ın, Türkiye'nin ekonomik sorunlarını aşamadığı görülmektedir. Buna rağmen yakın tarihli bir konuşmada, Türkiye cumhurbaşkanı, Türkiye'nin iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi'nin 81 ilde 11 milyon üyesi olduğu göz önüne alındığında, gelecek yıl yapılacak seçimleri kazanacağını umduğunu dile getirdi.
Türkiye Adalet ve Kalkınma Partisi'nin ülke çapında siyasi arenasında kazandığı zaferin sebeplerine genel bir bakışla bu konuda bazı gerçekler tespit edilebiliriz. Aslında AKP'nin başarısının ana nedenlerinden biri, Türkiye'nin Müslüman halkı için laik bir siyasi sistemden sıkılmasıydı. Yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulduğu 1923'ten itibaren bu Müslüman ülke için laik bir siyasi sistem empoze edilmişti. Bu siyasal sistem, yaklaşık seksen yıldır Türkiye halkı için birçok sorun yaratmıştır. Ülkede laik ve seküler siyasetçilerin yol açtığı ciddi kısıtlamalar ve sıkıntılar, Türkiye'deki Müslümanların AKP'ye sığınmasına yol açmıştır.
1990'ların başlarında, Türk halkı Müslüman politikacıların etkinliği lehinde oy kullandı. Ancak Türkiye'deki yasalar, dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan liderliğindeki İslami eğilimli Refah Partisi'nin faaliyetlerine devam etmesini engelledi. Laik partiler, Türk yasalarına atıfta bulunarak, Türk Refah Partisi'ni feshetmeyi ve ilk İslamcı başbakanı devirmeyi başardılar. Dağıtılan parti kısa süre sonra birkaç İslamcı partiye, başta da Adalet ve Kalkınma Partisi'ne ve Saadet Partisi'ne dönüştü.
Türk halkının AKP'yi sevmesinin ikinci nedeni, partinin Ali Babacan, Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu, Bülent Arınç ve diğer Türk siyasetçiler gibi yetenekli insanlar sayesinde elde ettiği ekonomik ve siyasi başarılardı. Ancak bu siyasiler ile Recep Tayyip Erdoğan arasındaki tartışmaların ve görüş farklılıklarının ardından, Türkiye cumhurbaşkanı politikalarına karşı olan tüm tarafları partisinden attı. Komşularıyla sıfır gerilime dayalı dış politika izlemesine karşı çıkan Erdoğan Türkiye'yi iki komşu ülkeyi işgal etmeye sevk etti. Suriye ve Irak'ın işgali de Türk halkının, muhalefet partilerinin liderlerinin ve hatta yabancı müttefiklerin güçlü muhalefetiyle karşılaştı. Ancak Erdoğan, politikayı ne yapacağına kendisi karar veren bağımsız bir devlet olarak gördü ve bu hasmane adımlardan geri adım atmayı reddetti.
Türkiye cumhurbaşkanının açıklamaları, birçok AKP destekçisinin bile bu yanlış politikalar nedeniyle işini kaybetmesi ve geçimini sağlamak için mücadele etmek zorunda kaldığı bir sırada geldi. Ekonomik krizin tırmanmasına rağmen, Türkiye cumhurbaşkanının son zamanlarda ülkenin en büyük özel sektör sendikası (Tüsiad) ile de başı belaya girdi. Bu şartlar altında ekonomistler Türkiye için daha kötü günler öngörüyor.
Bu koşullar altında, Türkiye Cumhurbaşkanı'nın Haziran 2023 cumhurbaşkanlığı seçiminde zafer umudunu ifade etmesi, Ankara hükümetine karşı çıkan siyasi çevrelerde şüphe uyandırdı. Bu arada bölgedeki ve dünyadaki birçok bağımsız siyasi çevre de Recep Tayyip Erdoğan'ın popülaritesinde keskin bir düşüş olduğunu bildiriyor. Aynı zamanda, şu ana kadar Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin ekonomik sorunları çözmeye ve ekonomik krizi azaltmaya yönelik tüm çözümleri başarısız oldu ve bu durum Türkiye Cumhurbaşkanı'nın ve iktidar partisinin popülaritesini iyice düşürdü ve AK Parti iktidarının itibarını azalttı. Genel bir sonuç olarak, mevcut kritik duruma rağmen, Recep Tayyip Erdoğan'ın gelecek yıl Türkiye cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanmasının birçok engelle karşı karşıya kalacağı söylenmelidir.