Türkiye'de döviz rezervlerinin azalması ve ekonomik krizin büyümesi
Türkiye'nin altın ve döviz rezervlerinin azalması hem de mevcut ekonomik krizde, halkın daha zor durum yaşamasına sebebiyet verecek zeminin hazırlandığını gösteriyor.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın toplam rezervleri 26 Ağustos'ta sona eren haftada 19 Ağustos'ta sona eren haftaya göre 603 milyon dolar azalarak 111 milyar 647 milyon dolara düştü.
Türkiye'nin ekonomik krizinin ortasında, bu ülkenin merkez bankasının döviz ve altın rezervlerinin azalması da yeni krizlerin kapılarını araladı. Döviz rezervlerinin azaltılmasının yanı sıra banka faizlerinin düşürülmesi ve bunun liranın değer kaybetmesine etkisi ile asgari ücretlerdeki %50'lik artış, 20 yıllık enflasyon rekorunun kırılmasına neden oldu. Döviz rezervlerinin azalmasının faktörlerinden biri, fiyatı kontrol etmek ve liranın değerini korumak için piyasaya enjekte edilen paralardır. Mevcut durumda ise artık her dolar 18 lirayı aştı. Mali kaynakların sınırlandırılması, ekonomik büyümenin sağlanamaması, ithalat artışı sürecinin devam etmesi ve Türkiye'nin dış ticaret açığı eğiliminin devam etmesi halinde Lira daha da değer kaybedecektir.
Bu ekonomik durum insanların hayatında bir darboğaz yarattı, örneğin Türkiye'de doğalgaz faturası ödeme maliyeti son iki yılda yedi kattan fazla arttı. Elektrik dağıtım şirketleri ve gaz iletim hizmetlerinin açıklamasına göre, Türkiye'de yüz binlerce konut faturalarını ödeyememe nedeniyle doğalgaz ve elektrik kesintisi sorunuyla karşı karşıya kaldı. Ayrıca ekmeğin fiyatı 1,5 liradan 5 liraya çıkarken, diğer kalemlerle birlikte gıda fiyatlarındaki artış, 2023 genel seçimleri için iktidarda sorunlar yaşanmasına neden oldu. Böylece bu partinin ve cumhurbaşkanının popülaritesindeki düşüş göz ardı edilemez.
İktidar partisinin popülaritesindeki düşüş, bu partinin zaten ekonomik reformları uygulayarak ve ekonomik istikrar politikası izleyerek güç merdivenini tırmanabildiği bir sırada gerçekleşiyor.
Türkiye'nin ekonomik krizini çözmek için Adalet ve Kalkınma Partisi'nin çeşitli Kabineleri para politikası stratejileri arasında dalgalı döviz kuru sistemi oluşturmak, hükümetin genel bütçesinde fazla oluşturmak, özel sektöre yer açmak, bankacılık sistemini reforme etmek, faiz oranını reforme etmek gibi siyasetler uyguladılar. Bu stratejilerin uygulanması sonucunda, merkez bankasının bağımsızlığı ve hedeflenen enflasyon elde edildi ve Adalet ve Kalkınma Hükümeti, halkın güvenini kazanarak enflasyonu düşürmenin önündeki engellerden birini ortadan kaldırmış ve halkın güvenini kazanmıştı. Ocak 2005'in başından itibaren enflasyon oranı tek haneye ulaştıktan sonra bu güvenin yavaş yavaş onarılmaya başlandığı söylenebilirdi. Ulusal para birimin son altı sıfırını kaldırma gibi büyük bir başarı da elde edildi. Buna dayanarak, 74 cent'e denk gelen bir milyon eski lira, aynı değerde yeni bir liraya çevrildi. Ancak son yıllarda kritik ekonomik aktörlerin hükümet kabinesinden görevden alınması ve ayrılması ve enflasyonist koşullarda banka faizinin düşürülmesi gibi zorlu kararlarla Türkiye'nin ekonomik krizi derinleşti ve ulusal döviz kuru da önemli ölçüde düştü. Bu durumu telafi etmek için, AKP hükümeti, işlemeyen ve hatta ters etki yapan bir şekilde döviz rezervlerine yöneldi. Bu konuda ekonomi profesörü "Fatih Özatay" şöyle bir değerlendirmede bulunmaktadırlar: " Dünyadaki değer gören finansal derecelendirme enstitüleri Türk ekonomisine düşük notlar verdi. Dikey derecelendirme kümesinde, iflas sınırına ulaşmanın dokuz (9) sayısı ile gösterildiğini ve şimdi olumsuz ve riskli bir durum olan altı (6) sayısını elde ettiğimizi unutmayın."
Genel bir özet olarak, Türkiye ekonomisinin dışa bağımlı hale gelmesi, Corona salgını sonrası turizm sektörünün seviyesinin düşük olması, ithalatın artması, ekonomik yönetimde riskli kararlar alınması ve ekonomik eleştirilere aldırış edilmemesi, ekonomiyi olumsuz etkiliyor denilebilir. Adalet ve Kalkınma Partisi ise doğal olarak bu durumdan zarar görecek ve halkın geçim sıkıntısı gibi istenmeyen bir durumla karşı karşıya kalacaktır. Türkiye'yi sosyal zorluklar ve kamuoyu memnuniyetsizliği ile karşı karşıya bırakabilecek bir durumdan söz edebiliriz.