Kaşıkçı'nın Kaderi
https://parstoday.ir/tr/news/west_asia-i119434-kaşıkçı'nın_kaderi
Batılılar ve özellikle de Amerika ve Avrupa, her zaman kendilerini özgürlük ve insan haklarının en büyük hamisi olarak telakki edip diğer ülkeleri sürekli insan haklarını ihlal etmekle suçlamışlardır. Buna rağmen terörizm ve diğer konularda olduğu gibi Batılılar her zaman çifte standart davranmak suretiyle bu konulara yaklaşmışlardır.
(last modified 2022-10-07T13:02:52+00:00 )
Ekim 16, 2018 07:00 Europe/Istanbul
  • Kaşıkçı'nın Kaderi

Batılılar ve özellikle de Amerika ve Avrupa, her zaman kendilerini özgürlük ve insan haklarının en büyük hamisi olarak telakki edip diğer ülkeleri sürekli insan haklarını ihlal etmekle suçlamışlardır. Buna rağmen terörizm ve diğer konularda olduğu gibi Batılılar her zaman çifte standart davranmak suretiyle bu konulara yaklaşmışlardır.

Batının ve bilhassa Amerika bakış açısından, muhalif ülkeler veya rakip ülkeler her zaman insan hakları ihlalcileri listesinde yer almalıdırlar. Halbuki Amerika'nın ortakları ve müttefikleri bu alanda iyi bir konuma sahiptirler veya Washington tarafından bu ülkelerdeki insan hakları konusu hiç umursanmamaktadır.

Suudi Arabistan ise Amerika'nın Ortadoğu bölgesindeki en önemli müttefiklerinden sayılır. Batının ve Amerika'nın asıl silah müşterilerinden olan Suudi Arabistan aynı zamanda petrol üretiminde ve Batı'da yatırım yapmakta önemli rol oynamaktadır.  

 

İşte bu nedenlerden dolayı doğal olarak Batılılar da kendi çıkarlarını burada gördükleri için insan hakları ihlallerini ve Suudi Rejimi'nin insanlığa karşı yaptığı cinayetleri göz ardı edip hiç umursamıyorlar.

Amerika Dışişleri Bakanlığı dünya ülkelerindeki insan haklarının durumu ile ilgili yayınladığı yıllık raporunda özellikle de Amerika'ya karşı olan veya rakip olan ülkeler her zaman yer almaktadır. Ama Suudi gibi Amerika'ya bağlı rejimlerin geniş kapsamlı insan hakları ihlallerine rağmen bu listelerde adlarına hiç rastlanmamaktadır.

 

Suudi Rejimi tarafından açık şekilde ihlal edilen insan haklarının bir başka örneği de Suudi Rejimi siyasetlerini eleştiren gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın belirsiz durumudur. Bu ünlü gazetecinin İstanbul'daki konsolosluğa gittikten sonra ortalıklardan kaybolması da bu rejimin en önemli ve geçmişte görülmemiş insan hakları ihlallerinden sayılır.

 

Cemal Kaşıkçı 2 Ekim tarihinde Hatice Cengiz ile evlenme işlemlerini yapmak için İstanbul'daki Suudi Arabistan konsolosluğuna gittikten sonra bir daha oradan çıkamadı. Kaşıkçı'nın vahşice öldürülmüş olması ihtimali iyice artmış ve hatta Kaşıkçı'nın Suudi özel görevliler tarafından parça parça edildiğine dair söylentiler bile mevcuttur. Durum böyle olunca dünyadan da çok sert tepkiler gelmeye başladı ve bu olayın hemen gün ışığına çıkartılması istekleri de günden güne arttı.

 

Kimi Avrupa ülkeleri ve özellikle de Avrupa Birliği ülkeleri, Kanada ve Amerika bu insanlık dışı ve insan hakları karşıtı girişimi kınayarak bu olayın durumunun acil bir şekilde belirlemesini istediler.

Bu doğrultuda Avrupa Birliği Dış Siyaset Temsilcisi Federica Mogherini Suudi Arabistan'dan Cemal Kaşıkçı'nın kaybolması ile incelemeler yapmasını istedi. Mogherini, Amerika Dışişleri Bankanı Mike Pompeo'nun Suudi Arabistan'ın Cemal Kaşıkçı'nın durumuyla ilgili inceleme yapması gerektiğine dair sözlerine katıldığını ve bunu desteklediğini bildirdi.

 

Mogherini bu konuyla ilgili şöyle bir açıklama yaptı:" Biz bu konuda Amerika'yla aynı şeyleri düşünüyoruz. Suudi Arabistan yetkililerinin bu konuyla bağlı açık bir inceleme yürütmesini bekliyoruz. "

Avrupa Birliği Dış Siyaset Temsilcisi'nin bu kaygıları ve bu konuda Amerika'yla aynı düşündüklerini söylemesi birçok soruyu akla getirmektedir. Avrupa'nın büyük ülkeleri ve Amerika Suudi Arabistan ile geniş ilişkiler kurmuşlar ve bu ilişkilerin devam etmesiyle elde ettikleri çıkarları da korumak istiyorlar.

 

Amerikalı üst düzey yetkililer son günlerde görünüşte bu konuyla ilgili kaygı duyduklarını ifade ederek Cemal Kaşıkçı'nın kaderinin belirlenmesini istediler. Cemal Kaşıkçı Greencard'a sahip birisi ve Amerika Virginia eyaletinde yaşamış birisidir. Amerika Başkanı Donald Trump bu konudaki ilke tepkisinde Cemal Kaşıkçı ile ilgili duyulan haberlerin kaygı verici olduğunu söyledi. Trump'ın yardımcısı Mike Pence ise bu konuyla ilgili şöyle bir açıklama yaptı: "Özgür dünyamız bu konuda yanıt bekliyor. "

Aynı zamanda Amerika'daki Demokratlar ve Cumhuriyeçiler de Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın öldürülmesiyle ilgili haberlere tepki gösterdiler. Trump'ın Amerika içindeki kimi eleştiricileri Suudilere sert bir tepki gösterilmesi gerektiğini ve Cemal Kaşıkçı'nın kaybının tüm boyutlarıyla orta çıkarılmasını istediler.

 

Amerika Senato Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Senatör Bob Corker, bütün delillerin Cemal Kaşıkçı'nın Suudi Arabistan'ın İstanbul konsolosluğunda öldürüldüğünü gösterdiğine vurgu yaptı. Corker, Amerika Kongresi'nin Cemal Kaşıkçı'nın öldürülmesine tepkisinin ciddi olacağını belirterek Senato'nun bakışından Suudi Arabistan'la olan ilişkilerin en düşük düzeyde olduğu konusunda da uyarıda bulundu.

 

Avrupa ve bilhassa Amerika'nın bu husustaki tutumunun sorgulanması gereken taraf ise onların Suudi Arabistan'daki vahim insan hakları durumundan zaten haberdar olmalarıdır. Cemal Kaşıkçı'nın başına ne geldiğinin hala kesinleşmediği bu sıralarda, Suud Rejiminin karşıtlarına karşı sergilediği tavırdan yola çıkarak bu gazetecinin de sonunun kötü olduğunu söyleyebiliriz.

 

Suudi Rejimi dünyadaki en bastırıcı ve demir yumruklu rejimlerden biri olarak her türlü protesto ve eleştiriye karşı sert tepki koyarak eleştirenleri de muhalifleri de ciddi şekilde rahatsız edip onları mahpushanelerinde tutarak kimi zamanlar da idamla cezalandırıyor.

 

Melik Selman Suudi Kralı olarak tahta oturduğundan beri beri pratikte oğlu Muhammed bin Selman ülkeyi yönetmektedir. Muhammed bin Selman Suudi Arabistan'ın servetini ve dolarlarını silah, ekonomik ve ticari anlaşmalar adı altında Washington'a hibe etmektedir. Bu yolla da Arabistan'daki Amerikan yardımıyla sağlanan güvenlik sayesinde kendi sultasını Arabistan halkı üzerinde devam ettirmek istiyor.  

 

Amerika yetkililerinin Cemal Kaşıkçı'nın meselesiyle ilgili tepkileri riyakârlıktan başka bir şey değildir. Çünkü onlar da Suudi Rejiminin muhaliflere ve eleştiri yapanlara nasıl davrandığını biliyorlar.

Buna rağmen Avrupa'da ve Amerika'da bulunan kimi siyasetçiler Suudi Rejmine silah satışı alanında yaptırımlar uygulanması gerektiğinden söz etmişler. Hali hazırda Amerika Kongresi'nde Suudi Arabistan'a silah satışının durdurulması görüşülüyor.

 

Bu doğrultuda Amerikalı senatörler Rand Paul, Bob Mendez ve Marco Rubio, Suudi Rejimi yönetimini eleştiren gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın öldürülmesinin ispatlanması halinde Suudi Arabistan'a silah satışının durdurulmasına destek çıkacaklarını bildirdiler.

Amerika Senatosunda olan en üst düzey Cumhuriyetçi Senatör Bob Corker şöyle bir açıklama yaptı: " İstihbarat bilgilerine göre Suudi Rejimi Cemal Kaşıkçı'nın kaybolmasında doğrudan rol ifa etmiştir."

 

Bütün bunlara rağmen Amerika Başkanı Donald Trump Suudi'ye silah satışının devam etmesini istedi. Bu doğrultuda Trump kimi Senatörlerin Suudi'ye silah satışının durdurulması isteğini milyarlarca dolar kârın söz konusu olduğundan dolayı gerçekleşmeyeceğini söyledi.

Kamuoyu ve Amerika Kongresi baskılarıyla Cemal Kaşıkçı'nın durumu karşısında tepki göstermesi beklenen Trump, bu konuda şöyle dedi:" Suudi Arabistan ile yaptığımız 110 milyar dolarlık silah anlaşmasını iptal etmek hiç mantıklı değil."

Trump sözlerine şöyle devam etti:" Eğer biz Suudilere 110 milyar dolar değerinde silahları satmazsak onlar da Rusya ve Çin'e bu silahları almak için teklif yapacaklar. Bu da hiç bizim lehimize değildir… Bu konuda başka adımlar da atabiliriz. "

Amerika Başkanı Trump, kimi Kongre üyelerinin Cemal Kaşıkçı meselesinden dolayı Suudi Arabistan'a silah satışının durdurulması talebiyle ilgili şöyle bir açıklama yaptı: Kongre üyeleri bu adımı atarken acele ettiler. Ben bu adımın Amerika için zarar getireceği uyarısında bulunuyorum.

 

Trump Amerika içinden ve dışından gelen baskılar karşısında Suudi Rejimine karşı konuşma şeklini değiştirmiştir.

Trump 13 Ekim tarihindeki konuşmasında Cemal Kaşıkçı'nın İstanbul'daki Suudi Konsolosluğunda öldürüldüğünün ispatlanması halinde Suudi Arabistan ağır bir cezaya çarptırılacak."  Buna rağmen Trump, Riyad'a silah satışının durdurulmasına karşı çıkararak şunları dedi:" Ben Amerika'daki "iş piyasasını" cezalandırmak istemiyorum."

 

 

Böylece Trump ekonomik ve ticari faktörlerden yola çıkararak mali çıkarları insan hakları meselelerine tercih etmiştir. Trump Cemal Kaşıkçı'nın Suudi Rejimi tarafından öldürüldüğünün kanıtlanması halinde nasıl bir ceza verileceğini bile belirlemedi. Hal böyleyken Donald Trump, Amerika ortakları ülkelerdeki insan hakları meselesinin ne kadar önemsiz olduğunu gözler önüne serdi. Aynı zamanda Trump'a bağlı gruplar da Cemal Kaşıkçı kimliğini zedelemeye çalışarak onun öldürülmesini önemsiz göstermeye çalışıyorlar.

 

 

Bu doğrultuda Trump'ın büyük oğlu Donald John Trump, muhafazakar iki gazetecinin Cemal Kaşıkçı adını lekelemek için yazdığı iki mesajı Twitter hesabından paylaştı. Paylaşılan bu mesajlarda Cemal Kaşıkçı radikal gruplarla işbirliği yapmakla itham edilmiştir. Trump'ın Suudi Rejimi lehindeki tutumundan sonra yine de Suudilerin insan hakları alanındaki ihlallerinin artması bekleniyor.

 

 

Sadece Amerika değil Batılı ülkeler de Cemal Kaşıkçı'nın kaybolması meselesinden kaynaklanan Suud Rejimi insan hakları ihlali karşısında kesin bir duruş sergilememişlerdir. Bu devletlerin görünüşteki kınamalarına rağmen Suudi Arabistan'la olan karlı silah ve ekonomik anlaşmalardan vazgeçmeleri pek mümkün görünmüyor.

 

Kanada Başbakanı Justin Trudeau, Ottawa yetkililerinin Riyad'ın Cemal Kaşıkçı olayına karışmasından kaygı duyduklarını bildirmelerine rağmen Suudi Arabistan ile yapılan anlaşmalara bağlı kalacaklarını söyledi. Ottawa ve Riyad arasındaki silah anlaşmaları Kanada'nın geçen dönem muhafazakar hükümeti ve Suudi Rejimi arasında imzalanan bir anlaşmaydı.

 

Justin Trudeau bu sözleşmelere saygı duyduğunu söylemişti. Kanada Bakanlar Kabinesi de silah satışının daha şeffaf bir şekilde yapılması için yeni önerilerde bulunmuştur.

Gerçekte Justin Trudeau'nun açıklamaları da ekonomik çıkarları insan haklarına tercih etmesinden kaynaklanan kamuoyundaki kızgınlığı azaltmak yönünde olduğu söylenebilir. Avrupa'da da Fransa ve Britanya Devletleri benzer tutumlar sergilemektedirler.

 

Alman gazetesi Süddeutsche Zeitung  Cemal Kaşıkçı'nın ortadan kaybolmasıyla ilgili yazısında Avrupa'nın Suudi Arabistan'a karşı çok yumuşak davranışını eleştirerek bu tutumu utanç verici olarak nitelendirdi.

Aslında Cemal Kaşıkçı meselesine tepki olarak Batılı ülkelerden sadece görünüşteki kınamalar ve ceza vermelerden başka bir şey beklemek mümkün değil. Zaten bütün bu cılız tepkilerin Riyad'la yapılan silah anlaşmalarına bir kısıtlama getiremeyeceğini de kesin bir şekilde söyleyebiliriz.