Seyyid Hasan Nasrullah; Kudüs ve Filistin Şehidi
https://parstoday.ir/tr/news/west_asia-i265774-seyyid_hasan_nasrullah_kudüs_ve_filistin_Şehidi
Siyonist ordu, 27 Eylül 2024 Cuma akşamı Beyrut'un güney banliyölerine vahşi ve benzeri görülmemiş bir saldırı gerçekleştirdi. Bu saldırıda Lübnan Hizbullah hareketi lideri Seyyid Hasan Nasrullah şehit oldu.
(last modified 2026-04-25T07:59:16+00:00 )
Eylül 29, 2024 07:57 Europe/Istanbul
  • Seyyid Hasan Nasrullah; Kudüs ve Filistin Şehidi

Siyonist ordu, 27 Eylül 2024 Cuma akşamı Beyrut'un güney banliyölerine vahşi ve benzeri görülmemiş bir saldırı gerçekleştirdi. Bu saldırıda Lübnan Hizbullah hareketi lideri Seyyid Hasan Nasrullah şehit oldu.

27 Eylül Cuma akşamı Siyonist rejimin savaş uçakları Beyrut'un banliyösü Hareh Harik bölgesindeki yerleşim alanlarını bombaladı. Daha sonra bu rejimin ordusu, bu saldırıların hedefinin Hizbullah'ın ana komuta merkezi olduğunu iddia etti. 8 adet F-15 savaş uçağı ve 2 bin kiloluk Amerikan sığınak avcısı (bunker buster) bombalarının kullanıldığı saldırılar, Lübnan Hizbullah’ının lideri Seyyid Hasan Nasrullah’ın şehadetine yol açtı. Peki Seyyid Hasan Nasrullah kimdi?
Seyyid Hasan Nasrullah, Lübnan'ın çağdaş savaşçı ve mücahit din adamlarından biriydi ve bu ülkedeki Hizbullah hareketinin üçüncü genel sekreteriydi. Uzun yıllar gaspçı Siyonist rejimin saldırılarına ve suçlarına karşı durmuş, mazlum Filistin milletini savunmuştur. 31 Ağustos 1960'da Beyrut'un doğusundaki yoksul Carantina mahallesinde doğdu. Babası "Seyyid Abdülkerim" ve annesi "Mehdiye Safiuddin", Beyrut'a göç etmiş, güney Lübnan'daki Sur şehrine bağlı olan El-Bazurieh köyündendi.
Nasrullah, ilkokulu el-Terbiyah bölgesindeki el-Necah okulunda okudu ve Nisan 1975'te Lübnan iç savaşının başlamasıyla birlikte ailesiyle birlikte babasının memleketi Bazurieh köyüne taşınarak lise eğitimine Sur kentinde devam etti. 1976 yılında 16 yaşındayken Iraklı Şii hukukçu ve düşünür Seyyed Muhammed Bakır Sadr'ın arkadaşı olan Sur kenti Cuma İmamı'nın teşvikiyle dini ilimler öğrenmek üzere Irak'ın Necef şehrine gitti ve orada ilahiyat öğrenmeye başladı. 
Seyyed Hasan, 1978'de Lübnan'a döndü ve Lübnan'da Hizbullah'ın ikinci genel sekreteri olan Şehit Seyyed Abbas Musavi'nin kurucusu olduğu İmam el-Muntazar Okulu'nda dini eğitimine devam etti; aynı zamanda Bekaa bölgesindeki Emel Hareketi içinde siyasi faaliyetlere başladı. 

1982'de Lübnan'ın işgalinin başladığı dönemde Seyyid Hasan Nasrullah, Emel örgütünden bir grup mücadeleci din adamıyla birlikte İran İslam Devrimi'nin etkisi ve ilhamıyla Lübnan Hizbullah'ını kurdu. Bu yılda Emel hareketi 2 kola ayrıldı, Nebih Berri liderliğindeki ilk akım, hareketin güçlerinin Milli Selamet Cephesi'nin yanına yerleştirilmesini isterken, Seyyed Abbas Musavi ve Seyed Hasan Nasrullah'ın önderlik ettiği ikinci akım ise muhafazakar Şii güçleri korumak ve onları İsrail işgalcilerine karşı koymak için örgütlemek istiyordu.
Seyyed Hasan, 1982'den 1992'ye kadar faaliyetlerini Hizbullah'ta yoğunlaştırdı. Partinin merkez konseyinde yer almasının yanı sıra direniş güçlerinin hazırlanması ve askeri birliklerin kurulmasından da sorumluydu. Beyrut'ta Hizbullah'tan sorumlu İbrahim Emin el-Sayed'in yardımcısı ve bir süre Hizbullah'ın yürütme işlerden sorumlu yardımcılığını yaptı, ta ki 1992 yılında, Hizbullah Genel Sekreteri Seyyed Abbas Musavi'nin Lübnan'da şehit edilmesinden sonra, Hizbullah liderlik konseyinin mutabakatı ile o zamanlar daha 32 yaşında bile olmayan Seyid Hasan Nasrullah bu hareketin yeni genel sekreteri oldu.
Seyid Abbas Musavi'nin ailesiyle birlikte şehadeti, Lübnan halkının, özellikle de Hizbullah savaşçılarının motivasyonunu önemli derecede etkiledi. İşte bundan sonra Hizbullah'ın kampanya ve saldırıları Seyyid Hasan Nasrullah'ın önderliği ve inceliğiyle yeni bir biçime büründü ve Lübnan halkı arasında Hizbullah'a verilen halk desteği arttı.
Bu arada İsrail rejimi 1993 ve 1996 yıllarında "Gazap üzümleri" ve "Hesaplaşma" operasyonlarını gerçekleştirdi fakat askeri imkanlara en az sahip olan Hizbullah'ın sert  direnişiyle karşı karşıya kaldı ve bundan sonra yavaş yavaş Hizbullah, Siyonist rejimin işgaline karşı direniş cephesinde güçlü bir güç haline geldi.

Eylül 1997'de Lübnan'ın güneyindeki Cebel el-Rafia bölgesinde İsrail ordusunun mevzilerinden birine düzenlenen saldırıda iki Hizbullah savaşçısı şehit olmuş, cesetleri İsrail güçlerinin eline geçmişti. İsrail rejim televizyonu bu iki kişinin kimliğini bilmeden onların kanlı görüntülerini yayınladı. Bu iki kişiden birinin Hizbullah Genel Sekreteri Seyid Hasan Nasrullah'ın oğlu Seyid Hadi olduğu kısa sürede anlaşıldı. Bu haberin yayınlanması Lübnan toplumunda bomba etkisi yarattı ve çok önemli bir değişime yol açtı. Seyyid Hasan Nasrullah, oğlunun şehadetinin ilk gününde şehitleri anma töreninde şunları söyledi:
"Seyyid Hadi'nin şehadeti, Hizbullah önderliğinde çocuklarımızı geleceğe yetiştirmediğimizin göstergesidir. Ön saflara giden çocuklarımızla gurur duyuyoruz, şehit olduklarında da onur duyuyoruz.”
Lübnan tarihinde, gerek iç savaş sırasında, gerekse İsrail'in askeri saldırganlığı karşısında, siyasi grup veya milis liderlerinden birinin oğlunun mücadele sırasında öldürüldüğü o zamana kadar görülmemişti. Bu olay, Lübnan'daki tüm dini topluluklar arasında Hizbullah Genel Sekreteri'ne karşı bir sempati, saygı ve hayranlık duygusu oluşmasına neden oldu, dolayısıyla hangi dinden olursa olsun Lübnan milletinin tüm üyeleri bu olaydan derinden etkilendi.
Lübnanlı siyasi liderler de birbiri ardına Seyyid Hasan Nasrullah'ı ziyaret ederek Seyyid Hadi'nin şehadetini tebrik ederek başsağlığında bulundular ve Hizbullah Genel Sekreteri'nin mücadeleci ve dürüst kişiliğine şükranlarını ve saygılarını dile getirdiler.
2000 yılında Yaser Arafat ile Amerikalı ve İsrailli yetkililer arasında Orta Doğu'daki çatışmanın çözümüne yönelik yapılan müzakereler çözüme ulaşmayınca, Siyonist ordu, Lübnan Hizbullahı'nın inatçı direnişi üzerine tek taraflı harekete geçti ve Güney Lübnan'da işgal altındaki topraklardan hiçbir taviz almadan geri çekildi ve Şebaa tarlalarının sınırlı bölümleri dışında, işgal altındaki tüm bölgelerden güçlerini geri çekti. Bu skandal yenilgi, Hizbullah'ın konumunu güçlendirmenin ve statüsünü ulusal güçten bölgesel güce yükseltmenin yanı sıra, Seyyid Hasan Nasrullah'ın Araplar arasında benzeri görülmemiş bir başarıya ulaşmasını ve Arap dünyasının en önemli şahsiyeti olarak tanınmasını sağladı.

Öte yandan Lübnan Hizbullah’ı da bu başarıya güvenerek Seyid Hasan Nasrullah'ın inceliğiyle Lübnan siyasi arenasındaki varlığını güçlendirmeyi başardı öyle ki, Lübnan Parlamentosu'ndaki geniş varlığının yanı sıra birçok bakanlığın başına da geçti.
Hizbullah'ın çeşitli siyasi ve askeri alanlarda art arda kazandığı zaferler Filistinliler arasında da etki bıraktı. Yıllardır batı Asya  barış müzakerelerine gönül bağlayan başta gençler olmak üzere yerinden edilmiş Filistin halkı, Filistin sorununun işgalci rejimle müzakere yoluyla çözülemeyeceğini anladılar ve bu ön yargıyla Mescid-i Aksa'nın ikinci intifadası şekillendi; Hamas'a yeni bir güç kazandıran ve Hamas'ın Filistin seçimlerini kazanmasıyla yeni bir aşamaya giren intifada; artık birkaç günlük savaşla bitmeyecek bir aşama. Nitekim Seyyid Hasan Nasrullah, Siyonist rejimin liderlerine gönderdiği mesajında şunları söyledi:
 “Bundan sonra topyekün bir savaş istediniz, dolayısıyla bu sizin topyekün savaşınızdır. Hükümetiniz oyunun kurallarının değişmesini istedi, dolayısıyla oyunun kuralları da değişecek. Bugün kiminle savaştığınızı bilmiyorsunuz. Muhammedin -saa- çocukları, Ali, Hasan ve Hüseyin -as- ve Allah Resulünün ehlibeyti -as- ve sahabeleri ile savaşa girdiniz. Bu gezegendeki tüm insanların ötesinde ve üstün bir inanca sahip bir millete karşı savaşıyorsunuz. Tarihiyle, kültürüyle gurur duyan bir millete karşı topyekün savaşa girmek istiyorsunuz ve maddi gücü, imkanları, becerisi, bilgeliği, sakinliği, kararlılığı, istikrarı ve cesareti vardır ve Allah'ın yardımıyla ve O'na umutla, sizin ve aramızda gelecek günleri göreceğiz.

Seyyid Hasan Nasrullah, Hizbullah direniş hareketinin liderliği sırasında, özellikle Siyonist rejimin Lübnan'dan çekilmesi sırasında ve ayrıca 33 gün süren Suriye savaşında korsan rejime indirdiği darbeler nedeniyle uzun yıllar Siyonist rejimin terör listesinde yer alıyordu. Sorumlu olduğu yıllar boyunca, 2004, 2006 ve 2011 yılları da dahil olmak üzere birçok kez Siyonist rejim tarafından başarısız suikastlarla tehdit edildi ta ki 27 eylül gününde Siyonist rejim savaş uçaklarının Beyrut'un güney banliyölerine yaptığı vahşi saldırının ardından adı Seyyed Abbas Musavi, Emad Muğniye ve Hac Kasım Süleymani gibi direnişin efsanevi şehitler listesine eklendi ve kendisi de şehit olarak bölge ve dünya tarihinde sonsuza dek kalıcılaştı.
Lübnan Hizbullah’ı, 28 Eylül Cumartesi günü yayınladığı resmi mesajla Seyyid Hasan Nasrullah'ın şehadetini doğrularken, Lübnan Hizbullah’ı Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrullah'ın da neredeyse 30 yıldır kendilerini takip eden büyük ve ebedi şehitlere katıldığını belirterek, “Hizbullah liderliği en yüce, en kutsal ve en değerli şehidi ile, düşmana karşı mücadele, Gazze ve Filistin’e destek ve Lübnan’ı savunma cihadına güçlü ve onurlu mücadelesine devam edeceği konusunda sözleşiyor.” Dedi./