Göçmen Yahudiler "Millet" miydi?
https://parstoday.ir/tr/news/west_asia-i278172-göçmen_yahudiler_millet_miydi
Pars Today – Filistin ve İsrail çatışmasının merkezinde temel bir iddia vardır: "Topraksız bir millete topraksız bir vatan." Bu Siyonist slogan, iki yanlış varsayımın birleşimidir: Birincisi, Yahudiler göç etmeden önce Filistin’in boş olduğu, ikincisi ise Yahudilerin topraksız bir millet olduğu.
(last modified 2025-06-12T11:21:30+00:00 )
Haziran 12, 2025 14:21 Europe/Istanbul
  • Göçmen Yahudiler

Pars Today – Filistin ve İsrail çatışmasının merkezinde temel bir iddia vardır: "Topraksız bir millete topraksız bir vatan." Bu Siyonist slogan, iki yanlış varsayımın birleşimidir: Birincisi, Yahudiler göç etmeden önce Filistin’in boş olduğu, ikincisi ise Yahudilerin topraksız bir millet olduğu.

Tarihsel Bakış Açısıyla "Yahudi Milleti" Kavramı: İsrailli tarihçi Şlomo Sand, Filistin’e göç eden Yahudilerin tek bir atası olmadığını, çoğunun tarih boyunca Yahudiliğe geçmiş toplumlardan geldiğini savunur. Ona göre "Yahudi milleti" kavramı gerçek tarihe değil, modern ideolojiye dayanır; özellikle Avrupa Protestanları tarafından dini ve siyasi amaçlarla yeniden üretilmiştir. Bu görüş, Yahudilerin kutsal topraklara dönüşünün Mesih’in dönüşü ve dünyanın sonu için bir ön koşul olduğu inancına dayanır ve teolojik-siyasi bir söyleme dönüşmüştür.

İngiliz rahip Thomas Brightman, Yahudilerin Filistin’e dönmesini açıkça savunan ilk isimlerden biridir. Bu görüş, daha sonra Şatobriyen ve Napolyon gibi düşünürlerin yazılarında da ortaya çıkmıştır. Napolyon, Orta Doğu’daki planlarında Yahudilerin geri dönüşünü, Filistin’de destek sağlamak için bir yol olarak görmüştür.

19. yüzyılda, Anthony Ashley Cooper (Şaftesbury Kontu), Yahudilerin Filistin’e dönüş fikrini açıkça dile getiren ilk politikacılardan oldu. "Yahudi Devleti ve Restorasyonu" adlı makalesinde Yahudilerin kutsal topraklara dönmesi gerektiğini ve bunun Mesih’in yeniden ortaya çıkışının ön koşulu olduğunu yazdı. Aile bağlantılarını kullanarak bu yolda ilerledi çünkü damadı İngiltere Başbakanı Lord Palmerston’du. Palmerston 1840’ta Osmanlı’daki İngiltere büyükelçisine yazdığı bir mektupta, Yahudilerin dönüşünün Osmanlı için faydalı olacağını, zenginlik ve gelişme getireceğini belirtti.

 

1838’de Kudüs’te İngiltere’nin ilk konsolosluğu açıldı. Resmi olmayan görevi, Yahudileri Filistin’e göç etmeye teşvik etmek ve onları korumaktı. James Finn, Kudüs’teki ilk İngiliz konsoloslarından biri olarak, Yahudilerin yerleşmesi ile Filistinlilerin yer değiştirmesi arasında bağlantıyı açıkça dile getirdi. 1845-1863 yılları arasında aktif olan Finn, daha sonra Siyonist tarihçilerce Yahudi göçü projesine destek verdiği için övüldü.

Aynı dönemde, Almanya kökenli Hristiyan mistik bir grup olan Tapınakçılar (Temple Movement) Filistin’de faaliyetlerine başladı. Tapınak’ın yeniden inşasının Mesih’in dönüşünü hızlandıracağına inanıyorlardı. 1866’da Hayfa’daki Kerem Dağı’nda ilk yerleşimlerini kurdular ve daha sonra Filistin geneline yayıldılar. Onların kolonileşme modeli, Siyonist göçmenlere örnek oldu. Alman araştırmacılar bu hareketi "sessiz haçlı seferi" olarak tanımlamıştır.

1882’de Siyonist Yahudilerin Filistin’e ilk büyük göç dalgası başladı ve bu Siyonist söylemde "Birinci Aliyah" olarak adlandırılır. Bu dalga, çoğunlukla Doğu Avrupa’dan gelen Yahudi göçmenleri içeriyordu. İkinci dalga 1904’te başladı ve sosyalist ve komünist eğilimli göçmenleri kapsadı.

Siyonistler, Yahudi devletinin ilk yapılarını kademeli olarak inşa etti ancak eylemlerini meşrulaştırmak için küresel güçlerin desteğine ihtiyaç duydu. Bu destek, 2 Kasım 1917’de Balfour Deklarasyonu ile gerçekleşti. İngiltere Dışişleri Bakanı Arthur James Balfour, Britanya Yahudi toplumunun temsilcisi Lord Rothschild’a yazdığı mektupta, hükümetinin Filistin’de Yahudi vatanının kurulmasını desteklediğini açıkladı.

O dönemin İngiltere Başbakanı David Lloyd George, dindar bir Protestan olarak Yahudilerin Filistin’e dönüşünü İsa Mesih’in dönüşünün ön koşulu olarak görüyordu. Diğer Britanya yetkilileri gibi, Filistin’i dini ve stratejik açıdan değerlendiriyordu. Müslüman kolonisi yerine Yahudi kolonisini tercih ediyorlardı.

Böylece, başlangıçta Yahudiler arasında azınlık bir hareket olan Siyonizm, Britanya emperyalizminin desteğiyle siyasi ve sömürgeci bir projeye dönüştü.

Ancak temel soru hâlâ cevap bekliyordu: Bu göçmenler gerçekten iki bin yıl önce Filistin’den sürülen Yahudilerin torunları mıydı? İsrailli bilim insanlarının antik Yahudilerle yeni göçmenler arasında genetik bağ arayışları henüz bu iddiayı ikna edici şekilde kanıtlayamadı.

Bir başka soru ise: Bu göçmenler gerçekten bir millet miydi? Görünüşe göre Filistin’e göç eden Yahudiler, zorunlu olarak toprağa dayalı ve tarihsel bir millet değil; sömürgeci, dini ve siyasi ihtiyaçlara dayanan modern bir millet inşasının "icat edilmiş" kavramıydı. Filistin ne boştu ne de "topraksız bir millet"e ihtiyaç duyan bir yerdi; aksine dini ve siyasi efsanelerle gerekçelendirilen sömürgeci bir sürecin kurbanı oldu