Bahreyn ve BAE neden İsrail rejimiyle iş birliğini artırdı?
https://parstoday.ir/tr/news/west_asia-i295210-bahreyn_ve_bae_neden_İsrail_rejimiyle_iş_birliğini_artırdı
Parstoday – Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri hükümetleri, Siyonist rejim ve ABD’nin İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı yürüttüğü savaş sırasında ve sonrasında İsrail rejimiyle iş birliğini artırdı.‌
(last modified 2026-04-30T10:01:52+00:00 )
Nisan 30, 2026 12:59 Europe/Istanbul
  • Bahreyn ve BAE neden İsrail rejimiyle iş birliğini artırdı?

Parstoday – Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri hükümetleri, Siyonist rejim ve ABD’nin İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı yürüttüğü savaş sırasında ve sonrasında İsrail rejimiyle iş birliğini artırdı.‌

Bahreynli yetkililer, daha geniş kapsamlı bir güvenlik baskısı çerçevesinde, dış kurumlarla bağlantı kurmak ve İran’ın saldırılarını övmek suçlamasıyla 69 kişinin vatandaşlığını iptal etti. Ayrıca yüzlerce kişi de Al-i Halife rejimi tarafından tutuklandı.‌BAE hükümeti ise İran’a karşı savaş sırasında yalnızca İsrail rejimi ve ABD ile iş birliği yapmakla kalmadı, aynı zamanda Demir Kubbe sistemini de ülkesinde konuşlandırdı. BAE ayrıca İran ile ABD arasında arabuluculuk yapan Pakistan’a da baskı yaptı. Pakistan nakit sıkıntısı yaşarken ve ABD ile İsrail’in İran’a karşı savaşını sona erdirmek için arabuluculuk yapmaya çalışırken, BAE İslamabad’dan 3,5 milyar dolarlık kredinin derhal geri ödenmesini talep etti.‌Soru şu: Bahreyn ve BAE neden İsrail rejimiyle iş birliğini artırdı?‌Bahreyn açısından bakıldığında, Al-i Halife rejimi yıllardır korku yaratmak, eleştirmenleri ve muhalifleri zayıflatmak ve aynı zamanda demografik yapıyı değiştirmek amacıyla Bahreyn halkına yönelik baskı uygulamaktadır. Çünkü Bahreyn nüfusunun önemli bir çoğunluğu iktidardaki rejime karşıdır.‌Siyonist rejim ve ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaş sırasında Bahreyn halkının büyük bir kısmı yalnızca Al-i Halife’nin bu savaşa verdiği desteğe karşı çıkmakla kalmadı, aynı zamanda İran’ın İsrail’e yönelik saldırılarını memnuniyetle karşılayarak ABD askerlerinin Bahreyn’den çekilmesini talep eden gösteriler düzenledi.‌Bu nedenle Al-i Halife rejimi geniş çaplı baskı ve vatandaşlık iptalleriyle korku atmosferi yaratmaya, halk protestolarının devamını engellemeye ve aynı zamanda nüfus mühendisliği uygulamaya çalışmaktadır.‌Lübnan gazetesi Al-Akhbar, ABD ve İsrail’in İran’a karşı savaşının başlamasıyla Bahreyn’de kamuoyunun bu saldırıya açık şekilde karşı çıktığını yazdı. Bu durumun bir kısmı, Bahreynli vatandaşların ülkelerindeki Amerikan hedeflerine yönelik İran saldırılarını kutladıklarını gösteren videolarda da görüldü.‌Al-i Halife rejimi, vatandaşlara karşı kolektif korkutma politikası izlemektedir; tıpkı 2011 Şubat devrimi sırasında uygulamaya çalıştığı gibi. Bu rejim, İsrail’i ve Amerikalı destekçisini memnun etmek için ülkenin hayarak istifa, görevden alma ve toplumsal dışlanmaya yol açarken; ABD’de, Epstein’ın partilerine ve uçuşlarına katılmış çok sayıda güçlü siyasi ve ekonomik figürün bulunduğu uzun listeye rağmen hâlâ üst düzey hiçbir yetkili hesap vermemiştir?‌Britanya Dışişleri Bakanlığı, söz konusu ifadeleri büyükelçinin “kişisel görüşleri” olarak nitelendirdi. Ancak ses kaydının tam da kralın ziyareti sırasında ortaya çıkması, perde arkasındaki senaryolara dair spekülasyonları artırdı.‌Bazı analistler bunu “kasıtlı bir gaf” ya da “hesaplanmış bir sızıntı” olarak değerlendiriyor ve bunun Beyaz Saray’a dolaylı bir mesaj taşıyabileceğini düşünüyor. Zira son aylarda Londra ile Washington arasındaki ilişkilerde belirgin gerilimler yaşanıyor. Bunların başında, Starmer hükümetinin Donald Trump’ın İran’a yönelik saldırgan politikalarına tam destek vermemesi geliyor. Bu durum, ABD’deki bazı sertlik yanlısı çevrelerin öfkesine yol açtı ve Britanya başbakanı üzerinde ciddi siyasi baskı oluşturdu. Hatta bazı kaynaklar, bu anlaşmazlıkların sürmesi halinde “Starmer’ın istifası” senaryosundan söz ediyor.‌İran meselesine ek olarak, Ukrayna savaşı, ticaret politikası ve iklim değişikliği konularındaki görüş ayrılıkları da Washington’daki hoşnutsuzluğu artırdı.‌Bu bağlamda Turner’ın Epstein hakkındaki sözleri ve ABD’deki görünmez güç çevrelerinin etkisine yaptığı dolaylı vurgu, transatlantik müttefike yönelik örtük bir uyarı olarak da yorumlanabilir: Britanya artık, ahlaki standartları müttefikleri için bile uygulamayan bir ülke karşısında nostaljik ve takipçi bir rol oynamaya hazır değildir.‌Beyaz Saray şu ana kadar ses kaydına ilişkin resmî bir açıklama yapmadı. Ancak büyükelçi krizinden (Mandelson’ın görevden alınması ve Prens Andrew’un küçük düşürülmesi) sonra ilişkileri onarma sembolü olması beklenen Kral Charles’ın ziyareti, şimdi bu diplomatik tartışmanın gölgesinde kaldı.‌Kesin olan şu ki, “özel ilişki”nin yeniden tanımlanması artık akademik bir tartışma olmaktan çıkmıştır. Bu ses kaydı ister bilinçli ister tesadüfi bir sızıntı olsun, Britanya’nın gizli diplomasisi transatlantik ilişkilerde yeni bir sayfa açmıştır.