Yorum | ABD Yemen krizini neden İran'a bağlıyor?
Pars Today - İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yalanlarının gerçeğin yerini alamayacağını vurguladı; Ensar Allah kendi kararlarını veren bağımsız bir aktördür; kimseden emir almaz ve başkalarının vekili değildir.
İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bekayi'nin bu sözleri, ABD Dışişleri Bakanı'nın saklamaya çalıştığı konuyu tam olarak hedef alıyor. Washington, Yemen krizini gerçek bağlamından bir kez daha ayırmak ve İran'ı bölgesel istikrarsızlığın ana nedeni olarak göstermek istiyor. Rubio, Ensar Allah'ın "İran'ın ajanı ve vekili" olduğunu ve İran'ın bu hareketin Suudi Arabistan'a yönelik bazı saldırılarının arkasında olduğunu iddia ederek, aslında ABD'nin sorumluluğundan kaçınmayı ve bu ülkenin bölgedeki müdahaleci politikasını haklı çıkarmayı amaçlayan siyasi bir anlatı yaratıyor.
İran ile Ensar Allah arasındaki ilişki bilinen bir gerçektir. Tahran, Yemen direnişine siyasi ve stratejik destek sağlamakta ve bu ilişki son yıllarda daha da derinleşmiştir. Ancak bu gerçekten yola çıkarak Ensar Allah'ın Tahran'ın komutası altında bir güç olduğu ve gerçekleştirdiği her operasyonun İran'ın emriyle yapıldığı sonucuna varılamaz. Amerikan merkezlerinin yaptığı çalışmalar bile Ensar Allah'ın karar alma süreçlerinde bağımsızlığını vurgulamaktadır. Rubio'nun sorunu tam olarak burada yatmaktadır. "İttifak", "destek" ve "komuta" arasında kasıtlı olarak bir çizgi çekmemekte, böylece Ensar Allah'ın her eylemini doğrudan İran'a atfetmektedir.
Bu çarpıtmanın açık bir siyasi amacı vardır. Amerika Birleşik Devletleri, askeri varlığını ve müdahalelerini meşrulaştırmak için her bölgesel krizi "İran ve vekillerinin tehdidi" olarak tanımlamak istemektedir. Bu anlatıda Yemen'in tarihi göz ardı edilmektedir; 2015 yılında Suudi liderliğindeki koalisyonun askeri müdahalesiyle başlayan savaş ve Amerika Birleşik Devletleri'nin savaş yılları boyunca bu koalisyona istihbarat, silah ve lojistik destek sağlaması. Washington bugün, Yemen savaşını uzun süreli bir insani ve güvenlik krizine dönüştüren güçlerin hangileri olduğunu kimsenin sormasını istemiyor. Bu nedenle, sorumluluğunu ve rolünü gizlemek için en kolay yolu, yani İran'ı suçlamayı seçiyor.
Ancak sahanın gerçekliği buna izin vermiyor. Ensar Allah bugün, on yılı aşkın bir süredir devam eden savaşta bağımsız siyasi yapısını ve askeri gücünü kurmuş güçlü bir Yemen aktörü. Hareketin Suudi Arabistan ve müttefikleriyle karşı karşıya gelme kararı, hareketin Yemen'in güvenliği ve geleceği hakkındaki kendi hesaplamalarının bir parçasıdır. Bu kararları otomatik olarak Tahran'a atfetmek, bir analizden daha fazlası, sorumlulukları kaydırmak için yapılan siyasi bir operasyondur.
Bu anlatının İran için önemi, ABD Dışişleri Bakanı ile sözlü bir tartışmayla sınırlı değil. Washington, bölgenin en hassas güvenlik dönemlerinden birinde Yemen saldırılarında "İran'ın parmağı" olduğunu iddia ediyor. Bab el-Mandeb, Kızıldeniz, Fars Körfezi ve Hürmüz Boğazı birbirine bağlıdır ve bu coğrafyadaki herhangi bir askeri gelişme enerji güvenliğini ve küresel ticareti etkileyebilir. Bu koşullar altında, bölgesel bir aktörün eylemlerini İran'a atfetmek, İran İslam Cumhuriyeti ile çatışmanın kapsamını genişletmek için gerekli siyasi bağlamı sağlayabilir.
Washington'ın amacı, yorumlanması karmaşık olmaktan çok daha açıktır: Birincisi, "tüm krizlerin arkasında İran var" imajını yaratmak; ikincisi, bölgesel aktörlerin eylemlerini Tahran'a atfetmek; üçüncüsü, İran'a karşı baskı veya askeri eylem için siyasi bir gerekçe sağlamak. Bu, ABD politikasında yıllardır tekrarlanan aynı kalıptır. ABD önce bölgesel bir aktörü İran destekli bir güç olarak adlandırır, ardından eylemlerini "İran saldırısı" olarak nitelendirir ve son olarak askeri yanıtını meşru savunma olarak sunar.
İran İslam Cumhuriyeti, Ensar Allah ile ilişkisini inkar etmez, ancak bu hareketin bağımsız kararlarından da sorumlu değildir. Bu ayrım açık olmalıdır. Bölgesel direnişi desteklemek stratejik bir politikadır; “Operasyonları komuta etme” sorumluluğunu kabul etmek tamamen farklı bir şeydir. Washington, bölgesel aktörlerin karar alma özerkliğini basitçe etiketleyip, politikalarından kaynaklanan krizlerin sorumluluğunu Tahran'a yükleyemez.
Bu nedenle, Bekayi'nin Rubio'ya verdiği yanıt aslında Washington'un her bölgesel krizi İran'a atfederek ve suçlamaları gerçeklerle değiştirerek müdahalelerinin tarihini silemeyeceğine dair bir uyarıdır. Yemen krizi İran'ın eseri değil, Yemen'in yabancı müdahaleye karşı direnişinin ve yıllarca süren savaşın ürünüdür.