Yorum | Yemenlilerin Direnişi Suudi Arabistan’ın Stratejisini Nasıl Boşa Çıkardı?
Pars Today – Yemen’deki son gelişmelerin ardından İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, Yemen meselesinin kuşatmanın sürdürülmesi ve askeri saflaşmalar yoluyla çözülemeyeceğini belirtti.
Bu tutum, Yemen’in batı kıyısında yaşanan son gelişmelerin, bu ülkeyi askeri yöntemlerle kontrol altına alma yaklaşımının başarısızlığını bir kez daha ortaya koyduğu ve Batı Asya’nın en hassas stratejik bölgelerinden birindeki güç dengelerini değiştirdiği bir dönemde gündeme geldi. Bugün Yemen’de yaşananları, on yılı aşkın süredir devam eden savaş, kuşatma ve dış müdahaleden ayrı düşünmek mümkün değildir. Suudi Arabistan, 2015 yılında askeri gücüne ve ABD’nin siyasi, silah ve istihbarat desteğine dayanarak, Yemen’in siyasi dengesini kısa sürede değiştirebileceğini düşündü. Ancak bu hesap başarısız oldu. Askeri koalisyon Yemen halkının iradesini kıramadı; aynı zamanda Suudi Arabistan’ın kabul edeceği istikrarlı bir siyasi yapı oluşturamadı ve kendisi için kalıcı güvenlik sağlayamadı. Bugün, on yılı aşkın bir süre sonra, Ensarullah’ın gücünü sınırlamak amacıyla başlatılan aynı savaş, bu hareketi bölgenin güvenlik denklemindeki en belirleyici aktörlerden biri haline getirdi.
Husilerin Yemen’in batı kıyısındaki son ilerleyişleri, bu stratejinin başarısızlığını daha somut hale getirdi. Kıyıdaki hassas bölgelere ulaşmaları ve Babülmendep üzerinde hâkimiyet kurmaları yalnızca sahadaki bir kazanım değildir. Bu gelişme güç coğrafyasını değiştirmektedir. Daha önce esas olarak Yemen’in iç siyasi dengeleri çerçevesinde değerlendirilen bir güç, şimdi dünyanın en önemli deniz geçiş noktalarından birinin kontrolünü elinde bulunduruyor. Babülmendep, Asya’dan Avrupa’ya uzanan önemli güzergâhlardan biridir. Dolayısıyla Yemen’in batı kıyısındaki gelişmeler doğrudan deniz taşımacılığının güvenliği, küresel ticaret ve enerji transferiyle bağlantılı hale gelmektedir.
Bu noktada Riyad’ın tepkisi de önem taşımaktadır. Suudi Arabistan’ın Husilerin ilerleyişi karşısında ABD’den desteğini artırmasını istemesi, Suudi stratejisinin içinde bulunduğu çıkmazı açık biçimde ortaya koymaktadır. Bölgenin en maliyetli ordularından birine sahip olan Suudi Arabistan Yemen’e savaş açtı; ancak yıllar sonra hâlâ kısa sürede yenilmesi beklenen bir güce karşı kendi güvenliğini sağlamak için Washington’a ihtiyaç duyuyor. Yemen savaşının analizinin merkezine yerleştirilmesi gereken çelişki tam da budur: Dışarıdan satın alınan askeri güç, zorunlu olarak siyasi güç üretmez.
Suudi araştırmacı Fuad İbrahim’in açıklamaları da bu açıdan önem taşımaktadır. İbrahim, koalisyona bağlı güçlerin yenilgisini yalnızca ihanet veya güçlerin satın alınıp satılmasıyla açıklamıyor; Yemen güçlerinin cesaretine de vurgu yapıyor. Bu gerçek, Suudi stratejisinin temel zayıflıklarından birini ortaya koymaktadır. Savaş para, silah ve vekil güçlerle başlatıldı; ancak sahada siyasi motivasyon ve iradeyle karşı karşıya kaldı. Savaşı egemenliklerini ve topraklarını savunma savaşı olarak gören bir halkı, yalnızca silah üstünlüğüyle yenmek mümkün değildir.
ABD de bu denklemde sorumluluktan kaçamaz. Washington savaş boyunca Suudi koalisyonuna istihbarat, silah ve siyasi destek sağladı. Ancak bugün, müdahalenin başlangıçtaki hedefinden büyük ölçüde uzaklaşan bir sonuçla karşı karşıya. ABD bölgede kendi istediği güvenlik düzenini pekiştirmek istiyordu; ancak pratikte Yemen savaşı, bu düzenin dayanaklarından birini daha sarsmış oldu.
Dolayısıyla bugünün gerçeği şudur: Yemen savaşı, Suudi Arabistan’ın gücünü göstermekten çok bu gücün sınırlarını ortaya koymuştur. Aynı şekilde, ABD müdahalesinin itibarını pekiştirmekten ziyade güvenlik konusunda Washington’a dayanmanın maliyetlerini görünür hale getirmiştir.
Bu açıdan İran Dışişleri Bakanlığı’nın açıklaması, yalnızca gerilimi azaltma çağrısının ötesinde bir mesaj taşımaktadır. İran, Yemen krizinin bu ülkenin yabancı güçler arasındaki askeri rekabetin sahasına dönüştürülmesiyle çözülemeyeceğini söylüyor. Kızıldeniz’in güvenliği de denklemin bir tarafını ortadan kaldırarak ve dışarıdan güvenlik düzenlemeleri dayatarak sağlanamaz. Çözüm; diyaloğa dönülmesi, Yemen’in ulusal egemenliğine saygı gösterilmesi, kuşatmanın sona erdirilmesi ve Yemen halkının haklarının kabul edilmesidir.