Trump’ın silah anlaşmalarından çekilmesi; küresel tehdit - 1
Ocak 2017’de Amerika’da iktidarın başına geçen Donald Trump ve başında bulunduğu yönetimi tek yanlı ve uluslararası yasaları, hukuku ve anlaşmaları hiçe sayan bir politika izlemeye başlamıştır. Donald Trump yönetiminin bu bağlamda uygulamalarından biri, başta silah anlaşmaları olmak üzere, uluslararası anlaşmalardan çekilmektir.
ABD Başkanı Trump 2016 başkanlık seçimleri sırasında Rusya tarafından desteklendiği yönündeki suçlamaları bertaraf etmek ve ayrıca Amerika’nın nükleer gücünü takviye etmek ve Rusya’nın nükleer gücünü zayıflatma hedefine ulaşmak için sürekli Moskova yönetimini INF adı ile anılan iki ülke arasındaki orta menzilli nükleer silah anlaşmasını ihlal etmekle suçlamaya başladı. Aslında hem Amerika ve hem Rusya yıllardır birbirini bu anlaşmayı ihlal etmekle suçluyor. Amerika yönetimi suçlaması için Rusya yönetiminin yeni bir cruise füzesini operasyonel hale getirmesini ve ayrıca bu anlaşmaya bağlı kalmanın Amerika’yı Çin’in doğu Asya bölgesinde füze gücü ile mücadele doğrultusunda yeni silahlar geliştirmesini engellediğini gerekçe gösteriyor.
Amerika yönetimi 2 Şubat 2019 tarihinde INF adıl bu stratejik anlaşmayı askıya almakla beraber, anlaşmada kalmak için Rusya’nın da bu anlaşmaya tam olarak bağlı kalma şartını ileri sürdü ve bunun için Moskova yönetimine altı aylık bir süre tanıdı.
Rusya ise karşı atakta bu anlaşmayı asıl Amerika yönetimi doğu Avrupa bölgesinde füze savunma sistemi konuşlandırmak, B-61 adlı taktiksel nükleer bombayı geliştirmek ve Avrupa kıtasında silahla donatılmış İHA’larını yerleştirmekle ihlal ettiğini belirterek Rusya devlet Başkanı Vladimir Putin’in talimatı üzerine anlaşmayı uygulamayı askıya aldı.
Sonunda Amerika INF adlı orta menzilli nükleer silahlarla ilgili tehdidini hayata geçirdi. Bu doğrultuda ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo 2 Ağustos 2019 tarihinde Amerika devletinin bu anlaşmadan çekildiğini resmen ilan ettiği açıklamasında karara gerekçe için Rusya yönetimini suçladı. Konu hakkında bir tweet atan Dışişleri Bakanı Pompeo, bir kez daha Rusya yönetimini INF anlaşmasına bağlı kalmamakla suçlayarak şöyle yazdı: 2 Şubat 2019’da Amerika Rusya’ya orta menzilli nükleer füzeleri men eden anlaşmaya bağlı kalması için 6 ay süre tanıdı, ancak Rusya karşı çıktı, o zaman bu anlaşma bugün itibarı ile son buluyor. Amerika, karşı tarafın ihlal ettiği bir anlaşmanın bir parçası olmayacaktır. Rusya anlaşmanın uygulanmasının sonlandırılmasının tek sorumlusudur.
Amerika Başkanı Donald Trump yönetimi ve onu izleyen NATO Rusya yönetimini INF anlaşmasını ihlal etmekle suçladılar ve Moskova 500 km menzilli nükleer başlık taşıyabilen cruise 9 M 729 füzelerini ürettiğini iddia ettiler. Ancak Rusya bu iddiayı reddetti. Amerika yönetiminin bu hareketine tepki gösteren Rusya Dışişleri Bakanlığı, orta menzilli nükleer füzeleri men eden anlaşmanın uygulanması bugün 2 Ağustos Cuma gününden itibaren Amerika yüzünden sona erdiğini belirtti.
Amerika ve eski Sovyetler Birliği Aralık 1987 tarihinde orta menzilli nükleer füzeleri men eden INF anlaşmasını imzaladı. Anlaşma, cruise ve balistik füzelerin yok edilmesini öngörmekle beraber Washington ve Moskova’yı Avrupa kıtasında 500 ila 5500 km menzilli balistik ve cruise füzelerini yerleştirmekten men ediyordu.
Ancak INF anlaşmasının sonlandırılması Avrupalı yetkilileri derinden kaygılandırmaya başladı. Avrupa şimdi bir kez daha Washington ve Moskova’nın Avrupa kıtasında silah yarışına şahit olmak zorunda kalıyor.
INF anlaşması Amerika ve Rusya tarafından resmen feshedildikten sonra Avrupalı üst düzey yetkililer her iki ülkeyi yeşil kıtada silah yarışı konusunda uyararak bu anlaşmanın feshedilmesi Avrupa’yı olumsuz yönde etkileyeceğini belirttiler. Bu durum özellikle AB’nin ağır topu olan ve soğuk savaş döneminde de Amerika ve eski Sovyetler Birliği'nin rekabet ve mücadele alanına dönüşen Almanya’yı derinden kaygılandırıyor.
Almanya yönetimi, ABD Başkanı Donald Trump’ın INF anlaşmasından çekilme fırsatından yararlanarak sadece cruise ve balistik füzeleri geliştirmekle kalmayacağı ve bunun yanında yeni nükleer başlıkları geliştirerek Avrupa’ya ve özellikle Almanya topraklarına yerleştirmesinden endişe ediyor. Almanya ordusu baş müfettişi General Eberhard Zorn, Amerika ve Rusya yönetimlerinin orta menzilli nükleer füzeleri men eden anlaşmanın feshetmelerinden duydukları kaygıyı dile getirerek, bu bağlamda yeni bir anlaşma imzalanmasını istedi. General Zorn şöyle dedi: Bence, ülkelerin arasında yeni bir silah denetim mekanizması oluşturmalı ve Rusya, Amerika ve Çin bu mekanizmaya katılmalı. Bu bağlamda yapılacak yeni anlaşma Avrupa ve Almanya’nın güvenliğinin güvence anahtarı olabilir.
Bu arada konu hakkında önemli bir nokta, AB ve NATO’nun konu hakkındaki görüşleridir. Avrupa Birliği Dış Politika Sorumlusu Federica Mogherini ve NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Temmuz 2019’un ortalarında Amerika yönetiminin tek yanlı bir karar alarak INF anlaşmasından çekilmesine işaret etmeksizin Rusya yönetiminden bu önemli anlaşmayı kurtarmak için son fırsatı değerlendirmesini ve anlaşmadaki yükümlülüklerini yerine getirmesini istediler.
Avrupa Birliği Dış Politika Sorumlusu Mogherini açıklamasında orta menzilli nükleer füzeleri men eden INF anlaşmasının son 30 yılda Avrupa’nın ve genelde dünyanın güvenliği bakımından önemli rol ifa ettiğini belirterek şöyle dedi:
Biz INF anlaşması ile ilgili gelişmeleri büyük kaygı ile izliyoruz. AB yetkilileri Rusya yönetiminin bu anlaşma çerçevesindeki yükümlülüklerini uygulamayı askıya alma kararını büyük esefle karşılamaktadır.
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg de bir açıklama yaparak orta menzilli nükleer silahları men eden INF anlaşmasının korunmasından Rusya’yı sorumlu tuttu. NATO Genel Sekreteri Stoltenberg Moskova yönetiminden bu önemli ve stratejik anlaşmayı korumak üzere son şansı değerlendirmesini, aksi takdirde anlaşmanın başarısızlığından ancak Rusya sorumlu olacağını belirtti. NATO Genel Sekreteri Stoltenberg şöyle dedi:
Bu füze anlaşması feshedildiği takdirde dünya güvenliği önemli oranda azalacaktır. INF anlaşması feshedilince Amerika bir kez daha Avrupa kıtasında envai çeşit cruise ve balistik füzeleri yerleştirmeye başlayacaktır.
Gerçi bu konu Avrupalı üst düzey yetkililerini derinden kaygılandırıyor, fakat buna rağmen şimdiye kadar bu konuya karşı doğru biçimde yaklaşmadıkları ve Washington’un güdümünde sürekli Rusya’yı suçladıkları ve Moskova yönetimini sorumlu tuttukları gözleniyor. Oysa tüm işaretler, INF anlaşmasını asıl Amerika yönetimi ihlal ettiğini gösteriyor. Buna göre Avrupalı yetkililerin Donald Trump yönetiminin nükleer silahların kontrol altına alınmasını sağlayan anlaşmalardan tek yanlı kararları ile çekilme eğilimine göz yumdukları anlaşılıyor. Oysa bu durum ve doğuracağı vahim sonuçlar gelecekte en çok Avrupa kıtasını etkileyecektir.
Aslında Donald Trump yönetimi INF anlaşmasından tek yanlı bir kararla çekilerek bir kaç amacı birlikte takip ediyor. Trump yönetiminin amacı ilk etapta, INF anlaşması ve Start gibi diğer silah anlaşmalarının getirdiği kısıtlamalardan kurtularak Amerika’nın nükleer silahlarını yenilemektir.
ABD savunma Bakanı yardımcısı John Rood, Rusya yönetimini orta menzilli nükleer füzeleri men eden INF anlaşmasını ihlal etmekle suçladığı açıklamasında şöyle dedi: Biz geleceğin kaygısını duymalıyız ve başka ülkelerle iş birliği yoluyla Çin ve Rusya’yı bu tür istikrarsızlaştırıcı eğilimleri onların beklediği güvenliği onlara veremeyeceği konusunda ikna etmeliyiz.
Aslında Amerikalı bu yetkilinin iddiaları meselenin sorumluluğundan kaçmaya yönelik olduğu anlaşılıyor. Amerikalı yetkili başta Rusya olmak üzere Amerika’nın rakiplerini suçlayarak böylece Trump yönetiminin yayılmacı uygulamalarına zemin hazırlamaya çalışıyor.
Donald Trump yönetimi küçük nükleer silahları üretmek ve konuşlandırmak başta olmak üzere nükleer silahları ve nükleer stratejisi alanında aktif bir eğilim sergiliyor. Amerika’nın yeni nükleer doktrini belgesi “Nükleer durumu gözden geçirme” başlığı altında Şubat 2018’de yayımlandı. Bu belge ABD Başkanı Donald Trump Ocak 2017’de beyaz saraya girer girmez gündeme getirdiği çerçevelere ve kavramlara uygun biçimde hazırlandı. Belgede Amerika’nın güvenlik stratejisinde nükleer silahların önemine ve bu silahların takviye edilme zaruretine vurgu yapılıyor.
“Nükleer durumu gözden geçirme” belgesi, hayati bir seçenek olarak ilk nükleer darbeyi indirme stratejisine vurgu yapıyor, ki bu da dünya genelinde nükleer saldırı kabusunun devam etmesi ve başta Rusya ve Çin olmak üzere diğer nükleer güçlere yönelik açık tehdit oluşturması anlamına geliyor. Öte yandan Amerika’nın yeni nükleer doktrini, Washington’un nükleer silahlarını takviye etmek ve yenilemek için gerekli olan teorik ve yasal zemini hazırlamış oluyor. Nitekim şimdiye dek bu doktrini uygulama doğrultusunda Trump yönetimi 2019 askeri bütçesinde askeri nükleer silahları yenilemek için 24 milyar dolarlık bir bütçe belirledi.
Amerika Başkanı Donald Trump’ın bir başka amacı, Rusya’yı yeni bir silah yarışına çekerek iktisadi gücüne darbe indirmektir. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov 13 Nisan 2019 tarihinde düzenlenen Rusya dış politika ve savunma konseyi oturumunda yaptığı konuşmada, Washington’da silah yarışı taraftarları üstün geldiğini, ancak Rusya silah yarışına girmeyeceğini belirtti.
Aslında Rusya liderleri beyaz sarayın silah yarışı ile Rusya’yı çeşitli boyutlarda zayıflatmayı amaçladığının bilincindedir. Trump yönetimi bu doğrultuda bir yandan Rusya’ya türlü yaptırımları dayatmak, silah anlaşmalarından çekilmek ve başka yollara başvurmakla Moskova’yı Washington’la silah yarışına çekmeye ve öbür yandan başta Avrupa ülkeleri olmak üzere başka ülkeleri Rusya ile iktisadi ve siyasi ilişkilerini kesmeye ve özellikle Rusya’nın Batı sınırlarında askeri varlığını arttırarak Rusya’yı kontrol altına almaya çalışıyor.
Amerika ve Rusya INF anlaşmasından çekildikten sonra, Washington yönetimi şimdi hızla dünyanın çeşitli bölgelerinde yeni füze sistemleri kurmaya ve var olan sistemlerini geliştirmeye başlamak istiyor. Yine Pentagon’un yakın gelecekte yeni füzeleri denemeye başlayacağı belirtiliyor. Reuters haber ajansı adını açıklamadığı Amerikalı bazı üst düzey yetkiliden naklen yaptığı ifşaatta, Washington yönetimi bundan böyle nükleer başlık taşıyabilen orta menzilli füzeleri imal etmeme ve stok etmeme yükümlülüğüne bağlı kalmayacağını yazdı. Nitekim Amerika yönetimi şimdiden orta menzilli nükleer başlık taşıyan yeni füzeleri imal etmek için gerekli bütçenin karşılanması için bastırıyor ve önümüzdeki haftalarda bu özellikte yeni cruise füzeleri denemeye başlayacağı belirtiliyor.
Öte yandan Amerika’nın yeni Savunma Bakanı Mark Esper 3 Ağustos tarihinde, yani Amerika INF anlaşmasından çekildikten bir gün sonra Asya kıtasına yaptığı ziyareti sırasında bir açıklama yaparak, Amerika yönetiminin Çin’in bölgede nüfuzu ile mücadele etmek için doğu Asya bölgesinde hızla yeni orta menzilli füzeleri konuşlandırmak istediklerini belirtti. INF anlaşmasının getirdiği kısıtlamaların artık ortadan kaldırıldığını belirten Esper, Amerika yönetimi yeni füzelerini bir an önce Asya kıtasına yerleştirmek istediğini belirtti, fakat bu silahların kesin olarak hangi ülkeye veya hangi bölgelere konuşlandırmak istediklerine açıklık getirmedi ve sadece beyaz saray bu konuda müttefikleri ile istişarede bulunacağını söylemekle yetindi.
Ancak Amerika yönetiminin Asya Pasifik bölgesine orta menzilli nükleer füze yerleştirmeye yönelik idealist planına rağmen Donald Trump yönetimi bu planını hayata getirmek üzere attığı ilk adımda başarısızlıkla karşılaştı. Bu bağlamda Amerika Dışişleri Bakanı Pompeo ve Savunma Bakanı Esper’in Avustralya ziyareti ve bu ülkenin yönetiminden orta menzilli nükleer füzeleri Avustralya topraklarına konuşlandırma yönünde talepte bulunmaları Avustralya yönetiminin olumsuz cevabı ile karşılaştı.
Avustralya Başbakanı Scot Murison, ülkesi Amerika’nın orta menzilli nükleer füzelerine ev sahipliği yapmayacağını açıkladı. Avustralya Savunma Bakanı Linda Raynolds da yaptığı açıklamada, ülkesi Amerika’nın orta menzilli nükleer füzelerinin konuşlandırılacağı yer olmadığını belirtti.
Aslında Avustralyalı yetkililer Amerikalı füzelerin ülkelerine konuşlandırılması onların güvenliğini arttırmayacağı ve sırf Çin yönetiminin hassasiyetini tetikleyeceği ve aralarındaki ilişkilerde gerginliğe yol açacağının bilincindedir. Böylece Donald Trump yönetimi doğu Asya ve Pasifik bölgesinde taarruz füzelerini konuşlandırma planının ilk adımı başarısızlıkla sonuçlandı.