Trump ve ABD’nin Uluslararası Anlaşmalar Konusunda Orta Çağ’a Dönüşü
https://parstoday.ir/tr/news/world-i283524-trump_ve_abd’nin_uluslararası_anlaşmalar_konusunda_orta_Çağ’a_dönüşü
Parstoday – Trump’ın ikinci başkanlık döneminde, ABD’nin dış politikasında köklü bir değişim yaşandı. Uluslararası anlaşmalar artık Kongre onayıyla meşruiyet kazanmak yerine, kişisel mutabakatlara dönüştü.
(last modified 2025-09-29T04:34:05+00:00 )
Eylül 29, 2025 07:34 Europe/Istanbul
  • Trump ve ABD’nin Uluslararası Anlaşmalar Konusunda Orta Çağ’a Dönüşü

Parstoday – Trump’ın ikinci başkanlık döneminde, ABD’nin dış politikasında köklü bir değişim yaşandı. Uluslararası anlaşmalar artık Kongre onayıyla meşruiyet kazanmak yerine, kişisel mutabakatlara dönüştü.

Amerikan Foreign Policy dergisi son yayınladığı bir yazıda şu ifadelere yer verdi: Trump’ın ikinci başkanlık döneminde, ABD dış politikasında geleneksel ve hukuk temelli süreçler bir kenara bırakıldı. Anayasaya göre Kongre’nin onayıyla meşrulaşması gereken uluslararası anlaşmalar, başkanın yabancı liderlerle yaptığı kişisel uzlaşmalara dönüştü. Bu tür anlaşmalar yüzeyde diplomatik başarı gibi sunulsa da, gerçekte daha çok bireysel pazarlıklara benzemekte ve sağlam bir hukuki ya da kurumsal temele dayanmamaktadır. Bu durum, Orta Çağ’daki örnekleri anımsatmaktadır; o dönemde anlaşmalar, kralın iradesine ve ömrüne bağlıydı.

Amerikan siyasi geleneği, önemli anlaşmaların Senato'nun üçte iki çoğunluğu veya Kongre’nin genel onayıyla kabul edilmesi gerektiğini vurgular. Bu kural, hiçbir başkanın ülkenin kaderini tek başına belirlememesi için oluşturulan denge ve denetim sisteminin temelidir. Ancak günümüzde onlarca anlaşma Kongre devre dışı bırakılarak ilan edilmekte ve başkan, dış politikanın tek aktörü hâline gelmektedir. Bu, Amerikan kurucularının önlemeye çalıştığı tehlikeli bir eğilimdir.

Sorun şu ki, bu tür anlaşmalar mali yükümlülükler ya da askerî taahhütler doğurabilir. Oysa bütçe ve savaş yetkisi büyük ölçüde Kongre’nin elindedir. Kongre onayı olmadan yapılan bu anlaşmaların iç hukuk açısından meşruiyeti yoktur ve uluslararası hukukta da geçerlilikleri tartışmalıdır. Bu nedenle bu tür taahhütler çoğu zaman zayıf bir temele dayanır.

Bu durumun bir diğer yönü ise geniş çaplı gizliliktir. Birçok anlaşma kamuoyuna açıklanmaz ve hatta Kongre üyeleri bile içeriklerinden habersizdir. Bu durum, 20. yüzyılda defalarca uluslararası krizlere yol açmış gizli anlaşmalara benzerlik göstermektedir. Bazı durumlarda anlaşmanın diğer tarafları da Washington’un iddialarını reddetmiş ve bu da hem iç hem dış güvensizliği artırmıştır.

Konkre örnekler bu sorunun gerçekliğini göstermektedir. Ukrayna’daki maden kaynaklarıyla ilgili anlaşma ve El Salvador ile Gana’ya göçmenlerin geri gönderilmesine dair sözleşmelerin metinleri uzun süre gizli tutulmuştur. Bu anlaşmalarla ilgili davalarda Yüksek Mahkeme bile belge eksikliği nedeniyle geçici kararlar vermek zorunda kalmıştır. Bu durum, hukuki şeffaflık eksikliğinin ciddi bir karmaşaya yol açabileceğini göstermektedir.

Bu tehlikeli gidişatın devamı, başkanın kişisel anlaşmalarının resmî anlaşmaların yerini almasına yol açabilir. Bu da Beyaz Saray’da her yönetim değişikliğinde, ABD’nin dış politika taahhütlerinin alt üst olacağı anlamına gelir. Bu tür bir ortam, ABD müttefikleri için bir istikrarsızlık göstergesi, rakipleri içinse bir fırsattır.

Tarihî tecrübeler, anlaşmaların ancak yasama kurumlarının desteğiyle kalıcı olabileceğini göstermektedir. Aksi hâlde bu anlaşmalar, bir kişinin iradesine bağlı geçici mutabakatlardan öteye geçemez. Amerika’nın kurucu babaları, anlaşma yetkisinin tek bir kişide toplanmasının ülkeyi seçimli bir monarşiye dönüştürebileceği konusunda uyarıda bulunmuşlardı..