"Nadir Topraklar" Pekin'in Washington'a Karşı Stratejik Silahına mı Dönüştü?
Parstoday – Amerika Birleşik Devletleri ile Çin arasındaki ticaret savaşı yeni bir aşamaya girerken, bu iki güç arasındaki mücadele çelik ve teknolojiden stratejik kaynaklar alanına taşındı. En yeni cephe ise “nadir toprak elementleri” oldu; Çin’in üretim ve işlenmesinde neredeyse mutlak bir hakimiyete sahip olduğu, ileri sanayiler için hayati öneme sahip unsurlar.
Son yıllarda ABD ile Çin arasındaki ticaret savaşı, çelik ve teknoloji gibi geleneksel alanlardan daha stratejik boyutlara taşındı. Bu savaşın en yeni başlıklarından biri de "nadir toprak elementleri" ya da İngilizcesiyle Rare Earth Elements (REE) oldu; ileri teknolojilerin üretiminde kilit rol oynayan elementler. Neodimyum, Disprosyum ve Lantan gibi 17 nadir kimyasal elementi kapsayan bu mineraller, elektrikli araçlardan akıllı telefonlara, balistik füzelere ve rüzgar türbinlerine kadar modern sanayinin temelini oluşturuyor.
Çin, bu maddelerin üretiminde dev bir güç olarak, dünya REE üretiminin %70’inden fazlasını ve işlenmesinin %90’ını elinde bulunduruyor. Bu hakimiyet, Pekin’e küresel piyasaları etkilemek için güçlü bir araç sağlıyor. Buna karşılık Washington da karşı önlemler alarak gerilimi zirveye taşıdı.
Ticaret savaşı, 2018 yılında Donald Trump'ın başkanlığı döneminde tarifeler, yaptırımlar ve ihracat kısıtlamalarıyla başlamıştı. Ancak Trump’ın 2025 yılında Beyaz Saray’a dönüşüyle birlikte, "Önce Amerika" yaklaşımı daha sert bir şekilde yeniden uygulamaya kondu.
Amerika’nın Huawei gibi Çinli teknoloji firmalarına karşı uyguladığı yaptırımlar ve gelişmiş çip ihracatına yönelik kısıtlamalara tepki olarak, Çin 10 Ekim 2025 tarihinde "nadir topraklar"ın ihracatına yeni sınırlamalar getirdi. Bu sınırlamalar, %0.1’den fazla REE içeren ürünlerin ihracatında özel izin alınması şartı ve kontrol altına alınan element listesine beş yeni elementin eklenmesini içeriyor.
Pekin, bu adımları "hakim sanayilerin düzenlenmesi çerçevesi" olarak savunsa da, Washington bu hamleyi "düşmanca ve saldırgan" olarak nitelendiriyor. Trump, Truth Social adlı sosyal medya platformunda bu adımı "şeytani bir politika" olarak tanımladı ve bunun "dünyadaki neredeyse her ülkenin hayatını zorlaştırdığını" söyledi.
Buna yanıt olarak Trump, Çin ithalatına %100 gümrük vergisi uygulanacağını tehdit etti – bu vergi 1 Kasım 2025’ten itibaren (veya Çin'in adımlarına bağlı olarak daha erken) yürürlüğe girecek ve mevcut tarifelerin (%30 veya daha fazla) üzerine eklenecek. Trump'ın 10 Ekim’de yaptığı bu açıklamalar yalnızca ekonomik bir uyarı değil, aynı zamanda jeopolitik bir sinyal niteliğinde.
Trump ayrıca Çin’in teknoloji sektörünü hedef alarak, "hayati yazılımlara yönelik ihracat kontrolleri" uygulayacağını da belirtti. Bu ifadeler, yapay zeka ve endüstriyel yazılımlar gibi alanları hedef alıyor gibi görünüyor. Bu gelişmeler, Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in Güney Kore’deki APEC zirvesinde planlanan görüşmesini tehlikeye attı ve Trump bu görüşmenin iptal edildiğini duyurdu.
Bu intikam döngüsü, ABD ile Çin arasındaki ilk ticaret savaşını hatırlatıyor; ancak bu kez stratejik kaynaklara odaklanması, savaşı daha da tehlikeli hale getiriyor.
Bu çatışmanın nedenleri yapısal bağımlılıklara dayanıyor. ABD açısından en büyük endişe, ulusal güvenlik. REE'ler, savunma sanayi için hayati öneme sahip. Bu elementler olmadan F-35 savaş uçakları, radar sistemleri ve hassas güdümlü füzelerin üretimi mümkün değil. Pentagon’a göre, ABD'nin nadir toprak elementleri ithalatının %80’i Çin’den geliyor. Bu bağımlılık, Pasifik bölgesinde Pekin ile rekabetin ortasında, stratejik bir zayıflık olarak görülüyor. Trump ve ekibi, bu durumu “ekonomik soğuk savaş”ın bir parçası olarak değerlendiriyor ve tedarik zincirini çeşitlendirmeyi hedefliyor.
Öte yandan Çin, REE’leri diplomatik bir koz olarak kullanıyor. Pekin, Afrika ve Avustralya’daki madenlere yaptığı büyük yatırımlarla bu alandaki hakimiyetini sağlamlaştırmış durumda ve bu gücü ABD yaptırımlarına karşı kullanıyor.
Ekonomik nedenler de oldukça önemli. Nadir topraklar, lityum-iyon pilleri gibi yeşil teknolojilerin değer zincirinde kilit rol oynuyor. Bu kaynakları kontrol etmek, Çin’e yeşil ekonomiye geçişte avantaj sağlıyor. Ayrıca, Tayvan meselesi ve Güney Çin Denizi gibi jeopolitik gerilimler bu çatışmayı daha üst bir seviyeye taşıyor.
Bu gerilimin sonuçları ise oldukça geniş ve katmanlı. Kısa vadede, küresel piyasalar sarsıldı; çoğu borsada hisse senetleri düşerken, Londra ve Şanghay borsalarında nadir toprak elementlerinin fiyatları fırladı.
Trump’ın %100 tarifeleri, Çin ithalatının maliyetini iki katına çıkarabilir; bu da ABD’li tüketicilere (akıllı telefonlardan elektrikli araçlara kadar) doğrudan maliyet baskısı yaratır. Apple, Tesla ve Boeing gibi REE'ye bağımlı şirketler, tedarik zincirinde aksaklıklar yaşayabilir.
Çin için bu tarifeler, ABD’ye yönelik 500 milyar dolarlık ihracatı tehdit ediyor ve Pekin’in ekonomik büyümesini %5’ten %4’ün altına çekebilir.
Uzun vadede bu savaş, 2025 Nisan’ındaki önceki tarifelerde olduğu gibi küresel bir durgunluğa yol açabilir. Ancak bazı fırsatlar da söz konusu: ABD, Kaliforniya’daki McDermitt Dağı gibi yerli madenlere ve Avustralya ile Kanada gibi müttefiklerine yaptığı yatırımları artırarak bu bağımlılığı %50’ye kadar azaltabilir. Çin de Avrupa ve Afrika gibi alternatif pazarlara yönelebilir.
Sonuç olarak bu “nadir topraklar” savaşı sadece bir ticaret anlaşmazlığı değil, aynı zamanda geleceğin teknolojisine hükmetme savaşıdır. Eğer Trump tarifeleri hayata geçirirse, dünya inovasyonun yavaşladığı ve jeopolitik gerilimlerin alevlendiği ciddi bir krizle karşı karşıya kalabilir. Acil müzakereler, bu çıkmazdan çıkmanın tek yolu gibi görünüyor; ancak Trump’ın sert söylemleri ve Şi’nin temkinli sessizliği, barışçıl bir çözüme dair umutları zayıflatıyor.