Emeklilik Reformunun Askıya Alınması Fransa'yı Siyasi Krizden Çıkarır mı?
https://parstoday.ir/tr/news/world-i284498-emeklilik_reformunun_askıya_alınması_fransa'yı_siyasi_krizden_Çıkarır_mı
Parstoday – Fransa Başbakanı, parlamentonun baskıları karşısında geri adım attı ve 2023'te onaylanan emeklilik reformunun 2027 başkanlık seçimlerinden sonrasına kadar askıya alındığını açıkladı.
(last modified 2025-10-16T00:22:16+00:00 )
Ekim 16, 2025 03:21 Europe/Istanbul
  • Emeklilik Reformunun Askıya Alınması Fransa'yı Siyasi Krizden Çıkarır mı?

Parstoday – Fransa Başbakanı, parlamentonun baskıları karşısında geri adım attı ve 2023'te onaylanan emeklilik reformunun 2027 başkanlık seçimlerinden sonrasına kadar askıya alındığını açıkladı.

Fransa Başbakanı Sébastien Lecornu, parlamentonun talepleri karşısında geri çekilerek, 2023’te kabul edilen emeklilik reformunun 2027 başkanlık seçimlerinden sonrasına kadar askıya alındığını duyurdu. Parstoday'in haberine göre, bu reform, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un kişisel projesiydi ve ekonomik programının temel taşı olarak Fransa'nın emeklilik sistemini daha sürdürülebilir hâle getirmeyi ve ülke bütçesini dengelemeyi amaçlıyordu. Ancak aynı reform, şimdi Macron’un zayıf noktası hâline gelmiş durumda.

Lecornu şöyle dedi: “Ocak 2028'e kadar yaş artışı olmayacak.” Bu kısa cümle, Macron hükümetinin en tartışmalı kararlarından birinin askıya alınması anlamına geliyor. Bu karar, aylarca süren sokak protestoları, geniş çaplı grevler ve siyasi krizlere yol açmıştı. Macron, 2022’de ikinci cumhurbaşkanlığı dönemine "mali disiplin" ve "ekonomik yapısal reform" vaatleriyle başlamıştı. Ancak şimdi, en yakın müttefiklerinin bile kendisinden uzaklaştığı bir tabloyla karşı karşıya. İki yıl içinde altı başbakan değişti; bu durum Beşinci Cumhuriyet tarihinde benzeri görülmemiş bir istikrarsızlığı yansıtıyor.

Fransa Parlamentosu bugün üç büyük blok arasında adeta bir savaş alanına dönüşmüş durumda: radikal sol, aşırı sağ ve Macron’un merkezci koalisyonu. Hiçbir blok çoğunluğu sağlayamıyor ve kalıcı bir ittifak kurulmuş değil. Macron, parlamentoyu feshetmekle tehdit ediyor ama öte yandan güvensizlik oyundan da çekiniyor. Fransa siyaseti bir çıkmazın içinde ve bu çıkmazdan çıkmak kolay değil.

Fransa’nın bütçe açığı, GSYİH’nın %5,8’ine ulaşmış durumda. Kamu borcu %110 sınırını aşmış. Hükümet, memur maaşları, emeklilik ödemeleri ve enerji sübvansiyonlarını karşılayabilmek için yoğun şekilde borçlanmak zorunda kalıyor.

Bu şartlar altında emeklilik reformunun askıya alınması, sosyal açıdan kısa süreli bir sakinlik getirse de, ekonomik olarak mali disiplinden geri adım anlamına geliyor. Paris sokaklarında hâlâ geçen yılki protestoların yankısı hissediliyor. Sendikalar, bu askıya almayı "geçici bir teslimiyet" olarak nitelendirirken, muhalefet partileri "bir hayatta kalma planı"ndan söz ediyor. Hatta Macron’un kendi partisinde bile memnuniyetsizlik sesleri yükseliyor.

Macron’a yakın isimlerden ve “Renaissance” partisinin lideri Gabriel Attal, “Artık Cumhurbaşkanının kararlarını anlayamıyorum.” dedi. Belki de bu cümle, Fransa’daki bugünkü siyasi ortamı en iyi özetleyen ifadedir. Paris Üniversitesi'nden siyaset bilimi profesörü Olivier Costa, Le Monde gazetesine verdiği demeçte şöyle diyor: “Fransa'nın sorunu yapısaldır. Meclisin feshiyle, başbakan değişikliğiyle veya erken seçimle bu kriz çözülmez. Beşinci Cumhuriyet, bu kadar parçalı bir siyaseti yönetmek için tasarlanmamıştı.”

Gerçek şu ki Macron, 1960’ların koşulları için tasarlanmış bir sistemle yönetmeye çalışıyor. O dönemde cumhurbaşkanı doğal olarak meclis çoğunluğunu elinde bulunduruyordu. Ancak günümüzde Fransız toplumu değişti. Geleneksel partiler çöktü, her iki kanatta popülizm yükseldi ve seçmenler her zamankinden daha dağınık durumda.

Macron, geçtiğimiz yaz meclisi feshedip erken seçim düzenleyerek yeni bir milletvekili dağılımının kendisine yeni bir fırsat vereceğini umuyordu. Ancak sonuç tam tersi oldu. Yeni meclis, öncekinden daha da parçalı, zıt kutuplu ve düşmanca. Marine Le Pen’in aşırı sağ partisi en fazla sandalyeyi kazandı ama mutlak çoğunluğu elde edemedi. Macron’un merkezci ittifakı 577 sandalyeden sadece 161'ini alabildi; bu sayı en basit yasaların bile geçirilmesi için yeterli değil. Bu ortamda başbakanlar, doğal olarak krizin kurbanları oldu. Elisabeth Borne’dan Gabriel Attal’a ve şimdi de Sébastien Lecornu’ya kadar gelen tüm başbakanlar, meclis ile cumhurbaşkanı arasında köprü kurma çabalarında başarısız oldular; ya güvenoyunu kaybederek ya da istifa ederek görevlerinden ayrıldılar.

Eski başbakanlardan Édouard Philippe açıkça şöyle dedi: “Bu durum artık sürdürülemez. Macron, yetkileri yeni bir başbakana devretmeli ve erken seçime gitmelidir.” Bu sözler, bir zamanlar Macron’a en sadık isimlerden birinin ağzından çıkınca sembolik bir anlam kazanıyor. Artık hükümet içinde bile “cumhurbaşkanının yalnızlığı”ndan söz ediliyor. Medyada, Macron’un sonbaharda Sen Nehri kenarında yalnız yürüdüğünü gösteren bir fotoğraf geniş yankı uyandırdı.

Macron, hiçbir yoldaşı olmadan, sadece uzaktan takip eden korumaları eşliğinde yürüyordu. Bu görüntü, birçok Fransız için sadece kişisel bir an değil, aynı zamanda cumhurbaşkanının siyasi yalnızlığının simgesiydi.

Fransa çok katmanlı bir krizin eşiğinde: Bir yanda kırılgan ekonomi ve artan borçlar, diğer yanda derin toplumsal ve siyasi bölünmeler. Ekonomik reformlar durmuş durumda, halkın devlete olan güveni sarsılmış ve Macron’un siyasi geleceği belirsizlik içinde. Emeklilik reformunun askıya alınması, yüzeyde ortamı yatıştırmaya yönelik bir karar gibi görünse de, aslında Macron’un Fransa’yı “modern” ve “disiplinli” hâle getirme çabasının sona erdiğinin işaretidir. Bugün ne meclis ne de kendi partisi onunla birlikte hareket ediyor. Altmış yıl önce siyasi istikrar ve güç yoğunlaşması amacıyla kurulan Fransa’nın Beşinci Cumhuriyeti, artık yeni bir anayasal tanıma ve güç yapısının tamamen yeniden inşasına ihtiyaç duyuyor olabilir.