Amerika Neden ve Nasıl Kendi Halkını “Boğuyor”?
Parstoday – ABD hükümeti, uyguladığı politikalar ve aldığı kararlarla kendi halkının yaşam alanını daraltmaktadır.
Parstoday’in aktardığına göre, Amerikan dergisi Newsweek 24 Kasım 2025 tarihli “ABD, İran’ın Halkını Boğuyor Diyor” başlıklı makalesinde İran hükümetinin vatandaşlarını baskı altına aldığı iddiasında bulunmuştur. Ancak bu yazı, ABD’de Donald Trump yönetiminin yanlış ve yıkıcı politikalarının Amerikan halkını gerçek anlamda “boğduğunu” göz ardı etmektedir. ABD hükümetinin vatandaşlarına yönelik “boğucu” baskılar şu şekilde devam etmektedir:
- Yıkıcı Ekonomik Politikaları
Trump yönetiminin ekonomik politikaları, Amerikan halkı üzerindeki boğucu baskıları fiilen artırmış ve halkın omuzlarına ağır yükler bindirmiş, birçok orta ve düşük gelirli kesimi ciddi sorunlarla karşı karşıya bırakmıştır. En önemli örneklerden biri, büyük şirketler ve zenginler için yapılan vergi indirimleridir; bu uygulama genel durumu iyileştirmek yerine sınıfsal uçurumu derinleştirmiştir. Zenginler bu durumdan kazanç sağlarken, devletin sosyal hizmetler için mali kaynakları azalmış ve alt sınıflar üzerindeki baskı daha da artmıştır. Öte yandan, Çin ve diğer ülkelere karşı yürütülen ticaret savaşları ve ağır gümrük tarifeleri ithal malların fiyatlarını yükseltmiş, özellikle tarım sektörü ve küçük işletmelere zarar vermiş ve Amerikan halkının yaşam maliyetlerini artırmıştır.
Ayrıca, refah ve sağlık programlarının bütçesinin azaltılması, birçok ailenin sağlık hizmetlerine ve sosyal desteğe daha az erişmesine yol açmıştır. Bu durum, sigorta maliyetlerindeki artışla birleşerek ekonomik baskıyı daha da ağırlaştırmıştır. Sonuçta Trump’ın enerji ve finans şirketlerinin çıkarlarına odaklanan politikaları, çevreye ve işçilere karşı kayıtsızlığı beraberinde getirmiştir. Bu yaklaşımın sonucu, hane borçlarının artması, iş güvencesinin azalması ve halk arasında “ekonomik boğulma” hissinin yaygınlaşması olmuştur. Bu tablo, Trump yönetiminin politikalarının daha çok üst sınıfların yararına, toplumun geniş kesimlerinin ise zararına işlediğini göstermektedir.
- Çevrenin Vahim Durumu
Trump’ın iki başkanlık döneminde Amerika’nın çevre durumu ciddi sorunlarla karşı karşıya kalmıştır. Hava, su ve toprak kirliliği alanlarında yaşanan bu sorunlar, hükümetin çevre düzenlemelerini azaltmaya ve büyük sanayi kuruluşlarını desteklemeye odaklanan politikalarının doğrudan sonucudur. Trump yönetiminin en önemli adımlarından biri, Paris İklim Anlaşması’ndan çekilmek ve ABD’nin sera gazı emisyonlarını azaltma taahhütlerini düşürmek olmuştur. Bu karar, özellikle kömür ve petrol sektörleri gibi enerji yoğun sanayilerin ciddi bir sınırlama olmaksızın faaliyetlerini sürdürmesine yol açmış, büyük şehirlerde hava kirliliğini artırmıştır. Aynı zamanda Çevre Koruma Ajansı’nın (EPA) bütçesinin azaltılması, kurumun hava kalitesini denetleme ve kirleticileri kontrol etme kapasitesini sınırlamıştır.
Su alanında ise Trump yönetiminin politikaları Temiz Su Yasası’nı (Clean Water Act) zayıflatmıştır. Bu değişiklikler, birçok nehir ve sulak alanın koruma kapsamı dışında kalmasına neden olmuş, sanayi ve tarımdan kaynaklanan kirlilik içme suyu kaynaklarına ulaşmıştır. Michigan eyaletindeki Flint kentinde yaşanan su krizine benzer sorunlar başka bölgelerde de artmış ve halk sağlığı açısından ciddi endişeler doğurmuştur. Toprak konusunda ise tarım ve sanayide kullanılan kimyasal maddelere ilişkin düzenlemelerin gevşetilmesi, tarım arazilerine nitrat ve ağır metallerin karışmasını artırmış, bu durum hem gıda ürünlerinin kalitesini etkilemiş hem de toprağın doğal döngüsünü ve ekosistemleri bozmuştur.
Genel olarak Trump yönetiminin kısa vadeli ekonomik çıkarları önceleyen ve çevresel denetimi azaltan politikaları, hava, su ve toprak kirliliğini şiddetlendirmiştir. Bu durumun halk sağlığı ve Amerika’nın çevresi üzerindeki olumsuz etkileri şimdiden açıkça görülmektedir.
- Su Krizi
ABD bugün ciddi bir su kriziyle karşı karşıyadır; hem kaynak yetersizliği hem de içme suyu kirliliği milyonlarca kişinin yaşamını etkilemektedir. Bu durum büyük ölçüde yanlış politikalar veya özellikle Trump dönemindeki kötü yönetimin sonucudur. İklim değişikliği, uzun süreli kuraklıklar ve yıpranmış altyapılar bu krizi daha da ağırlaştırmıştır. Hatta Los Angeles ve New York gibi büyük ve zengin şehirlerde “boru hattı yoksulluğu” adı verilen bir olgu rapor edilmiştir; yani yüksek yaşam maliyetleri nedeniyle bazı aileler düzenli olarak şebeke suyuna erişememektedir. Kaynak yetersizliğinin yanı sıra içme suyu kirliliği de büyük bir sorun hâline gelmiştir.
Eski ve yıpranmış altyapılar kimyasal maddelerin ve ağır metallerin su şebekelerine sızmasına yol açmıştır. Ayrıca sanayi ve tarımda kullanılan kimyasalların yaygın kullanımı, nitratların ve tehlikeli bileşiklerin su kaynaklarına karışmasını artırmıştır. Bazı bölgelerde kirletici seviyeleri ABD Çevre Koruma Ajansı’nın standartlarını aşmış ve halk sağlığını tehdit etmiştir. Bu kriz yalnızca insanların sağlığını değil, tarımı, sanayiyi ve gıda güvenliğini de baskı altına almıştır. Su kıtlığı tarım ürünlerinin fiyatlarını yükseltmiş ve iç göçü tetiklemiştir; içme suyu kirliliği ise halkın hükümete ve sorumlu kurumlara olan güvenini azaltmıştır.
ABD’deki su krizi, kaynak yetersizliği ile yaygın kirliliğin birleşiminden oluşmaktadır. Bu kriz, önümüzdeki on yıllarda ülkenin karşı karşıya kalacağı en büyük sosyal ve ekonomik tehditlerden biri hâline gelebilir.
- Evsizliğin Artması
Trump yönetiminin ekonomik ve sosyal politikaları, Amerika’da evsizliğin artışında önemli bir rol oynamıştır. Başlıca nedenlerden biri, refah ve sosyal programların bütçesinin azaltılmasıdır; bu durum, düşük gelirli birçok aileyi devlet desteğinden mahrum bırakmıştır. Sosyal konut yatırımlarının ve kira sübvansiyonlarının azaltılması, daha fazla kişinin yüksek konut maliyetlerini karşılayamamasına yol açmıştır. Öte yandan, zenginler ve büyük şirketler lehine uygulanan vergi politikaları, sınıfsal uçurumu büyütmüş ve alt sınıflar üzerindeki ekonomik baskıyı artırmıştır. Aynı zamanda sağlık ve sigorta giderlerinin yükselmesi, birçok aileyi iflasın eşiğine sürüklemiş ve nihayetinde evsiz bırakmıştır.
Trump yönetiminin düzenlemeleri azaltmaya ve serbest piyasayı desteklemeye odaklanan politikaları, sosyal sonuçları göz ardı ederek büyük şehirlerde konut fiyatlarının eşi görülmemiş şekilde artmasına neden olmuştur. Bu eğilim özellikle Kaliforniya ve New York gibi eyaletlerde evsizlik krizini daha da ağırlaştırmıştır. Genel olarak, sosyal desteklerin azaltılması, yaşam maliyetlerinin yükselmesi ve kırılgan kesimlere duyarsızlık, binlerce insanı sokaklara sürüklemiştir. Bu durum yalnızca bir sosyal kriz değil, aynı zamanda Amerika’da kamu güvenliği ve sağlığı için ciddi bir tehdit olarak değerlendirilmektedir.
- ABD’de silahlı şiddetin artışı
Trump yönetiminin silah taşıma özgürlüğünü tamamen destekleyen politikaları, fiilen ülkede toplu silahlı saldırıların artmasına yol açmıştır. Yasal sınırlamaların kaldırılması veya zayıflatılması, yarı otomatik silahlara daha kolay erişim imkânı sağlamış ve okullar, alışveriş merkezleri ile kamuya açık alanlarda geniş çaplı katliamların gerçekleşme ihtimalini artırmıştır. İstatistikler, Trump döneminde toplu silahlı saldırıların sayısında kayda değer bir yükseliş olduğunu ve çok sayıda kurbanın ortaya çıktığını göstermektedir. Bu yaklaşım yalnızca kamu güvenliğini zayıflatmakla kalmamış, aynı zamanda devletin vatandaşlarının hayatını koruma görevini açıkça ihlal etmiştir. Bunun sonucunda Amerikan toplumunda derin sosyal ve psikolojik etkiler meydana gelmiştir./